Kültür Sanat Sen
BEYAZIT MEYDANI’NDAKİ KÜLTÜR KIYIMI VE TAHRİBAT SON BULMALI!
Basında “Beyazıt Meydanı’ndaki altgeçit inşaatı hakkında 1 No’lu Koruma Kurulu suç duyurusunda bulunmasına rağmen sit alanı olan meydanın Kurul’dan onaylı bir imar planı ve proje olmadan alt üst edildiği” haberi yer almıştır. 1 No’lu Kurul tarafından Roma, Bizans ve Osmanlı dönemlerinde önemli bir yerleşim bölgesi olan bu alanda yapılacak tüm çalışmaların projelerinin Kurula iletilmesi ve Kurul onayı alındıktan sonra uygulamanın Arkeoloji Müzeleri denetiminde yapılması kararına rağmen, alan altüst edilerek, lahit kapakları kepçelerle tahrip edilmiş, açığa çıkan bir sarnıç beton ve moloz dökülerek kapatılmış ve İstanbul Üniversitesi’ne ait olan merdivenler müze denetimi olmaksızın sökülerek yerine tuğla döşenmiştir. Yapılan bu hukuksuz ve izinsiz uygulama kültürel mirasımıza ve tarihi eserlerimize yönelik açık bir tahribat ve yağma niteliği taşımakta olup, kültürel değerlerimize verilmeyen önemi ve kayıtsızlığı bir kez daha gözler önüne sermiştir.
Beyazıt Meydanı’nda yaşanan bu hukuksuz yağmacı tahribatın son bulmasını talep ediyor, amacı kültür varlıklarını korumak olan Kültür ve Turizm Bakanlığı’nı göreve davet ediyoruz. “Kültür Sanat-Sen” olarak yaşanan bu olayın takipçisi olacağımızı kamuoyuna duyururuz.
KÜLTÜR SANAT-SEN
GENEL MERKEZİ
Edebiyatımızın Ağrı Dağını Kaybettik! Başımız Sağ Olsun…
Yaşar Kemal’in, Kafkaslardan başlayıp Çukurova’ya uzanan olağanüstü yaşam öyküsü İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'ndesona erdi. Edebiyatımızın ‘Ağrı Dağı’ Yaşar Kemal tedavi gördüğü İstanbul'da hayata gözlerini yumdu. Sadece biz değil, dünya halkları bir halk ozanını, bilgesini yitirdi. Hepimizin başı sağ olsun.
En az yapıtları kadar yaşamı ve kişiliği ile hepimize çok şey katan ‘Toros yürekli’ Yaşar Kemal yüzlerce kez anlatılmış, hatta belki de şu anda memleketin herhangi bir yerinde yaşanmakta olan öyküler anlattı bize.
Yaşamı çoğaltan yapıtları ile kâh köylüye zulmeden Abdi Ağaya karşı baş kaldırıp Toroslara çıkan İnce Memed olduk,
Kâh ‘Angara’ ile işbirliği yapan çeltik ağalarının başka kasabaya tayin ettirirken arkasından Teneke çaldırdığı kaymakam Fikret Irmaklı...
Kâh Ağrı Dağı Efsanesi’nde dağ köylerinde yaşayan Ahmet ve paşanın kızı Gülbahar’ın her engeli aşan destansı sevdasında kendimize yer aradık,
Kâh ‘bütün mümkünlerini yitirmiş’ köylülerin hayatta kalmak için bir ermiş yaratıp, ona sığınmalarını anlattığı Yer Demir Gök Bakır’da efsane ile acımasız gerçek arasında gidip geldik...
“O güzel insanlar o güzel atlara binip gittiler” diyerek başladığı Demirciler Çarşısı Cinayeti’nde kan davasına tutuşan ağaların yanı başında yazılan yeni tarihe,
Bir Ada Hikâyesi Dörtlemesi ile binlerce yıldır beraber yaşayan halkların kardeşliklerine, kültürlerinin güzelliğine, çeşitliliğine ve uyumuna olduğu kadar savaşın, mübadelenin korkunç yüzüne de tanıklık ettik.
Yaşar Kemal’in Yaşamı Da Bize Anlattığı Öyküler Gibidir.
Öyle bir öykü ki; Adana'da pamuk tarlalarında batozlarda ırgatlıktan traktör sürücülüğüne, pirinç tarlalarında su bekçiliğinden arzuhalciliğe, öğretmenlikten kütüphane memurluğuna, Türkiye Yazarlar Sendikası'nın ilk genel başkanlığından PEN Yazarlar Derneği'nin de ilk başkanlığına hayatla yoğrulmuş….
Yoksulluğu, hapisleri, sürgünleri, baskıları iliğine kadar yaşamış….
Eserleri 40 dile çevrilip, Nobel Edebiyat Ödülü'ne aday gösterilen ilk memleket yazarı olmuş…
“Kendimi bildim bileli zulüm görenlerle, hakkı yenenlerle, sömürülenlerle, acı çekenlerle, yoksullarla birlikteyim” sözünün hakkını sonuna kadar veren bir yaşam öyküsü..
Osmaniye'nin Hemite köyünde başlayan bu efsanevi yaşam öyküsü bir buçuk aydır yoğun bakımda kaldığı İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde noktalandı.
Sadece edebiyatımızın değil, barışın, kardeşliğin, eşitliğin ve adaletin yılmaz savaşçısı bir ulu çınarı kaybettik.
Gölgesi altındakileri daima korumaya devam edecek bu ulu çınarı,
“İnsanlar dünyaya geldikten sonra, ellerinden alınamaz ya da alınmaması gereken bir takım haklara sahip olurlar. Yaşama hakkı, yeme hakkı, doyma hakkı, başını sokacak bir yer bulma hakkı, işkence edilmeme, tutsak olmama, sömürülmeme hakkı, eğlenme, dinlenme, gülebilme hakkı... Bunların hepsi insanların insanca yaşamasını sağlarlar. Bunlardan bir tanesi olmazsa insanoğlunun onuru zedelenir, yaşamasının tadı tuzu kalmaz. Şu yaşanası dünya ağı kesilir insanın başına”
Sözleri ile özetlediği insanlığın öz değerlerine sonuna kadar sahip çıkarak yaşatmaya devam edeceğiz.
BARDAK TAŞTI, SABIR TÜKENDİ!
Cuma günü basına yansıyan 20 yaşındaki Özgecan’ın yakılmış cesedinin bulunduğu haberi ülkemizde kadına yönelik şiddetin korkunç boyutlarını bir kez daha gözler önüne sermiş ve tüm Türkiye’yi ayağa kaldırmıştır. Gencecik bir canı daha erkek şiddetine kurban vermenin üzüntüsünü ve öfkesini derinden yaşadığımız şu günlerde, yaşanan vahşi olay kadına yönelik cinsel ve fiziksel şiddetin boyutunu ve alınan önlemlerin yetersizliğini de bir kez daha açığa çıkarmıştır. Kadının bedeni üzerinden yürütülen gerici-erkek egemen söylemlerin yarattığı şiddet, kadın ve cinsiyet eşitliği üzerine eğitim ve politikaların da ne kadar yetersiz kaldığının somut bir göstergesidir.
Son verilere göre Türkiye’de sadece 2013’te 214 kadın öldürülmüş, 167 kadın ve kız çocuğuna tecavüz edilmiş ya da girişimde bulunulmuştur[1]. Kadın cinayetleri oranındaki yüzde 1400’lük artış ise yaşanan erkek şiddetinin ne denli vahim boyutlarda yaşandığını açıkça gözler önüne sermektedir. Gericiliğin her alanda yaygınlaştığı bu dönemde kadına yönelik şiddetin bu boyutta artması ise şaşırtıcı değildir. Yapılması gereken kadına yönelik politikaların ivedilikle gözden geçirilmesi, eğitimin arttırılması ve yaptırımların ağırlaştırılmasıdır.
Yaşanan bu insanlık dışı vahşeti kınıyor ve Özgecan'ın acılı ailesine, yakınlarına ve arkadaşlarına baş sağlığı ve sabır diliyoruz. Bu vahşetin failleri en ağır cezaya mahkûm edilene ve kadına yönelik şiddet son bulana dek mücadele edecek ve sonuna kadar bu tür davaların takipçisi olacağız.
KÜLTÜR SANAT-SEN
GENEL MERKEZİ
[1] Verilere linkten ulaşabilirsiniz: http://t24.com.tr/haber/turkiyenin-2013-kadina-siddet-karnesi-214-cinayet-163-tecavuz,249587
Metal Grevinin Yasaklanmasını Kınıyoruz!
Bakanlar Kurulu 15 bin metal işçisinin dün başlattığı grevi yasakladı. Daha önce havacılık ve cam işçilerinin grevlerini yasaklayan kararlardan sonra metal işçilerinin grevinin yasaklandığı bu karar AKP Hükümeti’nin emekçilere olan düşmanlığının sistematik hale geldiğini bir kez daha göstermiştir.
Bakanlar Kurulu’nun grevin başladığı gün aldığı karardaki “Birleşik Metal İşçileri Sendikası tarafından uygulanmakta olan grevin millî güvenliği bozucu nitelikte olduğu görüldüğünden’ ifadesi bile başlı başına skandal niteliğindedir.
Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu’nun “Grev ve lokavtın ertelenmesi” başlıklı 63. maddesine dayandırılan erteleme kararı fiilen yasaklama anlamına gelmektedir.
Emekçilerin bir talebi söz konusu olduğunda hemen gerici yasaları dayanak alan AKP’nin bu kararı hükümetin hakkını arayanı değil verilene razı olanı baş tacı eden emek aleyhtarı niteliğini bir kez daha gözler önüne sermiştir.
Bu keyfi karar yasalardaki grevlerle ilgili hükümlerin bütünüyle değişmesi gerektiğini de göstermektedir. Bakanlar Kurulu’nun elinde böylesi yetkilerin bulunması, Türkiye’nin demokratikleşmesinin önündeki en önemli engellerin başında gelmektedir.
KESK olarak metal işçilerine yönelmiş bu keyfiliğin, anti demokratik uygulamanın bütün emekçileri ilgilendirdiğinin bilincindeyiz. Bu karar, AKP’nin demokrasi anlayışının da sınırlarının göstermesi bakımından önemlidir.
Anayasal bir hakkın kullanılmasının böylesine pervasızca engellenmesine karşı Birleşik Metal-İş Sendikası’nın ve metal işçilerinin yanında olacağımızı duyuruyoruz. AKP hükümetini hemen her alanda kendisini gösteren yasakçı ve baskıcı anlayışından vazgeçmeye, işçilerin-emekçilerin en temel haklarına yönelik saldırılarına derhal son vermeye davet ediyoruz.
TİS İmzaladı Diye Belediyelere Çıkarılan Zimmet AİHM’den Döndü!
Konfederasyonumuzun ve sendikalarımızın AKP’nin hukuk tanımaz icraatlarına karşı açtığı ve kazandığı davalara bir yenisi daha eklendi.
Bilindiği üzere 2012 yılında yapılan anayasa değişikliğine kadar hükümetler kamu emekçilerinin TİS hakkını engelliyor, tanımıyordu. Özellikle yerel yönetimlerde kazandığımız AİHM kararına (Demir ve Baykara, no.34503/ 97, 12 Kasım 2008) ve Anayasanın 90. Maddesine rağmen Sayıştay Temyiz Kurulu TİS kapsamında yapılan ödemelerin “usulsüz olduğunu” ileri sürerek belediyeler aleyhine zimmet kararları çıkarıyordu.Burada amaçlanan kamu emekçilerinin TİS hakkını belediyelere gözdağı vermek suretiyle engellemekti.
Ancak mücadelemiz sonucu AKP Hükümeti 2012 yılında, özünü boşaltarak da olsa, TİS hakkımızla ilgili anayasal değişiklik yapmak zorunda kaldı.
Sendikamız Tüm Bel-Sen ile Ordu ve Bademli Belediyeleri arasında akdedilen toplu iş sözleşmeleri gereğince yapılan ödemelerin usulsüzlüğünden bahisle Sayıştay Temyiz Kurulunca verilen zimmet kararlarının AİHS’in 11. Maddesini ihlal ettiği gerekçesiyle Sendikamız tarafından 2010 yılında AİHM’e yapılan başvuru sonuçlanmıştır.
AİHM 2. Dairesince AİHS’in 11. maddesinin ihlal edildiği ve yapılan toplu iş sözleşmesinin hukuka uygun olduğu sonucuna varılmıştır.
Karar İçin http://www.kesk.org.tr/





