Yıllardır ülkemizde özel olan güzeldir, verimlidir, bağımsızdır, özgürdür, kârlıdır… söylemleriyle özelleştirmeler yapılmaktadır. Başta eğitim, sağlık, enerji, iletişim olmak üzere ranta dönüşen ve kâr getiren ne varsa elden çıkarıldı. Piyasa, rekabet, tüketim, kar, faiz kavramları insanımızın yaşamına karabasan gibi girdi. Bu kurumların çalışanları ya işten çıkarıldı ya da güvencesiz çalıştırılmaya başlandı. Hatta daha iyi ücretler alırken koşullar aleyhlerine işledi. Özelleştirilen kurumların mal varlıkları ya satıldı ya da hibe edildi. Peki, tüm bunlar olurken sanat ne oldu dersiniz?
[nggallery id=45]
Kamunun yeniden yapılanması adı altında sanatında özelleştirilmesinin düğmesine 2002 yılında TİSK raporu doğrultusunda basıldı. Bugünlerde ise Kültür ve Turizm Bakanının verdiği demeçlerde Kültür ve Sanat Kurumlarının özelleştirilmesinin gerekliliği daha net ifade edilmektedir. Ülkemizde yasalarla kurulan kurumlar kolay kaldırılamazlar. Bugün Devlet Tiyatroları, yasalarına rağmen fiilen işleyemez hale getirilmiş, KİT haline getirilerek niteliksizleştirilmiş, sanatçılarımıza kapitalist esnek çalışma koşulları dayatılmış, sanatkârlara kanunlarında olmamasına rağmen 1 yıllık hizmet sözleşmesi uygulaması dayatılmış, ücret talepleri, çıkmayan özel yasa nedeniyle yıllardır erozyona uğratılmıştır. Bütün bunların üzerine sanat mekânları kapatılmak istenmiş, var olanlar ise bakımsız bırakılarak kendi kaderine terk edilmiştir.
1310 Sayılı Devlet Tiyatrosu Kuruluşu hakkındaki yasanın yetersiz kaldığı söylemleriyle başlayan ve sonu nereye gideceği belli olan çalışmaları yapan siyasi iradeye sormak gerekmektedir; bu yasayı özüne uygun olarak uyguladınız mı? Sanatı ve sanat emekçilerini koruyan ve geliştirilmesi için yöntem öneren yasanın işaret ettiği sanatı ve sanat emekçilerini özgürleştirecek yasaları çıkarttınız mı?
Memur sanatçı söylemi ile yapılmak istenen, toplum karşısında sanatı ve sanatçıyı küçük düşürmek midir? Yoksa bu, sanat emekçilerinin kazanılmış haklarına karşı bir yıpratma politikası mıdır?
Devlet Tiyatrosu kuruluş amacı topluma bir şey satmak değil, kazandırmaktır. Ucuz ve pazarlamacı bir kültür-sanat politikası ile tiyatro yapılamaz. Bu nedenle Tiyatro emekçilerinin emeği ve sanatı ucuzlatılamaz.
Yine tiyatro yasasını değiştirmek isteyen bu iktidar acaba hangi sivil toplum örgütünün, hangi sendikanın görüşlerini almıştır? Kütüphaneler ve müzeleri yerel yönetimlere devrederken nasıl davrandıklarını hepimiz çok iyi biliyoruz.
Sevgili arkadaşlar
Bu politikayla, bütçeden ayrılan ödeneği yıllar itibarı ile sürekli düşürülen Kültür ve Turizm Bakanlığı, bir taraftan taşra teşkilatından kurtulmaya çalışırken, diğer taraftan ödeneği iyice kısılan ödenekli sanat kurumlarında iş sağlığı ve güvenliğini tehdit edercesine personel çalıştırmaktadır. Yasasında yer alan normlara göre kadrolu istihdamı yapamayan, mekânları kapanan ya da yetersizleşen tiyatrolar ortada iken amatör ya da özel tiyatroların durumunu ‘her şey güzel olacak’ diye açıklamak mümkün müdür?
Sanata saygısı ve sanatsal kaygısı olmayan, oyun yasaklayan, tiyatro kapatan, birçok yerel yönetim uygulamalarına baktığımızda Tiyatroların yerel yönetimlere devredilmesi ile kumpanyaya dönüşme tehlikesi açıkça görülmektedir.
Bugün Atatürk Kültür Merkezi’ni (AKM) hala aslına uygun olarak sanatın hizmetine açmayanlardan, samimi olarak sanatın gelişmesine katkıda bulunmaları zaten beklenemez.
Tüm bunların ışığında bizler diyoruz ki;
Genel bütçedeki Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın payı en az Diyanet Başkanlığı’nın payı kadar olmalıdır…
Ödenekli sanat kurumları katkı payları ile amatör ve özel tiyatrolara verilen mali destek artırılmalıdır…
Sanat kurumlarının yasalarına dokunulmamalı, sanat alanındaki örgütlerle işbirliği artırılmalıdır…
Sanatın özgür ve özerk olabilmesi için siyasi müdahaleler yapılmamalıdır, bu kurumların mevzuatları kendileri tarafından hazırlanmalıdır.
Kadrolu, iş güvenceli, sendika hakkı olan istihdam biçimi sürdürülmektedir.
AKM dâhil, sanat mekânları ivedilikle halka ve sanata açılmalı, yeni sanat ortamları için yatırım yapılmalıdır…
Okullarda sanatın çeşitli dalları ders olarak yer almalıdır…
Sanatkârların özlük mali, haklarını düzenleyen görev tanımlarını yapan, özerk bir devlet tiyatrosu olmasında önemli aşamalardan biri olan Devlet Tiyatrolarına sunulan tüzük taslağı hayata geçirilmelidir.
Sanatkârlar idari sözleşmeli olarak bir defa sözleşme yapmalıdır.
Ülkemizde yasal dayanağı bulunmayan Performansa dayalı çalışma uygulamalarına son verilmelidir…
Bu gün 27 Mart 2010 Dünya Tiyatro gününde tüm perdeler bağımsız, özgür ve özerk sanat mücadelesi için açılacaktır.