Kültür Sanat Sen
5.DONİZETTİ KLASİK MÜZİK ÖDÜLLERİ SAHİPLERİNİ BULDU
Donizetti Klasik Müzik Ödülleri sahibini buldu.
Andante Dergisi’nin 5 yıldır düzenlediği yarışmanın bu yılki kazananları belli oldu.Keman sanatçımız Ayla Erduran’a ‘’Yaşam Boyu Başarı’’ ödülü verildi.
Kültür Sanat-Sen olarak tüm kazananları kutluyor, ülkemizde kültür ve sanatın tehdit altında olduğu bu bulanık dönemde bize umut oldukları için hepsine teşekkür ediyoruz.
Yılın Kadın Dancısı- İlke Kodal ( İDOB ), Yılın Üflemeli Çalgılar Yorumcusu- Ayşegül Kirmanoğlu (İDSO ) ve Yılın Oda Müziği Topluluğu- Golden Horn Brass 'da Dilan Selek (İDOB )’in sendikamız üyesi olmalarıyla ayrıca gurur duyuyoruz.
2014 Donizetti Klasik Müzik Ödülleri
Yılın 30 Yaş Altı Çıkış Yapan Genç Müzisyeni: Hande Küden, Yılın Kadın Dansçısı: İlke Kodal, Yılın Erkek Dansçısı - Yücel Emre Kaynarsu, Yılın Kadın Opera Yorumcusu: Soprano Simge Büyükedes, Yılın Erkek Opera Yorumcusu: Tenor Murat Karahan, Yılın Oda Müziği Topluluğu: Golden Horn Brass Yılın Üflemeli Çalgılar Yorumcusu: Ayşegül Kirmanoğlu Yılın Klasik Müzik Etkinliği: Marsyas Uluslararası Kültür Sanat ve Müzik Festivali Yılın Yaylı Çalgılar Yorumcusu: Çağ Erçağ, Yılın Piyanisti: Emre Şen, Yılın Bestecisi: Zeynep Gedizlioğlu, Özel Başarı Ödülü: Sevda-Cenap And Müzik Vakfı ve Bilkent Senfoni Orkestrası, Özel Başarı Ödülü: Tolgahan Çoğulu, Başarı Ödülü: Can Çakmur, Mikrop Gramofon Kayıt Ödülü: İzmir Barok - Lila Müzik Yaşam Boyu Başarı Ödülü: Ayla Erduran
Sanatçılarımızla övünüyoruz.
TÜM HALKIMIZI,13 ARALIK'TA ANKARA'DA YAPACAĞIMIZ BÜTÇE MİTİNGİ'NE ÇAĞIRIYOTUZ!
DEVLET OPERA VE BALESİ KURUM İDARİ KURULU...
BİNLERCE KİŞİYİ ÖLDÜREN SİSTEM TÜRKİYE'DE
Hükümet, kamu emekçileri için esnek ve güvencesiz çalışmayı bu kez “Kamu Yönetiminde Personel Verimliliği Projesi” ile gündeme getirdi. KESK Hukuk ve TİS Uzmanı Özgür Yılmaz, projenin emekçilerin sağlığını tehdit ettiğine dikkat çekti.
Devlet Personel Başkanlığı (DBP), “Kamu Yönetiminde Personel Verimliliği Projesi” adı altında bir çalışma başlattı. Çalışma kapsamında 2015 yılına kadar getirilmesi planlanan düzenlemeler, esnek çalışma ve performans değerlendirme sistemine dayanıyor. Önerilen modeller ise Uzak Asya’dan ithal.
Bu modeller, aşırı ve yoğun çalıştırmanın sonucu ortaya çıkan hastalık ve hatta ölümlerle gündeme geliyor. KESK Hukuk ve TİS Uzmanı Özgür Yılmaz, hükümetin kamuda çalışma düzenine ilişkin yeni planını Evrensel’e değerlendirdi.
‘Toplam kalite yönetimi”, “kamuda performans”, “verimlilik’... Bunlar kulağa hoş gelen kavramlar itirazınız neden?
Bu kavramlara “insan ve müşteri odaklı”, “şeffaf”, “Hesap verebilir” “vizyon ve misyon sahibi”, “esneklik” gibi kavramlar da eklemek mümkün. Evet, kulağa hoş geliyor. Düşünsenize verimlilik varken kim verimsizliği savunur ya da katılığın karşıtı gibi lanse edilen esneklik kavramına kim karşı çıkar? Zaten amaç da tam olarak bu, yani kulaklara hoş gelmesi.
Kamu alanını toptan tasfiye ederek kamunun yani halkın değil, piyasanın yararının temel alındığı bir sistem adım adım hayata geçiriliyor. Özel sektör kurallarının ve mantığının kamu alanına da hakim kılınmasını hedefleyenler, kamuoyunu etkilemek için son dönemin moda tabiriyle, “algı operasyonu” yürütüyorlar. Verimlilik vb. kavramlar da algı operasyonunun söylem alanının temel araçları olarak kullanılıyor.
‘ÜCRETLER DE ESNEYECEK’
Bu söylemde gerçekler mümkün olduğunca saklanıyor. Örneğin kamu emekçilerini esnek çalışmaya ikna etmek, belirlenmiş çalışma saatlerinin insan hayatını monotonlaştırdığını anlatmak için Orhan Veli’nin “Biz memurlar, saat dokuzda, saat on ikide, saat beşte, Biz bizeyizdir caddelerde, Böyle yazmış yazımızı Ulu tanrı; Ya paydos zilini bekleriz, Ya aybaşını” dizlerinin bile kullanıldığına şahit olabiliyorsunuz. Orhan Veli’nin bu dizelerini esnek çalışmayı savunmak için kullananlar tabii ki hayata geçirmek istedikleri bu modelde mesai saatleri değişse de toplamda aynı süre çalışılacağını söylemiyorlar. Ya da daha az süre çalışılacaksa maaşların da, sosyal güvenlikten yararlanmanın da buna bağlı olarak düşeceğini, onların tabiriyle ‘esneyeceğinden’ bahsetmiyorlar. Bunun da iş, ücret ve sosyal güvenlikte istikrarsızlığın ve güvencesizliğin kapısının aralanması demek olduğunu elbette söylemiyorlar.
‘EN SON SENDİKALAR DAVET EDİLDİ’
‘Kamu Yönetiminde Personel Verimliliği Projesi” çalışmasının detayları nedir?
Açıkçası Devlet Personel Başkanlığının (DPB) “Kamu Yönetiminde Personel Verimliliği Projesi” adı bir çalışma yürüttüğünü söz konusu proje kapsamında 12-13 Kasım 2014 tarihinde yapacağı “2. Ön Değerlendirme Toplantısına” KESK’i davet ettiğinde öğrendik. Konfederasyonumuza gönderilen yazıda DPB tarafından kamuda personel verimliliği konusunda 2013-2014 yılları Yatırım Programı kapsamında çok kapsamlı bir çalışma yürütüldüğü bilgisi veriliyordu. Hatta söz konusu proje kapsamında 24-27 Mart tarihleri arasında ağırlıklı olarak akademisyenler ile çalışanların verimliliği konusunda çalışmalar yürüten belli bazı kamu kurum ve kuruluşlarının temsilcilerinin katıldığı “1. Ön Değerlendirme Toplantısı” yapıldığı bilgisi paylaşılıyordu.
Siz katılamadınız mı o toplantıya?
Hayır. Çünkü toplantıdan haberdar bile edilmedik. Projenin adı “Kamu Personeli Verimliliği Projesi” ama konunun doğrudan muhatabı kamu emekçileri, sendikalar, konfederasyonlar yapılan toplantıya çağrılmıyor. Bu durumu ifade ettiğimizde tatmin edici bir cevap da alamadık.
‘ESNEK ÇALIŞTIRMA PROJESİ’
Katıldığınız toplantıda sunulan projenin emekçilere yansıması nasıl olacak?
Toplantıda oldukça kapsamlı bir çalışma yürütüldüğüne tanık olduk diyebilirim. “Kamu personel verimliliği projesi” adlı projenin gerekçesi, amacı, stratejik hedefleri, ana başlıkları, aşamaları belirlenmiş.
Öte yandan toplantıda sadece “kamu personel verimliliği projesi” değil, aynı zamanda “esnek çalışma projesi”nin de hazırlandığını ve her iki projenin de 2015 yılı sonuna kadar tamamlanarak uygulamaya geçilmesinin planlandığı açıklandı.
Merkezine performans değerlendirme sistemini, toplam kalite yönetiminin konulduğu verimlilik projesi için yurt dışı uygulamalarının yerinde inceleneceği bu kapsamda da ilk olarak Japonya ve Güney Kore’nin ziyaret edileceği anlatıldı. Projenin koordinatörlüğünü yapan DPB Strateji Geliştirme Dairesi Başkanı sağlık alanında uygulanan performans değerlendirme sistemini “çok başarılı” bulduklarını, bunun için tüm kamu alanına uygulanacak sistemde model alınabileceğini ifade etti.
ÖZEL SEKTÖRDEN DERS ALACAKLAR(!)
Aralık ayı içinde ise bin kişinin üzerinde çalışan istihdam edilen özel sektör temsilcileri ile bir toplantının planlandığı aktarıldı. DPB yetkilileri bu toplantının gerekçesini “Onların çalışanlarını motive etmedeki tecrübelerinden yararlanmak” olarak açıkladı.
Aslında hem esnek çalışmanın hem de performans değerlendirme sisteminin dayanakları 2011’de yürürlüğe giren 6111 sayılı Yasa ile 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nda yapılan değişikliklerle birlikte yaratılmıştı. AKP iktidarı kamu emekçilerini ve kamu hizmetlerinden yararlanan halkın geniş kesimlerini karşısına almamak için bu konuda da köklü ve toptan bir değişiklik yapmak yerine parça parça değişikliği tercih etti.
Emekçiler açısından doğacak sonuçları görmek için projelerin gerekçesine bakmak yeterli. Verimlilik projesinin gerekçesi “Ekonomik, mali, teknolojik, sosyal ve hukuki alanlardaki gelişmeler, kamu yönetimi ve kamu personeli sisteminde reform ihtiyacını ortaya çıkarmaktadır” olarak sunuluyor. Bu gerekçeyle hükümet “Piyasanın, özel sektörün çıkarlarını temel aldığımız ekonomik sistem her şeyin üstündedir. Hukuki alanda, sosyal alanda olduğu gibi kamu yönetimi ve kamu personeli sistemini de piyasanın emrine sunduğum iktisadi alana göre şekillendireceğim” demektedir.
10 BİN İNSAN ÖLDÜ
Proje kapsamında Güney Kore, Japonya modellerinin inceleneceğini söylediniz. Neden bu ülkeler?
Öncelikle şunu belirtmekte fayda var. Bu ülkelerde sadece kamu alanının değil, özel sektörün de inceleneceği bizzat DPB Başkanı tarafından ifade edildi. Neden bu ülkeler seçilmiş meselesine gelince... Japonya Toplam Kalite Yönetimi (TKY) uygulamalarının merkezi olarak biliniyor. Güney Kore’de de aynı model uygulanıyor. TKY ve kalite çemberleri ise çalışanları birbiri ile rakip hale getiren, performansı esas alan, dayanışmayı dolayısıyla örgütlülüğü ortadan kaldıran sistemler olarak biliniyor.
En önemlisi bu sistemlerin insan sağılığı üzerindeki etkisidir ki, özellikle Japonya’nın bu konuda hiç de iyi olmayan bir ünü vardır. Çünkü Japonya sadece TKY’nin değil bu sisteme göre dayatılan aşırı ve yoğun çalıştırmanın sonucu ortaya çıkan karoshinin de merkezi olarak biliniyor. Karoshi aşırı çalıştırmaya bağlı olarak yaşanan hipertansiyon, damar sertliği gibi sorunların bir araya gelerek kalp krizi, kalp yetmezliği ve beyin-damar hastalıkları sonucunda ölümle ya da kalıcı sakatlıkla sonuçlanan durumu tanımlayan Japonca bir terim. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonunun 1992’de yayımlanan raporuna göre Japonya’da karoshi sonucu 10 bin dolayında insanın hayatını kaybetmiş. İşte DPB’nin verimlilikte model almayı düşündüğü ülke. Bu durumda “Bana model alacağın ülkeyi söyle sana ne yapmaya çalıştığını söyleyeyim” demekten başka ne denir.
KADINA YÖNELİK ŞİDDETE KARŞI ULUSLARARASI MÜCADELE GÜNÜ
1999 yılında kadına yönelik şiddetekarşı toplumda farkındalık yaratmak amacıyla BM Genel Kurulu kararı ile ilan edilen gündür.
TÜRKİYE’DE DURUM
Türkiye’de yılda en az 25 töre cinayetinin işlendiği belirtilmektedir. Fakat gerçek sayı bunun çok üzerindedir. Namus ve töre adına kadınlara yönelik kötü muamele, işkence, öldürme, intihara zorlama oranı son yıllarda %25 oranında artmıştır. Cinsel Eğitim, Tedavi ve Araştırma Derneği tarafından 2006 yılında yapılan bir araştırmada namus / töre adı ve söylemiyle işlenen cinayetlere ilişkin tutumlar incelendiğinde, çalışmaya katılan bireylerin %19’unun bu ifadeye kesinlikle veya kısmen katıldığını belirtmiş olması dikkat çekicidir. Kadınlar kendileri için güvenli olarak kabul edilen evlerinde şiddete uğramaktadırlar. Özellikle eşten ayrılma devresi kadınlar için şiddet riskinin arttığı bir devredir.
Türkiye’de 2007 yılında Ayşe Gül Altınay ve Yeşim Arat tarafından yapılan “Türkiye’de Kadına Yönelik Şiddet” başlıklı geniş ölçekli araştırmada her üç kadından birinin fiziksel şiddet gördüğü saptanmıştır. Hayatı boyunca” eşinden en az bir kez fiziksel şiddet görmüş kadınların oranı Türkiye genelinde % 35, Doğu Anadolu genelinde ise % 40 bulunmuştur. En az bir kez fiziksel şiddete maruz kaldığını söyleyenlerin Türkiye genelinde % 49’unun, doğu genelinde ise % 63’ünün bu durumdan daha önce hiç kimseye söz etmemiş olmaları dikkat çekicidir. Türkiye genelinde şiddet gören her iki kadından biri (doğuda her üç kadından yaklaşık ikisi) eşinden gördüğü şiddetle tek başına mücadele etmek durumunda kalmaktadır. Kocalarından boşanmış veya ayrılmış kadınlarda fiziksel şiddet deneyiminin % 78 gibi çok yüksek bir oranlara ulaştığı bildirilmektedir. Eğitim düzeyi arttıkça fiziksel şiddet gördüğünü söyleyen kadınların oranı azalmaktadır. Okuma yazma bilmeyen kadınlar arasında en az bir kez fiziksel şiddete maruz kaldığını söyleyenlerin oranı %43 iken, yüksek öğrenim görmüş kadınlar arasında bu oran % 12’dir. Eşi okuryazar olmayankadınların yarısı en az bir kez fiziksel şiddete maruz kaldığını söylerken, eşin eğitimi yüksekokul ve üniversite düzeyine çıktığında bu oran % 18’e düşmektedir. Aradaki fark ne kadar anlamlı olsa da, yüksek öğrenim görmüş altı erkekten birinin eşine fiziksel şiddet uyguluyor olması da dikkat çekicidir.
Gelir düzeyi arttıkça fiziksel şiddet gördüğünü söyleyen kadınların oranı düşmektedir. Buna karşın hane geliri 2500 YTL’nin üzerindeolan her dört ailenin birinde bile fiziksel şiddetyaşanmaktadır. İllerde oturan kadınların fiziksel şiddete maruz kalma oranları ilçelerde oturanlara göre yaklaşık % 42 daha fazladır. Dayağın en az yaşandığı yerleşim birimleri ilçeler, en çok yaşandığı yerler ise illerdir. Kadınların % 14’ü en az bir kez “istemediği zamanlarda cinsel ilişkiye zorlandığı”nı belirtmiştir. Cinsel şiddete uğradığını söyleyenlerin % 67’si aynı zamanda fiziksel şiddete de maruz kaldığını ifade etmektedir.
Başbakanlık Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü (KSGM), Türkiye Istatistik Kurumu (TUİK) ve Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü Müdürlüğü tarafından gerçekleştirilen, 17.168 kişi ile yapılan görüşmelere dayanan ve 2009 ocak ayında yayınlanan “Türkiye’de Kadına Yönelik Şiddet raporu”na göre de evli kadınların % 11- 29’u eşinden ağır derecede fiziksel şiddet görmektedir. En yüksek oran Kuzeydoğu Anadolu ve Orta Anadolu’da elde edilmiştir. Aynı raporda evli kadınların %15’i eşinin cinsel şiddetine maruz kaldığı belirtilmektedir. En düşük oran % 9 ile Marmara Bölgesinde, en yüksek oran ise % 29 ile Kuzeydoğu Anadolu Bölgesinde elde edilmiştir. Ayrıca fiziksel şiddete maruz kalan kadınlar cinsel şiddet için de yüksek risk taşımaktadırlar. Türkiye genelinde fiziksel şiddet yaşayan kadınların oranının % 42 olduğu, bunun en sık 40- 59 yaş grubunda yaşandığı belirtilmektedir. Eğitim düzeyi ile şiddet oranları arasında tersine ilişki bulunmuştur. Eğitimsiz ve ilkokul düzeyinde eğitimi olan kadınlarda şiddete maruz kalma oran %56 iken, Lise mezunu-üniversite eğitimli olanlarda % 32 bulunmuştur. Üniversite mezunu olanlarda % 17 bulunması, lise ve üstü eğitim olan evli 10 kadından 3 ünde şiddet öyküsünün olması dikkat çekicidir.
Hamilelikte eş veya bir yakınının cinsel şiddetine maruz kaldığını bildiren kadınların oranı, Kuzey Doğu Anadolu’da %18, Marmara bölgesinde %5; eş/partner dışında bir kişiden cinsel şiddete maruz kalan 15 yaş üstü kadınların oranı ise genel olarak % 3, kentlerde %4, kırsalda %2’dir. Kadınlar, istismarcıların yarısının bir tanıdık veya akraba olduğunu belirtmiştir. 15 yaş altında kadınların %7’si cinsel istismara maruz kaldığını bildirmiştir.
Eş şiddeti önemli bir sağlık sorunudur. Aynı taramada eş şiddetini yaşayan kadınların beden ve ruh sağlığı sorununun çok daha yüksek oranda bulunduğuna dikkat çekilmiştir. Ruh sağlığı sorunları arasında intihar önemli bir yer almaktadır. Eş şiddeti nedeni ile tamamlanmış intiharların tam sayısı ve oranı bilinmemektedir. Ancak şiddet mağduru kadınlara intihar düşünceleri ve/veya girişimleri sorulduğunda intihar riskinin küçümsenmemesi gereken bir sorun olduğuna dikkat çekilmiştir. Eşlerinden fiziksel ve/veya cinsel şiddet gören evli kadınların içinde, şiddet görmeyen kadınlara göre hayatına son vermeyi düşünmüş olanlar dört kat, son vermiş olanların oranı üç kat fazladır. Kendini öldürme girişiminde bulunanların oranı 4 kat fazladır ( %15). Buna karşı, eş şiddeti nedeniyle resmi bir kurum veya bir Sivil Toplum Kuruluşuna başvurma oranı hala çok düşüktür (%8).
Kız çcuklarının erken yaşta evlendirilmeleri de şiddete zemin hazırlayan, kız çocuklarını eğitim, sağlık, kendini geliştirme, ailesiyle görüşme gibi haklarından mahrum etmekte ve birçok sosyal, ruhsal ve sağlık sorunlarına neden olmaktadır. Bu konuda da Birleşmiş Milletlerin ilgili kampanyalarına destek vererek farkındalığı arttırmalıyız.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinden (AİHM) aile içi şiddet nedeniyle ceza alan ilk ülke Türkiye’dir. Bu cezanın alınmasını neden olan kişi devlet tarafından korunamamasına bağlı olarak eşi tarafından öldürülmüş bir kadındır.





