Kültür Sanat Sen
ACI KAYBIMIZ...
İstanbul Devlet Opera ve Balesi Müdürlüğü Koro Sanatçılarından üyemiz Mustafa ve Cemal ATASOY'un babaları vefat etmiştir. Cenazesi Perşembe günü ( Yarın ) Erenköy Galip Paşa Camiinden kaldırılacaktır. Ailesine , sevenlerine ve yakınlarına başsağlığı dileriz.
ACI KAYBIMIZ...
İzmir Bölge Şube Yönetim Kurulu Üyesi, arkadaşımız Hasan TOPÇU'yu kalp krizi sonucu kaybetmenin derin acısını yaşamaktayız. Cenazesi bugün ikindi namazına müteakip pınarbaşı ümit mahallesindeki camiden kaldırılacaktır. Ailesine, sevenlerine ve camiamıza başsağlığı diliyoruz.
MEMURLARA TEMMUZDA ZAM VE FARK YOK...
HÜKÜMET KAŞIK İLE VERDİKLERİNİ KEPÇE İLE ALMAYA DEVAM EDİYOR!
Doğalgaz ve Elektrik Zamları Geri Alınmalıdır!
Geçtiğimiz yıl AKP hükümeti ile yetkili konfederasyon Memur Sen arasında imzalanan toplu sözleşmeye ile kamu emekçileri tarihin en ağır mağduriyetini yaşamış, imzalanan sözleşme ile ayrıca enflasyon farkı ödenmeyeceği belirtilerek yaşanan mağduriyet ağırlaştırılmıştır. Bugüne kadar her yıl enflasyon farkı kadar “ek zam” alan kamu emekçileri, hesap kitap bilmeyen, en temel matematik bilgilerinden bile yoksun olan hükümet yandaşı konfederasyon yüzünden bir kez daha mağdur edilmiş, Memur Sen’in 2014 yılı için enflasyon farkı talep etmemesi nedeniyle, kamu emekçileri tarihte ilk kez hak ettiği enflasyon farkı alamayacaktır.
2014 yılı Ocak ayında yapılan 125 TL’lik seyyanen zam, maaşlara ortalama yüzde 6 oranında yansımıştır. Tüketici fiyatlarında 2014 yılının ilk 8 ay enflasyonu yüzde 9,54 olarak gerçekleşmiş, 2 milyonu aşkın kamu emekçisi mağdur edilmiştir. Kamu emekçilerinin ücretlerine ortalama yüzde 6 zam yapan iktidar, elektrik ve doğalgaza yüzde 9 zam yaparak bizlerle resmen dalga geçmektedir.
Yıllarca geniş halk kesimlerini işsizliğe, yoksulluğa mahkum eden; işçilere, kamu emekçilerine ve emeklilere “sefalet ücretini” reva görenler, son olarak 1 Ekim’den geçerli olmak üzere, elektrik ve doğalgaza yapılan yüzde 9’luk zam ile halkın yaşam koşullarını daha da ağırlaştırmıştır. Hızla artan enflasyon oranı ve vergi diliminin yapılan son zamlar işçilerin, kamu emekçilerinin ve emeklilerin belini iyice bükmüş, bütün hesaplarını alt üst etmiştir.
AKP’nin 12 yıllık iktidar pratiği; onun emekçilerin, halkın sorunlarını hiç önemsemediğini göstermektedir. Aksine AKP, emekçilerin yoksulluk, işsizlik, açılık, sağlık, eğitim gibi en temel sorunlarını bile sermayenin çıkarlarına göre çözmeyi esas alarak, her fırsatta yaptığı zamlarla halkın günlük yaşamını zorlaştırmayı sürdürmektedir.
Elektrik ve doğalgaza yapılan zamlar önümüzdeki günlerde tüm temel tüketim mallarının fiyatlarını arttıracak, bu durum enflasyonu çift hanelere çıkarak ülke genelinde yaşanan sefaleti ve yoksullaşmayı daha da derinleştirecektir.
Taleplerimiz:
Halkı yoksullaştıran politikalara son verilmeli, elektrik ve doğalgaz zammı geri alınmalıdır.
Tüm kamu emekçilerine satın alım gücündeki azalmayı telafi eden adaletli bir ücret artışı sağlanmalıdır.
Kamu emekçilerinin bütün ekonomik kayıpları karşılanmalı, ücretlerimizde yaşanan erozyonun önüne geçilmesi için 2014 yılı enflasyon farkı eksiksiz olarak ödenmelidir.
Kamu emekçilerinin bugüne kadar yaşadığı ekonomik mağduriyetler giderilmeli, artan oranlı vergi dilimi uygulamasına son verilmelidir.
Türkiye’nin AKP hükümeti eliyle savaşa itilmeye çalışıldığı bugünlerde geniş halk kesimlerinin en yaşamsal gereksinimlerine yapılan ve bundan sonra zincirleme olarak devam edecek zamlar geri alınmalı, siyasi iktidar ekonomi yönetimindeki başarısızlığının faturasını yoksul halka ödetmekten artık vazgeçmelidir.
Yıllardır bizlere yoksulluğu, işsizliği ve sefaleti reva gören siyasi iktidarın son zamlarına karşı tüm işçi ve emekçileri tepki göstermeye, tepkilerimizi ortaklaştırmaya ve birlikte mücadeleye çağırıyoruz.
ERCAN KARAKAŞ İLE YAPILAN GÖRÜŞME...
Eski Kültür Bakanı Ercan KARAKAŞ ile 30.09.2014 tarihinde yapılan görüşmede yeni görevlerinde başarılar diledik.Yeni yasama döneminde gündeme gelmesi muhtemel tüsak,4848 sayılı bakanlığın teşkilat yasasındaki değişiklikler ve ülkemizin kültür sanat politikaları hakkında bilgi alış verişinde bulunuldu.
EĞİTİM ALANI DİNİ KURALLARA GÖRE BİÇİMLENDİRİLEMEZ!
Eğitimde 4+4+4 dayatması sonrasında Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yaygınlaştırılan ve eğitim sistemi üzerinden din ve inanç istismarına dayanan uygulamalar artarak sürmektedir. Milli Eğitim Bakanlığı eğitimde yıllardır acil çözüm bekleyen sorunları bir tarafa bırakıp, eğitim sistemi üzerinden toplum içinde yeni ayrışmalar ve kutuplaşmalar yaratacak uygulamaları hayata geçirmeye başlamıştır.
Ortaöğretim Kurumları Yönetmeliği’nde geçtiğimiz günlerde yapılan değişiklikle her lisede ibadethane (mescit) açma zorunluluğunun getirilmesinin ardından, ortaokullarda ve liselerde başörtüsünü serbest bırakan bir değişiklik daha yapmıştır. Siyasi iktidar, yıllardır eğitimde yaşanan ve içinden çıkılmaz hale gelen sorunların üzerini örtmek için yine din ve inanç istismarına soyunmuş, iç ve dış politikada yaşanan çözümsüzlüğün üzerini örtmek için bir kez daha başörtüsüne sarılmıştır.
Yıllardır demokratik, bilimsel ve laik eğitim isteyenlerin öncelikli talebi olan zorunlu din derslerinin kaldırılması konusunda adım atılmamış, bu nedenle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, farklı inanç gruplarına tek bir dini inancın ve tek bir mezhebin zorla öğretilemeyeceğine hükmederek Türkiye’yi bir kez daha mahkum etmiştir. Okullarda başörtüsü serbestliği kararının, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin zorunlu din dersinin kaldırılması kararının hemen arkasından alınmış olması dikkat çekicidir.
Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesine göre 18 yaşına kadar herkes çocuktur. MEB’in bu kararı, çocukların kendi özgür iradeleriyle karar veremediği, aile, toplum ve iktidar baskısının bu kadar yoğun ve belirleyici olduğu bir dönemde, özellikle kız öğrenciler için yeni baskılar ve dayatmaları gündeme getirecektir. Üstelik söz konusu baskı ve yönlendirmeler sadece bununla sınırlı değildir.
Geçtiğimiz günlerde İstanbul’da bir okulda, okul yöneticileri tarafından bütün kız öğrencilerin derslere başörtüsü ile girmeye zorlanmasına itiraz eden üç Eğitim Sen üyesi öğretmen sürgün edilmiştir. Halkın karşısına her çıktıklarında özgürlükten bahsedenler, öğrencileri belli bir dini inanca göre giyinmeye zorlayan eğitim yöneticilerinin okullardaki baskıcı uygulamaları karşısında sesini çıkarmamaktadır.
Özellikle eğitimde 4+4+4 dayatması sonrasında, eğitime yönelik doğrudan siyasi müdahaleler artmış, eğitim müfredatının içeriğinin değiştirilmesinden siyasi kadrolaşmaya, öğrencilerin kılık-kıyafetinden hangi dersleri seçeceğine kadar her alanda baskıcı uygulamalar artarak sürmüştür. Türkiye’nin her yerinde normal ortaokullar içinde imam hatip sınıflarının açılması, okulların bölünmesi, doğrudan inanç istismarı şeklinde gündeme getirilen her lisede ibadethane (mescit) açılmasının zorunlu hale getirilmesi, okullarda velileri ve öğrencileri karşıya getirmeye başlamıştır. Son karar, siyasi iktidarın toplumda yarattığı kutuplaşmanın benzerini okullarda, hatta sınıflarda yaratmaya çalışıldığını göstermektedir.
Devletin eğitim sistemini yıllardır yaptığı gibi “tek din, tek mezhep” anlayışıyla, toplumsal yaşamı ve eğitim sistemini belli bir inancın kurallarına göre biçimlendirmesi ve bunun için kurallar koyması doğru değildir.
Eğitimin acil çözüm bekleyen sorunları ortada dururken, eğitim sistemine ilişkin tartışmalarda zorunlu din dersleri, imam hatipler, başörtüsü vb sorunların sürekli tartışma konusu yapılması, Türkiye’de dinin, devlet eliyle eğitimin merkezine yerleştirilmesinin somut bir sonucudur. Sadece bu tartışmalar bile devletin eğitimi dini kurallara göre biçimlendirmesinin ne kadar sakıncalı olduğunu görmek açısından yeterlidir.
Dini kurallara göre biçimlendirilen bir eğitim anlayışı insanları inanan ya da inanmayan, dindar ya da dinsiz, ibadet eden ya da ibadet etmeyen vb gibi kategorilere ayırarak, bir kısmını üstün ve değerli, diğerlerini ise değersiz kabul edebilmektedir. Bu şekilde toplumda giderek derinleşen ayrışmaların, eğitimin dini kurallara göre düzenlenmesi ile daha da derinleşmesi, özellikle kız öğrenciler üzerindeki baskı, denetim ve yönlendirmelerin artması kaçınılmazdır.
Siyasi iktidarın “Yeni Türkiye” projesinde din ya da inanç alanı, devletin her fırsatta toplum mühendisliği yaparak müdahale ettiği bir alan haline gelmiştir. Bu süreçte eşit yurttaşlık ilkesi yok sayılmakta, sınıfsal çatışmaların üzeri örtülmek istenmekte, halkın bir kesimi inanç istismarı üzerinden egemen politikalara yedeklenmektedir.
Gerçekten laik bir ülkede, bütün din ve inançtan insanlar, eşit koşullarla, aynı kurallara uymak durumundadır ve hiç kimseye ya da gruba dinsel ayrıcalık ve üstünlük tanınamaz. Laikliğin temelinde farklı inanç ve dinlerdeki insanlar arasında eşitliğin sağlanması vardır. Bunu yapabilmek için laik devlet tüm din ve mezheplere aynı mesafede durmak, dine bakışında mutlak olarak tarafsız olmak zorundadır. Devlet gerek eğitim sistemini, gerekse toplumsal sosyal yaşamı örgütlerken bunu asla dini kurallara ya da referanslara göre yapmamalı, kendi siyasi çıkarları için öğrencilerimizi kullanmamalıdır.





