KÖLELİĞE MAHKUM OLMAYACAĞIZ!
TAŞERON CUMHURİYETİ DEĞİL
İNSANCA YAŞAM ve
GÜVENCELİ İŞ İSTİYORUZ!
12 yıllık iktidarı boyunca emekçilerin sahip olduğu en temel hakları tırpanlayarak güvencesiz çalışmanın alanını genişleten AKP iktidarı 30 Mayıs 2014 tarihinde TBMM’ye sunduğu, kamuoyunda ‘taşeron yasa tasarısı’ olarak bilinen tasarı ile çalışma hayatının tamamını taşeronlaştırmanın hesaplarını yapmaktadır.
Yıllardır emekçiler aleyhine yapılan her yasal düzenleme öncesinde izlenen yöntem taşeron yasa tasarısında bir kez daha sahnelenmektedir. Daha önce defalarca yaşandığı üzere; milyonlarca çalışanı ilgilendiren konunun doğrudan muhatabı olan sendikalar sürecin dışında bırakılmış, hiçbir şekilde görüşlerine başvurulmamıştır. Kapalı kapılar ardında hazırlanan, asıl hedefi taşeron çalışmanın yasallaştırılarak kapsamının daha da genişletilmesi olan tasarıya eklenen kısmi olumlu düzenlemeler vitrine çıkarılmakta, kamuoyuna “müjde” olarak sunulmaktadır.
Oysa ortada çalışanlar, emekçiler açısından bir ‘müjde’ yoktur. Taşeron yasa tasarısı ile geleceği satın alınmak istenen çalışanlara ‘müjde’ olarak sunulan şey zehri zorluk çıkarmadan yutmalarını kolaylaştırmak için üzerine bir kaşık bal sürmekten ibarettir. İşte bunun için Maden işçilerinin çalışma sürelerinin günde altı saate, emeklilik yaşının 50 ye indirilmesi, yıllık izinlerinin dört gün artırılması gibi kısmi olumlu düzenlemeler içeren ‘Maden Yasa Tasarısı’ ve çeşitli primlerin ve idari para cezalarının yeniden yapılandırılmasının “af” olarak yansıtıldığı yasa tasarısı “Taşeron Yasa Tasarısı” ile birleştirilmektedir.
Çalışma Hayatını Bir Bütün Olarak Taşeronlaştırmayı Hedefleyen Yasa Tasarısının Temel Düzenlemelerini Kısaca Özetleyecek Olursak:
Tasarı, kamu idaresini hileli taşeronluktan kaynaklı yüklerden kurtarmanın, taşeron uygulamasını yaygınlaştırmanın ‘hukuki’ kılıfıdır.
Bilindiği üzere taşeronluk (alt işverenlik) 4857 sayılı İş Yasa’sının 2. Maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre alt işverenliğin (taşeron) yardımcı hizmetlerde olması esastır. Asıl işte taşeron çalıştırılması konusunda ise önemli kısıtlamalar söz konusudur. Asıl işin tümü alt işverene devredilemeyeceği gibi devredilecek kısım için de üç koşulun birlikte sağlanması gereklidir. Asıl işin bir bölümünde alt işveren çalıştırılabilmesi için “işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenle uzmanlık gerektiren işler” gibi üç koşulun bir arada var olması gerekmektedir.
Bu üç koşul aynı anda yok ise yargı taşeron işçi çalıştırmayı muvazaa (hile) olarak kabul etmekte ve bu durumdaki çalışanı başından itibaren asıl işverenin çalışanı saymaktadır. Yani yasada belirtilen üç koşul bir arada olmadan, asıl iş, taşerona verilirse bu durumda, “muvazaa” (hile) olgusu ortaya çıkmaktadır. Taşeron istihdamın kritik noktası bu tanımda düğümlenmektedir. Çünkü İş Yasasındaki mevcut düzenlemeye ve Türkiye’nin on dört yıldır altında imzası bulunan 94 sayılı ILO sözleşmesine göre asıl işverenin işçilerinin alt işveren tarafından işe alınarak çalıştırmaya devam edilmesi suretiyle hakları kısıtlanamaz. Bu durumda asıl işveren-alt işveren ilişkisi muvazaalı (hileli) kabul edilir ve alt işverenin işçileri başından itibaren asıl işverenin işçisi sayılarak işlem görürler.
Bu düzenleme hileli taşeron çalıştırmanın en ciddi yaptırımıdır. İşçiler ve sendikalar tarafından açılan sayısız davada muvazaa tespit edilmiş ve muvazaalı işlem konusu işçiler asıl işverenin işçisi sayılmıştır. Özellikle çeşitli kamu kuruluşlarında yapılan taşeron uygulamalarının hileli olduğu ve işçilerin başından itibaren kamu kurum ve kuruluşunun işçisi olduğu yönünde çok sayıda yüksek yargı kararı mevcuttur. Yargı son olarak Karayolları Genel Müdürlüğünde taşeron olarak istihdam edilen altı bin işçinin kadroya alınması kararını vermiştir. Ayrıca ‘muvazaalı’ yani hileli olarak taşeron istihdam ve asıl işveren durumunda olan kamu kuruluşu idareleri bu davalar sonucunda ciddi oranlarda tazminat ödemeye mahkûm edilmiştir. Ancak hukuku çiğnemeyi adeta tarz haline getirmiş olan AKP iktidarı, yargı kararlarına rağmen hileli taşeron uygulamasına keyfi bir biçimde devam etmiştir.
Bu nedenle TBMM’ye sunulan tasarıda Kamu İdaresini-Devleti bu mali yükten kurtarma arayışına hukuki kılıf olarak, alt işverene, işçilerine asıl işverenin işçilerine ödenen ‘emsal ücreti’ ödemesi şartı ile yasadaki taşeron istihdam sınırlarını “ihlal etme hakkı” tanınmaktadır. Bunun adı muvazaalı (hileli) veya yasaya aykırı alt işveren çalıştırmanın yaptırımını ortadan kaldırmak için hukuksuz işleme yasallık kazandırmaktır.
Böylece asıl işveren sorumluluktan kurtarılırken hukuksuzluğun yaptırımı azaltılarak taşeron ilişkisinin devamlılığı sağlanmaktadır. Tasarı bu haliyle yasalaşırsa bugüne kadar muvazaalı (hileli) veya yasaya aykırı olarak taşeron firmalar bünyesinde çalıştırılanların geçmişe dönük hak talep etmesinin zorlaşacağı da açıktır.
Mevcut Haklar “Yeni Hak” Gibi Sunuluyor!
Taşeron firmalar bünyesinde çalışanların sendika hakkından, kıdem tazminatı hakkına, işçi sağlığı güvenliği hakkından, ücret güvencesi hakkına kadar temel hakları kullanmasının önünde hiçbir engel bulunmamaktadır. Bu hakların çiğnenmesi, yok sayılması durumunda asıl işverenin alt işverenle birlikte (müteselsil) sorumlu olduğuna ilişkin onlarca yargı kararı vardır.
Buna rağmen tasarıda bu temel haklar sanki “yeni haklar” gibi sunulmaktadır. Yani “daha ekonomik” olduğu için taşeron istihdamı gittikçe şişiren AKP iktidarı; çiğnediği yasalarda, yargı kararlarında zaten yer alan hakları kendisi keşfetmişçesine cila olarak kullanmaktadır.
Tasarı ile Kamuda Taşeron İstihdamın Önü Açılıyor!
Bilindiği üzere kamuda yardımcı işlerde taşeron çalıştırılması mümkündür. Bu düzenlemeden hareketle kamu kurumlarının çok büyük bir bölümünde yardımcı işler olarak kabul edilen yemek, temizlik, güvenlik ve taşıma gibi işler alt işverene devredilmiştir.
Daha önce kamunun kendi kadroları ile yürüttüğü işler yardımcı hizmetler tanımlamasının gittikçe genişletilmesi sonucunda taşerona teslim edilmiştir. Öyle ki Anayasa’nın 128. Maddesinde yer alan “Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür” düzenlemesi açıkça ihlal edilmiştir. Başta sağlık ve eğitim hizmetleri olmak üzere kamu hizmetlerinin büyük bölümünde taşeronlaşma ve güvencesiz istihdam gittikçe artırılmıştır. Sağlık hizmetlerinde taşeron olarak istihdam edilenlerin sayısı 2002 yılında 11 bin iken bugün 160 bini aşmıştır. Yardımcı hizmetler adıyla kamuda çalıştırılmak için alınan taşeron firma çalışanlarının asli kamu hizmetlerinde çalıştırıldığı da bilinen bir gerçektir. Hemen hemen her kamu kurum ve kuruluşunda taşeron istihdam temel istihdam biçimlerinden birisi haline getirilmiştir.
Buna rağmen “Taşeron Yasa Tasarısı” ile kamuda taşeron istihdamı devamlı hale getirecek düzenlemeler artırılmaktadır.
Tekrar hatırlatacak olursak İş Yasasının 2. Maddesine göre asıl iş, işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işler dışında bölünerek alt işverene verilemez. Tasarı ile bu ifadede yer alan, aynı anda ve birlikte gerçekleşmek zorunda olan bu üç koşulu delmeyi hedefleyen düzenlemeler öngörülmektedir.
Kamu idaresine ait bir işyerinde “yeterli nitelikte veya sayıda personel olmaması durumunda” hizmet alımı ihalesine çıkma hakkı tanınması kamuda taşeron istihdamın önünü açan düzenlemelerden biri olarak dikkat çekiyor.
Öte yandan tasarı ile yapım işi olan asıl işlerin de hizmet alım sözleşmesiyle ihaleye çıkarılmasının yolu açılmaktadır. Bu düzenleme Kamu İhale Kanunu’nda yer alan yapım işi-hizmet işi ayrımının da ortadan kaldırılması anlamına gelmektedir.
Ayrıca kamuda yaygın olan norm kadro uygulaması ile yeni kadro açılmadığı bilinmektedir. Bu gerekçeye dayanarak yeterli sayıda veya nitelikli personel olmadığı gerekçesiyle hizmet alımı yoluna gidilebilecektir.
Köleliği Yutturmak İçin Tasarı “Maden Yasa Tasarısı” ve “SGK Affı Tasarısı” İle Birleştiriliyor!
Temel düzenlemelerini yukarıda özetlemeye çalıştığımız yasa tasarısının ana hedefi emekçilerin iş cinayetlerine kurban verilmesinin, düşük ücretlerle güvencesiz ve örgütsüz çalışma koşullarına itilmesinin kısacası 19. yüzyıla özgü çalışma koşullarına mahkûm edilmesinin “ekonomik yolu” olan taşeron istihdamın önündeki engelleri ortadan kaldırmak, bir bütün olarak çalışma hayatını taşeronlaştırmaktır. Bunun için hükümet yasalara, yargı kararlarına uymak yerine, bu kararları aşmak için mevzuatı değiştirmeyi planlamaktadır.
Diğer taraftan AKP, milyonlarca emekçinin hayatının alt üst edilmesi pahasına hayata geçirmeyi planladığı saldırıda daha önce defalarca uygulayarak “ustalaştığı” yönteme bir kez daha başvurmaktadır.
Buna göre taşeron yasa tasarısına karşı muhalefeti engellemenin yolu “Maden Yasa Tasarısı” ve başta Genel Sağlık Sigortası primleri olmak üzere çeşitli prim-vergi borçlarının yeniden düzenlenmesini içermesine rağmen abartılı bir şekilde “Af Yasa Tasarısı” olarak sunulan tasarılarla birleştirilmesinde aranmaktadır.
Oysa AKP iktidarı, “Maden Yasa Tasarısı” ile Soma katliamı sonrasında iş cinayetleri konusunda toplumda artan hassasiyetten nemalanmayı hedeflemektedir.
Maden işçilerinin yıllardır yaşadığı olumsuz çalışma koşullarını görmezden gelen AKP iktidarının Soma Katliamının sorumluluğunu unutturmak için her yola başvurduğu bilinmektedir. Oysa Soma Katliamı, İşçi Sağlığı ve Güveliğinden uzak koşullarda, düşük ücretle, günde 10 saate kadar çalıştırılan 301 maden işçisinin hayatına mal olan hileli taşeronluk düzenlemesi “rödovans” sisteminin iç yüzünü ortaya çıkarmıştır.
Buna rağmen “Maden Yasa Tasarısı”nda “rödavans sisteminin”, taşeron çalışmanın yasaklanmasına ilişkin hiçbir düzenleme yoktur. Bunun yerine yer altı işlerinde çalışan işçilerin günlük çalışma sürelerinin 6 saat, haftalık çalışma sürelerinin ise 36 saatle sınırlanması, yıllık ücretli izinlerinin dört gün artırılması düzenlenmektedir. Ayrıca çalışma süreleri zorunlu ve olağanüstü hallerde artırılabilecektir. Diğer taraftan çalışma süresinin, ekipmanların hazırlanması, galerilere iniş-çıkış gibi normal şartlarda çalışma sürelerini kapsayıp- kapsamadığı belirsizdir. Yani çalışma süresinden yer altında kalınan sürenin mi yoksa çalışmadan sayılan hazırlık sürelerinin de içinde bulunduğu süreyi de kapsayan sürenin mi kast edildiği net değildir. Bu durumun netleştirilmesi gerekmektedir. Çünkü bilindiği üzere Soma Katliamında günlük çalışma süresi 8 saat olmasına rağmen hazırlık, galeriye iniş-çıkış süreleri dahil edilmeyen işçilerin, mesai ücreti ödenmeden, 10 saate kadar çalıştırıldığı ortaya çıkmıştır.
Maden Yasa Tasarısındaki bir diğer düzenleme ise Soma Katliamında hayatını kaybeden işçilerden geride kalan hak sahiplerine ölüm aylığı bağlanmasıdır. Ancak katliam sonrasında işçilerin yakınlarına bol bol vaatte bulunan AKP iktidarı, ölüm aylığının kaynağı olarak dörtte biri işçilerin ücretlerinden kesilen İşsizlik Sigortası Fonunu göstermektedir.
Basında “en büyük af geliyor” diyerek cilalanan yasa tasarısında ise sigorta primlerinin, idari para cezalarının, bazı vergilerin yeniden düzenlenmesi vardır. Yani af değil, borçların tahsili için yeniden düzenleme yapılmaktadır. Düzenlemeden daha çok çalışanlarının sigorta primlerini yatırmayan işverenler yararlanacaktır. Tasarıda emekçileri ilgilendiren bölüm ise 2012 yılında hayata geçirilen Genel Sağlık Sigortası primlerinin yeniden düzenlenmesidir. Hatırlanacağı üzere 1 Ocak 2012 yılında başlayan uygulamaya göre, hiçbir sosyal güvenliği olmayanlar, yeşil kartlılar, kısmi süreli çalışanlar (part time çalışanlar), öğrenciler ve zorunlu sigortası sona erenler Genel Sağlık Sigortası kapsamına alınmıştı. Bunlardan gelir testi sonucu aylık geliri brüt asgari ücretin üçte birini geçenlerin kademeli olarak ayda 35,46 TL den 212,76 TL ye kadar prim ödemesi düzenlenmişti.
Çalışma Bakanı’nın açıklamalarına GSS düzenlemesi ile başlayan Gelir testine girmeyen yaklaşık 3 milyon 300 bin civarında vatandaşımız bulunmaktadır. Teste girmeyenlere en yüksek oranda prim (212,76 TL) tahakkuk ettiği için bu vatandaşların şu anda prim borcu 7 milyarı aşmış durumda.
İşte “ büyük af geliyor” diye müjde haberleri yapılan tasarıda zaten haksız bir şekilde en yüksek oranda prim tahakkuk ettirilen bu prim borçlarının yeniden yapılandırılması var. Buna göre bugüne kadar Gelir Testi yaptırmayanlara 4 ay içinde başvuruları halinde tahakkuk edilecek prim borçlarını 12 ayda ödeyebilmeleri düzenlenmektedir. Kısacası ortada geniş toplum kesimlerini ilgilendiren bir af yoktur.
Sonuç olarak AKP’nin taşeron istihdamı ortadan kaldırmak ya da sınırlamak gibi bir amacı hiçbir dönem olmamıştır. Her şeyi paraya tahvil edenler için işçinin, emekçinin kölelik koşullarına itilmesi, iş cinayetlerine kurban verilmesi olağan, sıradan şeylerdir. Her şeyden önce çalıştıkları kurumlar özeleştirildiği için kamuda geçici personel kadrosunda istihdam edilen toplam 23 bin 4C’linin kadroya geçirilmesine yıllardır kulaklarını tıkayanların 1,7 milyon taşeron işçisini kadroya almasını ya da çalışma koşullarını düzeltmesini beklemenin hayal olduğu görülmelidir.
Güvenceli İş, İnsanca Yaşam İçin Taleplerimiz
Çalışanlar için kölelik ve ölüm anlamına gelen taşeron istihdam ve taşeronluktan farkı olmadığı Soma katliamı ile bir kez daha ortaya çıkan ‘rodövans’ yasaklanmalıdır.
30 Mayıs 2014 tarihinde TBMM’ye gönderilen yasa tasarısının taşeron istihdamı yaygınlaştırmayı hedefleyen düzenlemeleri (özellikle 1.,10.,11.,12.,13. Maddeler) tasarından çıkarılmalıdır.
En son Soma katliamında 301 işçimizin yaşamına mal olan iş cinayetlerinin engellenmesinin bir adımı olarak, 19 yıldır imzalanmayan Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) 176 sayılı Madenlerde Güvenlik ve Sağlık Sözleşmesi derhal imzalanmalıdır.
Kıdem tazminatının ödenmesi işverenin asli sorumluluğudur. Kıdem tazminatının kamu bütçesinden karşılanarak yağmalanması engellenmelidir.
Her yıl binlerce işçinin hayatına mal olan iş cinayetlerinin engellenmesi için bir hizmet değil hak olan işçi sağlığı ve güvenliği alanının piyasaya terk edilmesinden vazgeçilmelidir. Kamu, patronların kâr hırsının cezasını işçilerin canıyla ödemesini engellemek için alanda gerekli personel istihdam etmeli, istikrarlı, yaygın ve sürekli denetimi sağlamalıdır.
İşsizlik Fonu’nun yağmalanmasına izin verilmemelidir.
Güvenceli İş, İnsanca Yaşam İçin yukarıda sıralanan mevzuat değişikliklerinin ve ILO sözleşmesinin imzalanması tek başına yeterli değildir. Bu düzenlemelerin hayata geçmesi ve sürekli hale getirilmesi için kamunun etkin denetimi sağlanmalıdır.