KÜLTÜR, SANAT VE TURİZM EMEKÇİLERİNE ÇAĞRIMIZDIR!
2010 yılı toplu sözleşme döneminde, yıllardır olduğu gibi işkolunda yetkili sendika yine sendikamız KÜLTÜR SANAT SEN olmuştur. 4688 Sayılı Yasa çıktığından bugüne “toplu görüşme” adı altında bir tiyatro oynandığını hepimiz bilmekteyiz. Özellikle Ağustos ayının sıcağında yapılmasını sağlayarak, kamu emekçilerinin müdahil olmasını engellemek isteyen Hükümet, her yıl “toplu görüşmeleri” istediği gibi yönlendirmekte, kamu emekçileri ve onların örgütlü gücünü tanımama çabası içerisindedir.
Bizler KESK ve bağlı sendikalar olarak oynanmak istenen oyunu görüyor, üyelerimizi ve çeşitli nedenlerle diğer sendikalara üye olmuş yüz binlerce emekçiyi uyarmaya devam ediyoruz. Geleceğimizi masa başında yapılan danışıklı görüşmelerle değil, taleplerimiz üzerinden yürüteceğimiz grevli ve toplusözleşmeli mücadele ile belirlemek istiyoruz.
İşkolumuzda “toplu görüşme” adı altında yapılan tek taraflı dayatma dönemi bitmiştir. Hala yönetmeliklerde, mali, sosyal haklarda, iş yaşamı ve çalışma mekânlarında tek taraflı belirlemeler yapmakta olan bakanlığın son uygulamaları artık bardağı taşırmıştır.
Bugüne kadar sendikamıza ve konfederasyonumuza karşı gerçekleştirilen her türden baskıya, tehdide, sürgüne, cezaya ve liyakatsizliğe göğüs geren bizler, verdikleri onurlu ve kararlı mücadelelerle tarihe geçen emekçilerle birlikte, yaratılan bu ablukayı yara yara ilerleyeceğiz.
İşkolumuzda kurumsal bir güç oluşturan sendikamız, Kültür ve Sanat emekçilerinin haklı tepkisi ile bu ve buna benzer uygulamalar karşısında fiili meşru mücadelemizi kararlılıkla sürdürecek ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Hükümeti uygulamaya mahkum ettiği grevli ve toplu sözleşmeli sendika hakkımızı kullanarak mücadelemizi bir adım daha ileriye götüreceğiz.
Bugün sanat kurumlarının bütçelerini sürekli azaltan, oyunların kalitesini düşüren, sanatın özgür ve özerk ortamda sergilenmesine izin vermeyen, sanatkârların reel ücret kayıplarına neden olan uygulamalar ile bakanlık neyi amaçlamaktadır? İhtisas sahibi kadrolar yerine güvencesiz, düşük ücretli esnek istihdamı benimseyen, özelleştirme kapsamındaki kurumlardan gelen personeli havuza alan, kadro açmayan, ısrarla hizmet içi eğitim yapmaktan kaçınan bakanlık bugün yaşadığımız sorunların baş sorumlusu durumundadır.
Yeni Salon açmak adı altında sürekli turne yaptıran, daha düşük bütçelerle, angaryaya varan mesailerle, yetersiz sanatkâr kadrosuyla, siyasi kadrolaşmalarla, tüzüksüz yasasız sanat kurumları tasarlayarak, Devlet Tiyatrolarına, Operasına, Senfonilere, Koro ve Topluluklara ne yapılmak istenmektedir? Kendi yasası olmayan bir kurum; tüm sanat kurumlarının ita amiri durumuna getirilmiş olan Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü, sanat alanında neyin nasıl yapılacağını, sanat kurumlarının gerçeklerini göz ardı ederek, yetkili sendikaya ve uzmanlara sormadan belirlemeye kalkışmakta, böylece Bakanlık yasal dayanağı olmayan genelge ve tebliğlerle, Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü aracılığı ile sanat kurumlarının yasalarından gelen yetki ve iradelerini yok saymaktadır.
Son günlerde medyada sık duyduğumuz, Bakanlığın Sanat emekçilerine verdiği Teşvik İkramiyesine bağlı Performans Değerlendirme Kriterleri uygulaması, Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü eli ile yürütülen uygulamalardan sadece biridir. Bakanlığın isteyerek ya da istemeyerek keyfiyete neden olduğu teşvik kriteri uygulaması ile ilgili Bakanlar Kurulu kararında, açıkça belirtilen “Haziran ayı içinde ödenir” ibaresine rağmen ikramiyenin hala birçok birime verilmemiş olması da sanata ve sanatçıya duyarsızlığın yanısıra bir hukuk ve hak ihlalini de ortaya koymaktadır.
Kendi kuruluş yasası amaçlarına aykırı olarak, Müzeleri, sit alanlarını ve ören yerlerini korumayan, güvenliğini sağlamayan, ardından güvenlikleri sağlanamıyor diyerek özelleştirme hesapları yapan, Müze araştırmacılarını bakanlar kurulu kararına rağmen teknik kadro kapsamına almayan bakanlık neden sorularımıza tatmin edici yanıtlar veremiyor?
Kütüphanelerde alanında uzman olmayan, diyanetten ve yerel yönetimlerden gelen personelle idari birimlerde kadrolaşan, kütüphaneleri toplumun kitaptan, kütüphaneden uzaklaşmasına yol açacak kadar ideolojik yayınlarla dolduran, alanda uzman personelin durumunu iyileştirmek için hiçbir düzenlemeye gitmeyen ve İlçe kütüphanelerini devretmekten söz eden bakanlık ne yapmak istiyor?
Bir dikili ağacı yok misali sosyal tesisi olmayan, lojmanı varsa bile emekçilere yararlandırılmayan, ülkenin hiçbir yerinde kreş açmayan, toplu ulaşım aracı olmayan yerlerde bile servis aracı sağlamayan, hatta birçok ilde çalışanına yemek dahi vermeyen bakanlık ne yapmak istiyor?
Bu soruları daha da çoğaltmak mümkündür. Ancak sorularımıza cevap vermesi gereken bakanlık ya susmakta ya da hedef saptırmaktadır. Yapılmak istenenler açıktır; Kültür, turizm ve sanat alanlarını özelleştirmek, devretmek, elden çıkarmak, ranta açmak, böylece bakanlığı adım adım tasfiye etmek.
AKP iktidarının kamunun her alanında olduğu gibi kültür, sanat ve turizm işkolunda yaptıkları da, önümüzdeki dönemde yapacaklarının teminatıdır.
Peki işkolumuzda yaşanan onca sorun ve tehdit karşısında ne yapacağız?
Yanıtımız bellidir. Yıllardır sürdürdüğümüz, fiili meşru ve hukuksal mücadelemizi bu dönemde de yükselterek devam edeceğiz. Üye sayısını her geçen yıl artıran sendikamız, örgütlü topluma örnek olmaya ve ülkemizin çağdaş, demokratik ortama kavuşması için Kültür ve Sanat emekçileri ile birlikte olmaya, kültürün ve sanatın çıkarları doğrultusunda mücadelesini yürütmeye, toplu sözleşme ve grev hakkıyla haklarını korumaya ve geliştirmeye kararlıdır.
“Vatan Millet Sakarya!” edebiyatıyla emekçilere toplu sözleşme istediğini söyleyen, ancak pratikte hiçbir adım atmayan, KESK’in aldığı hakların üzerine yatan, yüzde %2’lik zamlara imza atıp, emekçilerin yoksullaşmasına göz yuman, tüm bunlar yetmezmiş gibi sermaye ile bir olup, sanki krizi emekçiler yaratmış gibi “kriz varsa çare de var” deyip bedelinin emekçilerden çıkarılmasına sessiz kalan, böylece kimden taraf olduğunu açıkça ortaya koyan işbirlikçi ve sınıf düşmanı sendikaların ipliği pazara çıkmıştır.
Bu sene Bakanlık Merkez teşkilatı için gerekmediği halde neredeyse tüm kurumların birleştirilmesi ile yapılmış olan banka promosyonu komisyonuna Sendika olarak KAMU-SEN’e bağlı Türk Kültür Sanat-Sen katılmıştır. Krizin ortasında % 25-30 kar açıklayan Garanti Bankası Kriz bahanesi ile Kültür emekçilerine 250 TL gibi komik bir rakam teklif etmiş, bu teklif promosyon komisyonunca kabul edilmiştir. Aynı dönemde, AKM Müdürlüğü ve Güzel Sanatlara bağlı en küçük birimler bile tek başına sendikamızın katılımı ile yaptığı promosyon anlaşmalarından çalışanlara kişi başı 700-900 TL arası ödenek çıkarırken, kendisini merkez teşkilatı promosyonunda yetkili kılmak isteyen sendika kendi üyelerinin dahi hakkını gözetmemiş, neredeyse tüm merkez teşkilatı birleştirildiği halde inanılmaz düşük bir ücret verilmesine sessiz kalmış gözükmektedir. Sendikamız emekçiler aleyhine yapılan bu anlaşmada var görünen şaibe ile ilgili bakanlıktan bilgi istemiş ancak Bakanlık yalnızca Bakanlık Web sayfasında olan intranetteki imzasız promosyon protokolünü adres göstermiş, promosyon tutanağının orjinalini de hiçbir yerde panolara asmamıştır. Bakanlık yapması gerekeni yapıp bir an önce şeffaflık ilkesi gereği orijinal imzalı promosyon protokolü metnini panolara asmalı ve kamuoyuna sunmalıdır. Bakanlık ayrıca usulüne göre tamamlanmayan banka promosyonlarına da soruşturma açmalıdır.
Kültür, sanat ve turizm işkolunda çalışan tüm emekçilere sesleniyoruz;
Haklarımızı ve çıkarlarımızı ancak birleşirsek kazanabiliriz. Emekçiler ancak örgütlüyken güçlüdür. Güçlerimizi birleştirdiğimizde ne emek ve emekçi düşmanları, ne de onlarla kol kola girip hareket edenler amaçlarına ulaşamayacaklardır. Gelin bu tarihi birlikte yazalım!
Yaşasın Grevli Toplu Sözleşmeli Sendikal Mücadelemiz!
KÜLTÜR SANAT-SEN