1- GİRİŞ
Ülkemizde yıllardır kamu emekçilerinin sendikal hak ve özgürlükler ile ilgili yaşadığı sıkıntılar bilinmektedir.Yıllardır “toplu görüşme değil toplu sözleşme ve grev hakkı” talebiyle alanlarda yerini alan kamu emekçilerine, Anayasanın 53. maddesinde değişiklik öngören 5982 sayılı kanunun 12 Eylül 2010 tarihinde kabulü ile toplu sözleşme hakkı verilmiştir. Bu hak ilk başta olumlu bir gelişme olarak değerlendirilse bile grev hakkını içermemektedir. Anayasaya göre toplu sözleşme yapılması sırasında uyuşmazlık çıkması halinde taraflar Kamu Görevlileri Hakem Kuruluna (KGHK) başvurabilecekler ve KGHK kararları kesin ve bağlayıcı olacaktır. Olağan “uyuşmazlık, arabulucuk ve grev” mekanizması burada işletilmemektedir. Anayasa özgür toplu pazarlık değil tüm kamu görevlilerini kapsayan genel bir grev yasağı anlamına gelen zorunlu tahkimi benimsemiştir.
Bilindiği gibi en temel haklardan olan sendika hakkı ile grev ve toplu pazarlık hakları bir bütün oluştururlar ve birbirinden bağımsız düşünelemezler. Grev hakkını içermeyen bir düzenleme kabul edilmemelidir.
2- ULUSLARARASI HUKUKUN ULUSAL HUKUKA ÜSTÜNLÜĞÜ VE ANAYASA 90. MADDE SON FIKRA
Uluslararası sözleşmelerin Türkiye’nin iç hukuk ile ilişkisini düzenleyen Anayasanın 90. maddesi, usulune göre onaylanmış uluslararası sözleşmeleri kanun hükmünde kabul etmiş ve bunlara karşı Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamayacağını hükme bağlamıştır. Ayrıca 90. Maddenin son fıkrasına 2004 yılında eklenen yeni cümle usulune göre onaylanmış temel hak ve özgürlüklere ilişkin sözleşmelerle kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda uluslararası sözleşmelerin esas alınmasını hiç bir tartışmaya yer vermeyecek netlikte ortaya koymuştur.
Anayasa 11. madde “ Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır” demektedir. Dolayısı ile 90. madde son fıkra hükmü, kuşkuya yer vermeyecek şekilde bağlayıcı niteliktedir. Bu noktadan hareketle ILO’nun 87, 98 ve 151 no’lu sözleşmeleri ulusal hukuktan üstündür.
Her ne kadar 87 sayılı sözleşmenin sözel metninde grevden bahsedilmemiş olsa bile ILO’nun Sendika Özgürlüğü Komitesi (SÖK), yerleşik ve istikrarlı kararlarında 87 sayılı sözleşmenin diğer çalışanlar yanında kamu görevlileri için de grev hakkını güvenceye aldığını kabul etmiştir. Yine İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi (İHAS)’ın 11. maddesinde toplu sözleşme ve grev hakkından söz edilmemesine rağmen İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi ( İHAM)’nın 2000’li yıllardan itibaren istikrar kazanan kararları ile toplu sözleşme ve grev hakkı 11. maddenin güvencesi altındadır. Bu nedenle kamu görevlileri kapsayan genel bir grev yasağı ILO ve Avrupa Konseyi mevzuatına aykırılık taşımaktadır.
Uluslararası sözleşmelerin doğrudan uygulanamamasının en önemli gerekçesi olarak soyut ve genel olmaları ileri sürülse bile ILO’nun 87 ve 98 no’lu sözleşmeleri, ILO’nun denetim organları kararları ile ete kemiğe bürünmüştür ve birbirinden ayrı düşünülemez. İHAM içtihatları da uygulamayı kolaylaştırıcı niteliktedir.
3- 4688 SAYILI KAMU GÖREVLİLERİ SENDİKALARI KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA İLİŞKİN KANUN TASARISI TASLAĞI HAKKINDA DEĞERLENDİRME VE ÖNERİLER
Anayasa ile kamu emekçilerine verilen toplu sözleşme hakkı ile ilgili olarak aradan on ay geçmiş olmasına rağmen henüz yasal düzenlemeler yapılmamıştır. Hükümet 4688’de değişiklikler yaparak toplu sözleşme uygulamasını başlatmaya hazır değildir. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in açıklamalarından anlaşıldığı kadarı ile hükümetin 15 Ağustos 2011 tarihi için toplu sözleşme değil, toplu görüşme çağrısında bulunacağı kesinleşmiş gibidir. Bakan’ın “memurlarla ve toplu sözleşme ile ilgili Anayasa uyum yasasını çıkaracağız bununla ilgili takvimin hızla işlemesi için elimizden gelen gayreti gösteriyoruz” açıklaması ilgili yasal düzenlemenin tamamlanmadığını doğrulamaktadır. Yapılacak düzenlemelerin ansızın çıkarılabilecek bir KHK ile yapılması riski de bulunmaktadır. KHK değişikliği yerine, yeni bir yasa çıkarılmalıdır.
Uyum yasalarının halen çıkmamış olması, bu konu ile ilgili göz önünde bulundurulması gereken en önemli noktalar olan TİS’in düzeyi, tarafları, kapsamı, dayanışma aidatı ve özellikle uyuşmazlıkların çözümü temelinde KGHK’nın yapısı ve tarafsızlığına ilişkin memur konfederasyonlarına, yasanın kendi talepleri doğrultusunda çıkarılmasının sağlanması konusunda bir olanak sunabilir. Bu olanağın konfederasyonlar tarafından birlikte değerlendirilerek ortak bir karşı duruşun sağlanmasında ve taleplerin ortaklaştırılmasında birlikte hareket etmek önemlidir. Bu süreçte birlikte hareket etmek konusunda gösterilecek kararlılık Yüksek İdari Kurul’da alınan “toplu görüşme değil, toplu sözleşme” kararının da arkasında durmak olacaktır. Bu doğrultuda bu tarihe kadar toplu görüşme masasına sendikamız yetkisi üzerinden oturan konfederasyonumuz KESK öncülüğünde Kamu- Sen ve Memur-Sen’e yapılacak bir çağrının gerekli olduğunu düşünüyoruz.
Diğer yandan Anayasa değişikliğine rağmen kamu emekçileri konfederasyonlarının uyum yasaları çıkartılmayarak, toplu sözleşme yerine tekrar toplu görüşme masasına çağrılmak suretiyle oyalanmış olmaları karşısında nasıl bir tavır alınacağı konusu, ortak hareket etme temelinde önem arzeden diğer bir konudur. Toplu sözleşme taraflarının Kamu İşveren Heyeti ile Kamu Görevlileri Heyeti olacağı taslakta belirtildiğine göre ve Kamu Görevlileri Heyeti 3 konfederasyon başkanlarından oluşacağına göre Anayasa’ya rağmen 15 Ağustos’ta tekrar toplu görüşme masasına gidilip gidilmeyeceği konusu netlik kazanmalıdır. Bu doğrultuda 3 konfederasyon birlikte hareket etmelidir. Toplu görüşme masasına, toplu görüşme yapmak amacıyla değil toplu sözleşme prosedürünün şartlarını konuşmak amacıyla gidilmelidir. Toplu sözleşme sürecinde ise taleplerin ortaklaştırılması temelinde 3 konfederasyon oluşturacakları bir araştırma komisyonu üzerinden ortak bir duruş sergilemelidir.
Yapılacak düzenlemenin içeriği tam olarak bilinmesede kesin olan KGHK kararının bağlayıcı olduğu ve grev hakkının engelleneceğidir. Toplu İş Sözleşmesinin düzeyi ve prosedürü ve sözleşmeden kimlerin faydalanacağı belli değildir.
Bu süreçte göz önünde bulundurulması gereken en önemli noktalar olan TİS’in düzeyine, taraflarına, kapsamına, dayanışma aidatına ve özellikle uyuşmazlıkların çözümü temelinde KGHK’ya ilişkin olarak önerilerimiz aşağıdaki gibidir:
1- Çoğulcu bir TİS düzeni oluşturulmalıdır. Kamu emekçilerinin tamamını ilgilendiren haklarla ilgili konularda Kamu İşveren Heyeti ile Kamu Görevlileri Heyeti arasında genel bir TİS imzalanmalıdır. Diğer yandan kurulu bulunduğu hizmet kolunda en çok üye sayısına sahip sendikanın, çalışanların görev yaptıkları kamu kurumu ile ayrı TİS yapabilme yetkisi olmalıdır. Ayrıca işyeri ve kurum düzeyinde de toplu iş sözleşmelerine olanak tanınmalıdır.
2- Ülke düzeyinde TİS için taslakta ifade edildiği şekliyle Kamu İşveren Heyeti ile Kamu Görevlileri Heyeti şu kişilerden oluşacaktır: “Kamu İşveren Heyeti, Başbakanlık Müsteşarı veya görevlendireceği bir Müsteşar yardımcısının başkanlığında Maliye Bakanlığı Bütçe ve Mali Kontrol Genel Müdürü, Devlet Personel Başkan Yardımcısı ve Sosyal Güvenlik Kurumu Sigorta İşleri Genel Müdüründen oluşacaktır. Kamu Görevlileri Heyeti ise bağlı sendikaların üye sayısı itibariyle en çok üyeye sahip üç konfederasyonun birer temsilcisinden oluşur. Heyetin başkanı en çok üyeye sahip konfederasyonun temsilcisidir. Kamu işverenleri adına Kamu İşveren Heyeti Başkanının belirleyeceği kurum temsilcileri ile kamu görevlileri adına her bir hizmet kolunda yetkili sendika başkanları toplu sözleşme görüşmelerine teknik heyet olarak iştirak edeceklerdir.” Bu düzenleme taraflara eşit koşullarda pazarlık hakkı tanımamaktadır. İşveren heyetinde 4 kişiye karşılık Kamu Görevlileri hayetinde 3 kişi bulunmaktadır. Teknik heyetin işlevi belli olmadığından her bir hizmet kolunda yetkili sendika başkanları teknik heyette değil Kamu Görevlileri Hayeti’nde yer almalıdır. Yani Kamu Görevlileri Heyeti 3 konfederasyonun birer temsilcileri ile her bir hizmet kolunda yetkili sendika başkanlarından oluşturulacak şekilde kapsamı genişletilmelidir. Hizmet kolu düzeyindeki TİS, ilgili sendika ve ilgili kurum veya kuruluş arasında yapılmalıdır.
3- Toplu İş Sözleşmesine konu olacak hükümler çalışanların mali ve sosyal haklarının yanı sıra, çalışma yaşamını ilgilendiren tüm konuları kapsamalıdır.
4- Dayanışma aidatı, sendika üyesi olmayanların da TİS’ten yararlanmasına olanak tanımasına rağmen sendikal örgütlenmeyi zayıflatan bir uygulamadır. Böyle bir düzenlemeye yasada yer verilmemeli, bu düzenleme TİS hükmü olmak üzere sonraya bırakılmalıdır.
5- Kamu Görevlileri Hakem Kurulunun Yapısına İlişkin Bakanlık Önerileri ve Sendikamızın Önerileri
Uyuşmazlık durumunda nihai kararın KGHK’ya ait olacağı ve kararın bağlayıcı olacağı Anayasa’nın 53. maddesinde ifade edilmiştir. KGHK’nın kararını TİS metni sayan hüküm Anayasa’nın 90. maddesi uyarınca iç hukukun bir parçası haline gelen temel hak ve özgürlüklere ilişkin 87, 98 ve 151 sayılı ILO sözleşmeleri, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. maddesi uyarınca verilen kararlar aykırılık oluşturduğundan KGHK’ya böyle bir yetki verilmemelidir. Ancak bu engellenemiyor ise yapılacak düzenlemede KGHK’nın bağımsız ve tarafsız nitelikte olması önemlidir ve taraflar eşit sayıda temsil edilmelidir. Bakanlık önerisine göre KGHK, 7’si hükümet 3’ü memur konfederasyonu temsilcilerinden olmak üzere toplam 10 üyeden oluşacaktır. Yani kamu görevlilerini temsilen Kurul’da yalnızca 3 üye olacaktır. Bu durum göz önüne alındığında sendikamızın önerisi aşağıdaki gibidir:
1- Devlet Personel Başkanlığından bir üye
2- Maliye Bakanlığından bir üye
3- Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığından bir üye
4- Hazine Müsteşarlığı ve Devlet Planlama Teşkilatından birer üye
5- Yargıtay ve Danıştay Başkanları tarafından belirlenecek ilgili dairelerden birer üye
6- Ên çok üyeye sahip 3 memur konfederasyonunun başkanları
7- Memur konfederasyonlarınca oluşturulacak ortak komisyonun belirleyeceği, Çalışma Ekonomisi, İş Hukuku, İdare Hukuku ve Kamu Maliyesi bilim dallarından seçilecek 3 akademisyen ile toplam 13 üyeden oluşur.
Bakanlık Önerisi:
Yargıtay Dokuzuncu Hukuk Dairesi Başkanlığında
1- Devlet Personel Başkanı
2- Maliye Bakanlığı Bütçe ve Mali Kontrol Genel Müdürü
3- Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığından Çalışma Genel Müdürü
4- Hazine Müsteşarlığı ve Devlet Planlama Teşkilatından en az daire başkanı düzeyinde birer temsilci
5- Yüksek Öğretim Kurulunca üniversitelerden İdare Hukuku, İş Hukuku veya Mali Hukuk ana bilim dallarından belirlenecek bir üye
6- En çok üyeye sahip üç konfederasyonun birer temsilcisinden oluşacak toplam 10 üyeden oluşur.
6- Grev
TİS görüşmeleri sırasında uyuşmazlık yaşanması durumunda her ne kadar KGHK kararları kesin olsa bile toplu görüşme süreci içinde grev ve toplu eylem hakkı kullanılabilir. Yasada TİS sürecinde grev ve toplu eylem hakkının kullanımını sınırlayacak bir düzenlemeye yer verilmemelidir. Görüşmeler sırasında çıkabilecek anlaşmazlıklar karşısında görüşme masasının terk edilmeyerek taleplerimiz doğrultusunda kararlı ve kesin bir duruş içinde olunması gerekmektedir ve bu duruştan taviz verilmemelidir. KGHK kararına kadar TİS sürecinde grev ve toplu eylem hakkı kullanılmalıdır.
Ancak, KESK 4. Olağan Genel Kurulu’nda uzlaşmazlık durumunda grev örgütleme, en üst organ olan Genel Kurul’un görevi sayılmamış, grev reddedilerek, bunu yine “ikili ittifak” üzerinden oluşturulan KESK Genel Meclisi’nin değerlendireceği söylenmiştir.
KESK, işçi ve emekçi sınıfların çıkarlarını korumak ve haklarını elde edebilmek için sahip olmaları gereken mücadele araçlarından en önemli ikisinin toplu sözleşme ve grev olduğunun farkındalığı ve bilinci ile fiili ve meşru mücadele çizgisini, bu uğurda bedeller ödeyerek kazanmış bir mücadele örgütüdür. Toplu sözleşme ve grev; grev kararı alınmasına karşı çıkan KESK delegelerinin de bildiği gibi, sendikayı sendika yapan en önemli ögelerdir ve birbirlerinin tamamlayıcısıdır. Grevler sınıf mücadelesinin en güçlü mücadele biçimi, işçi ve emekçilerin hak arama mücadelesinde işverene ve kapitalizme karşı en güçlü, en etkili silahıdır.
Ekonomik ve sosyal haklar açısından kazanımlar elde etmek ülkenin ekonomik ve sosyal politikalarına emekçilerden yana taraf olarak ve buna uygun tutumlar alarak müdahale etmekle ve gerektiğinde bu silahın kullanılması ile mümkündür. Bu temelde yürütülen, teslimiyetçi olmayan bir müdahale ile mücadeleye bütünlük ve ivme kazandırmak gerektiği açıktır.
Kamu emekçileri mücadelesi, bu mücadelenin en önemli aracı olan grev silahından yoksun bir çizgide yürütülemez. Bu yöndeki talep ve beklentiler, nasıl oluşturulduğu belli olan “KESK Genel Meclisi” gibi “yukarıdan belirlenmiş” organlara havale edilerek geçiştirilmemelidir. Aksi bir tutum, KESK’i yaratan değerlerin ve ödenen bedellerin yok sayılması anlamına gelecektir.