Kültür Sanat Sen

Kültür Sanat Sen

Önce Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları ile işe başlamışlardı; şimdi sıra İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrolarına geldi. Şehir Tiyatrolarının yönetmeliği değiştirilerek, SANATIN idaresi AKP’li İstanbul Belediyesi’nin bir bürokratı emrine verildi.

Yakındır, Ödenekli Sanat Kurumlarının geri kalanını da aynı ideolojinin vesayeti altına almanın peşine düşecekler.

Sanat ideolojilerin emrine giremez, çünkü sanat özgürdür.

Tiyatroyu siyasilerin ve bürokratların emrine vermeye kalkan anlayışa karşı “ÖZGÜR, ÖZERK, ÖZGÜN” sanat anlayışımızla DİKİLİYORUZ.

24 Nisan Salı günü, Saat 11.00 de, Büyük Tiyatro’nun önünde, Şehir Tiyatrolarıyla ortak basın açıklaması yapılmıştır.

Tiyatronun aydınlık yüzünü karartmaya kalkanlara, bir ağızdan haykırıyoruz “Tiyatro vesayet altına alınamaz”…

Basın Metni Ekte : 

Tuesday, 24 April 2012 00:00

2012-2013 TOPLU SÖZLEŞME SÜRECİ...

30 Nisan 2012 Pazartesi günü başlayacak 2012-2013 Toplu Sözleşme Süreci hakkında Kültür Sanat İşkolunda yetkili olan sendikamız 25 Nisan 2012 tarihinde saat 10.00′da Mülkiyeliler Birliği Lokalinde Toplu İş Sözleşmesi talepleri ile ilgili kahvaltılı basın toplantısı yapmıştır.

Kültür, Sanat ve Turizm Emekçilerinden Aldığımız Yetki ile Toplusözleşme Görüşmelerine Başlayacak, Taleplerimizi Kararlılıkla Savunacağız!

2.5 milyona yakın kamu emekçisi ile 1 milyon 800 bin memur emeklisinin aylardır merakla beklediği toplusözleşme maratonu 24 Nisan Salı itibariyle başlamış bulunmaktadır. 4688 sayılı yasa yürürlüğe girdiğinden bu yana kültür, sanat ve turizm hizmet kolunda genel yetkili sendika olan Kültür Sanat Sen, bu yıl da hizmet kolunda çalışan 18 binden fazla kültür, sanat ve turizm emekçisinin talepleri, istek ve beklentileri doğrultusunda masaya oturacaktır.

Bilindiği gibi AKP hükümeti, tamamen kendi çıkarları doğrultusunda hazırladığı 4688 sayılı yasanın çıkmasını geciktirmiş, bu nedenle kamu emekçileri ve emekliler ekonomik anlamda ciddi mağduriyetler yaşamışlardır. Öte yandan 4688 sayılı yasada yapılan değişikliklerle evrensel sendikal hak ve özgürlükler gözetilmemiş, hükümetin kendisine yakın sendikaların etkili ve yetkili olmasını istediği, toplu görüşme döneminden bile geri düzenlemeler yapılmıştır.

4688 sayılı yasada yapılan değişiklikler ile yıllardır kararlılıkla savunduğumuz grevli toplu sözleşme hakkımız yasal teminat altına alınmamıştır. Toplusözleşmenin kapsamından tarafların belirlenmesine, uyuşmazlık halinden Hakem Kurulunun yetki ve bileşimine kadar özgür bir toplu pazarlık düzeni ile uzaktan yakından hiçbir ilgisi olmayan, hemen her alanda sendikal özgürlükleri kısıtlamayı hedefleyen değişiklikler yapılmıştır. Yasa değişikliklerinin, özüne de ruhuna da yasakçı ve denetleyici bir mantığın hâkim olduğu, sendikamız Kültür Sanat Sen tarafından çeşitli platformlarda belirtilmiştir.

Bütün itirazlarımıza rağmen, kamu emekçilerinin ücret ve sosyal haklarına ilişkin düzenlemelerin, tamamen hükümetin çizdiği çerçevede ele alınması kabul edilemez bir durumdur. Ancak Kültür Sanat Sen’in hizmet kolunda yetkili sendika olarak sözleşme görüşmelerinde kendi hak taleplerinden vazgeçmeyeceği bilinmelidir.

Kültür Sanat Sen olarak, 2012–2013 toplusözleşme döneminde ilişkin taleplerimiz, işyerlerimizde yaptığımız uzun hazırlık toplantılarında gerek üyelerimizin, gerekse henüz üyemiz olmayan kültür, sanat ve turizm emekçilerinin önerileri ile oluşturulmuştur. Kültür, sanat ve turizm hizmet kolunda yıllardır fedakarca çalışan bütün arkadaşlarımızın öneri, istek ve beklentileri doğrultusunda toplusözleşme masasına oturacak ve görüşmelerin her safhasını kamuoyu ile paylaşacağız. Toplusözleşme görüşmelerini tek başına hükümetin çizdiği sınırlar çerçevesinde değil, uluslar arası sözleşmeler, sendikal hak ve özgürlükler çerçevesinde yürüteceğimizin bilinmesini istiyoruz.

Uzun bir hazırlık süreci sonrasında oluşturduğumuz 2012–2013 Dönemi Toplusözleşme Taleplerimizin bazılarını siz basın mensuplarıyla ve kamuoyu ile paylaşmaktan mutluluk duyuyoruz.


Kültür Sanat Sen olarak 2012–2013 toplusözleşme döneminde;

• Zam oranı olarak 2012 yılı için yüzde 20, 2013 yılı için yüzde 16 zam verilmesini,
• Ek ödemelerin emekli maaşlarına yansıtılmasını,
• 250 TL Aile yardımı, her bir çocuk için 100 TL çocuk yardımı, 4 bin TL evlenme yardımı, 750 TL doğum yardımı, Çalışanın kendisinin görev esnasında kaza sonucu ölümü halinde net 3 bin TL anne-baba eş ve çocukların ölümü halinde net 1.500 TL ölüm yardımı ödenmesini,
• Doğal afet bölgesi olarak ilan edilen yerlerde, çalışanlara asgari ücretin iki katı tutarında, bir yıl süre ile doğal afet yardımı yapılmasını,
• Çalışanlara yılda bir kez Eylül ayında 1.500 TL yakacak yardımı verilmesini,.
• Tüm çalışanlara genel Toplu Sözleşme primi olarak 250 TL verilmesini
• 2012 yılı için 150 TL, 2013 yılı için 180 TL Toplu Sözleşme ikramiyesi verilmesini,
• 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin ek 3. maddesi uyarınca ek ödeme almayan personele ek ödeme verilmesini,
• Yolluk ve harcırahların yüzde 100 oranında artırılmasını,
• Sanat Kurumlarında çalışan sanatkarlara uygulanmakta olan pozisyonların ücret tavan ve taban oranlarının yüzde 20 oranında artırılmasını,
• Sahne uygulatıcısı uzman memurların maaşlarının emekli müktesep hak aylığına getirilmesini,
• Sanat kurumlarında çalışan idari sözleşmelilerin emekliliklerine yansımayan ikramiye ve teşvik ikramiyelerinin emekliliğe yansıması için maaşla birleştirilmesi ve emekli ikramiyelerinin bu hesaba göre ödenmesini,
• Anayasaya, 657 sayılı Kanunun özlük hakları ve disiplin hükümlerine aykırılık arz etmesi sebebiyle performans değerlendirme kriterleri uygulamasına son verilmesini talep ediyoruz.

Hizmet kolumuzdaki 18 bin kültür, sanat ve turizm emekçisi adına grevli toplusözleşme talebimize yönelik ısrarımız sürmektedir. Hükümetin bizleri “tek tipleştirme” ve yandaş sendikaları güçlendirme operasyonuna bütün gücümüzle karşı duracağımızdan kimsenin şüphesi olmamalıdır. Kültür Sanat Sen, grev hakkımızın yasal teminat alındığı, özgür bir Toplu Sözleşme düzeni talep etmeyi ve örgütlenme özgürlüğü önündeki bütün engellerin kaldırılmasını savunmayı sürdürecektir.

Hükümetten ve Kültür Bakanlığı’ndan talebimiz, tek tek işyerlerinde en geniş katılımla oluşturulan toplusözleşme taleplerimizin karşılanmasıdır. Yıllardır kültür, sanat ve turizm işkolunda yaşanan ekonomik ve sosyal hak eşitsizlikleri başta olmak üzere, tüm yapısal sorunlara kalıcı çözümler getirilmesini özellikle talep ediyoruz.

Toplusözleşme sürecinin her aşamasına, tüm olanaklarımızı ve enerjimizi kullanarak müdahil olacağımızı ve temsilcisi olduğumuz bütün kültür, sanat ve turizm emekçileri adına hazırladığımız toplusözleşme taleplerimizin arkasında olduğumuzun bilinmesini istiyor, kamuoyuyla paylaşıyoruz.

Üyemiz Konya Mevlana Müzesi çalışanı Necdet Demirkaya görevi başındayken Akp Konya İl Başkan Yardımcısı Necip Çimen tarafından darp edilmişti. Necdet Demirkaya’nın dava açması üzerine ilk duruşma günü olan 2 Nisan öncesi basın toplantısı yapılmıştır.

01.04.2012
BASINA VE KAMUOYUNA

AKP hükümetinin önceki gün yasalaştırdığı 4+4+4 diye adlandırılan zorunlu eğitimi kesintili hale getirerek eğitim sistemini gerici ve piyasacı hale getirmeyi amaçlayan kanunun ( İlköğretim ve Eğitim Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun) ve Kamu emekçilerinin sendikal mücadelesini etkisizleştirmeyi hedefleyen 4688 sayılı kanunda yapılacak değişiklikleri protesto etmek amaçlı 28-29 Mart 2012 tarihli Eğitim-sen ve KESK’in düzenlediği merkezi Ankara eyleminde Hükümet çalışanlara karşı safını bir kez daha net bir şekilde göstermiştir.
AKP Hükümeti Sendikalarımıza ve emekçilere saldırısını,ülkenin her yerinde, her alanda her fırsatta yapmaktadır. İlimizde bunun son örneğini; Konfederasyonumuz KESK’e bağlı Kültür Sanat sen Konya şubesi üyelerinden Necdet DEMİRKAYA ‘ya 25.12.2011 tarihinde gerçekleştirdiğini biliyorsunuz.
Daha önce sizlerle paylaştığımız bilgileri hatırlarsanız;
Mevlana Müzesi ziyaretine gelen AKP KONYA ili Halkla ilişkilerden sorumlu Başkan Yardımcısı Sayın Necip ÇİMEN türbe içerisinde “Kamera ve Fotoğraf çekmek yasaktır” uyarı yazılarına rağmen türbenin içinde çekim yapmıştır. Görevli memur sendika üyemiz Necdet DEMİRKAYA görevi gereği çekimin yasak olduğunu söyleyerek çekimi sonlandırmasını istemiştir. AKP KONYA ili Halkla ilişkilerden sorumlu Başkan Yardımcısı Sayın Necip ÇİMEN görevli memur arkadaşımıza “sen kim oluyorsun, … beni Müdürüne götür” demesi üzerine Necip ÇİMEN’i müze müdürü ile görüştürmek üzere refakat ederek dışarı çıktığında, Necip ÇİMEN tarafından darp edilmiştir.
Bu olayı tekrar şiddetle kınıyoruz. Bu olay hukuk tanımazlığın geldiği boyutu göstermektedir. Barışın, kardeşliğin ve hoşgörünün sembolü olmuş Mevlana huzurunda bu olayın gerçekleşmesi ayrıca üzüntü vermektedir.
Olay günü sizlerle paylaştığımız gibi bu darp ve hukuk tanımazlığı yargıya taşıdık ve takipçiyiz. Yarın 2 Nisan 2012 pazartesi günü Konya 6. Asliye Ceza Mahkemesinde sabah 09.50 de duruşması vardır. Bir kez daha bu davanın takipçisi olduğumuzu hatırlatır, failin en ağır şekilde cezalandırılmasını istiyoruz.
Tüm bu baskıları ve hukuk tanımazlığı protesto etmek, iki gün önce Merkezi iki günlük Ankara eyleminde hükümetin tavrını ve duruşunu protesto etmek için (yarın) 2 Nisan 2012 saat 12.00 de camlı köşkte buluşmak üzere…..

KONYA KESK Şubeler Platormu

Sanat kurumlarında güvencesiz ve sendikasız olarak çalıştırılan “Geçici süreli sözleşmeli Personel”in (Misafir Sanatçı) kamu Görevlileri sendikalarına üye olabileceğine dair açmış olduğumuz TESPİT davasının 22 Mart 2012 Perşembe günü sabah saat 09.30’da 3. İş mahkemesinde duruşması öncesi adliye sarayı önünde saat 09.00’da sendikamız basın açıklaması yapmıştır.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın yasal dayanak olarak sunması gereken belgeler için zamana ihtiyaç olduğu beyanından sonra mahkeme tarafından 2. Duruşmanın 17 Mayıs 2012 tarihinde yapılmasına karar verilmiştir. 

DEĞERLİ BASIN EMEKÇİLERİ
Bugün burada Sanat kurumlarında kadroluların görevlerini yapan ancak ne kamu görevlisi ne de işçi olmadıkları iddia edilen Misafir sanatçıların kamu görevlileri sendikalarına üye olabileceğine dair, sendikamız Kültür Sanat-Sen’in açmış olduğu davanın duruşması için bulunuyoruz.
Sanat kurumlarında “Misafir sanatçı” sıfatı tüm Dünyada olduğu gibi ülkemizde de aslında “Tek bir eserdeki önemli bir rol için davet edilen eser bittiğinde asıl görevine dönen Sanatçılar” için kullanılan bir adlandırmadır. Geldiğimiz noktada ise, Misafir Sanatçı sıfatı her yerde çalıştırılan joker bir kadro adı halini almıştır.
Şu anda Devletin Sanat Kurumlarında İdari sözleşmeli personelin görevini yaptığı halde güvencesiz ve sendikasız olarak 6 aydan 12 aya kadar sözleşmeyle çoğu 50 tl yevmiyeyle çalıştırılan, sanatsal yardımcı eleman, sahne üzeri ve gerisi teknik personeli ve Sanatçı olarak çoğu Konservatuvar mezunu 1500’e yakın Misafir sanatçı personel bulunmaktadır. Bu joker personel yasal bir düzenleme olmadfığı için, günde 16 saate kadar çalıştırılabilmektedir.Oysa her şeye rağmen ne 4/Bliler ne de 4/Cliler bu kadar angaryaya maruz kalmamaktadır. SANAT KURUMLARINDA ANGARYAYA SON!
Misafir Sanatçıların Kamu görevlisi olduğunu kanıtlamak için dava açmak zorunda kalmamızın müsebbibi ise ne yazık ki başka bir sendika, Memur-Sen’e bağlı Kültür Memur-Sen’dir. Kültür Memur-Sen Devlet Personel Başkanlığından kamu görevlisi olmadıklarına dair YASAL BİLGİ DEĞİL MÜTAALA almış, böylece de sebep olduğu güvencesizlik ve sendikasızlıktan hiç rahatsız olmadığı gibi, Kültür Sanat-Sen olarak Misafir sanatçıları üye yaptığımız için bizi “Yağız hırsız” ilan etmiştir. Oysa Kültür Memur Sen’in hesabı zaten kendisine üye olmak istemeyeceklerin sendikalı olmasını da engellemektir. Bu durum bir sendika için dünyada eşi benzeri görülmemiş bir emekçi karşıtı tutumdur ve dava ne şekilde sonuçlanırsa sonuçlansın, bir sendika olarak bu kara lekeyi hiçbir zaman üzerinden atamayacaktır. EMEKÇİ DÜŞMANLIĞI UNUTULMAZ!
Sendikamız ise Devlet Personel Başkanlığına MÜTAALA değil yasal statü sormuştur. Cevap: “bunlar işçi de değil, kamu görevlisi de” olmuştur. Oysa Misafir sanatçı istihdamına dayanak yaptıkları 190 ve 375 SAYILI KHK, BÜTÇE KANUNUN 23. MADDESİ dahil kamuyla ilgili tüm yasal hükümler diğer kamu görevlileri ve daha çok da kadrolu İdari sözleşmeliler ve 4/Bliler’le ilişkilendirilmiş hükümlerdir. Ayrıca başta ANAYASA, 4688 SAYILI YASA ve CEZA KANUNU da kamuda 657’nin 1. ve 4. Maddeleri dışında istihdamı yasadışı saymaktadır. Bu durumda geriye tüyler ürperten tek bir olasılık kalmaktadır,o da köleliktir. MİSAFİR SANATÇI KÖLE DEĞİLDİR!
Devlet Personel Başkanlığı ve Kültür Memur-Sen’in aynı türküyü söylemeleri tesadüf değildir. Çünkü Kültür Memur-Sen her yerde hükümetle yakınlığıyla övünmekte hatta bürokraside önemli rol oynadığını iddia etmektedir. Anlaşılmayan konu ise şudur, Hükümet zaten iyi bir şeyler yapacaksa nerdeyse kendisiyle beraber çalışan bir sendikaya ve konfederasyona niye ihtiyacı vardır? Bu tüm kamu emekçilerinin sorması gereken bir sorudur; çünkü Memur-Sen’in Uluslarası Sendikalar Konfederasyonu tarafından üyeliğe alınmamasının nedeni hükümetten bağımsız olmaması, yani hükümetin güvencesizleştirme politikalarına karşı emekçilerin yanında olmamasından kaynaklanmaktadır. Şimdi üyeliğe bu nedenle alınmayan Dünyada tek konfederasyon olan Memur-Sen, Toplu Sözleşmede tüm Kamu emekçilerini temsil etmekten bahsetmektedir; ancak buna kimse inanmadığı için en çok üyeye sahip olsa da, emek dünyası içinde tamamen anlamını yitirmiş durumdadır. Kültür,Sanat ve Turizm hizmet kolunda yetkili olan sendikamızsa, Toplu Sözleşmede de Kültür Memur-Sen’in çanak tuttuğu güvencesizleştirme, hak kayıpları ve sendikasızlaştırmaya karşı her türlü mücadeleyi verecektir. TOPLU SÖZLEŞME HAKKIMIZ GREV SİLAHIMIZ!
AKP hükümetinin adım adım gerçekleştirdiği, Sanat kurumlarında kadrosuzlaştırma hedefinin en önemli ayağı olan bu sendikasızlaştırma planı ise, kamuda istihdamla ilgili yasal metinler ve hukuk mücadelemizle boşa çıkarılacaktır. Sendikamızın Kültür ve Sanat hizmet kolundaki fiili meşru emek mücadelesi ise, dün olduğu gibi bugün ve yarın da kararlılıkla sürecektir. MİSAFİR SANATÇI KAMU EMEKÇİSİDİR!

27 MART DÜNYA TİYATRO GÜNÜNÜ YILLARDIR
ÇÖZÜM BEKLEYEN SORUNLARLA KARŞILIYORUZ!

Türkiye’nin ısrarla içine itilmeye çalışıldığı karanlığa karşı sanatın işlevi, anlamı ve öneminin her geçen gün daha da arttığı bir dönemde, Dünya Tiyatro Gününü birkez daha isyanla kutluyoruz.

Kültüre ve sanata yönelik piyasacı müdahalelerin belirgin bir şekilde arttığı bugünlerde, Kültür Sanat-Sen olarak, sahne emekçilerinin süresiz, güvencesiz ve kuralsız çalıştırılmasına karşı, kolektif sanatın gelişmesi ve özgürleşmesi için kararlı mücadelemiz sürmektedir.

Bugün Devlet Tiyatrosu ve Operası, Devlet Senfonileri yasalarına rağmen fiilen işleyemez hale getirilmekte, sahne emekçilerine 16 saate varan anayasaya aykırı angarya çalışma koşulları dayatılmakta, Devlet Tiyatrosunda mevzuat boşluğundan oluşan keyfi uygulamalarla geceyarısından sabaha kadar da çalışma yaptırılmakta, sahne emekçileri kimi günler evlerine bile gidememektedir. Bütün bu çalışmalara fazla mesai ödenmediği gibi bir günlük hafta tatili hakları bile ihlal edilmektedir.

Uluslararası İşgüvenliği ve sağlığı kuralları uygulanmayan Sanat kurumlarında, turnelerde uzun süren yolculuk sonrası sahne emekçileri dinlenmeden çalışmaya zorlanmaktadır. Uygulanan angarya nedeniyle sakatlanıp “ağır iş yapamaz” raporu alanlara sözleşmelerinin fesh edileceği tehdidi yapılmaktadır.

Sahne emekçilerinin ücret ve sosyal hak talepleri görmezden gelinmekte, kadrolularla aynı işi yapan süreli sözleşmeli personel hukuka aykırı olarak güvencesiz, günde 50 TL yevmiyeyle çalıştırılmakta, ne işçi ne kamu görevlisi olmadıkları iddiasıyla sendikasızlaştırılmaktadır. Sendikamız pek çok hukuksuzluğa olduğu gibi, Sanat kurumlarında yerleştirilmek istenen bu hukuka aykırı düzenlemeye de dava açmıştır. Bütün bunların yanı sıra İstanbul AKM gibi birçok sanat mekânının kapatılmak istenmesi ya da yerel yönetimlere devri gibi tartışmalar, Türkiye’de sanata yapılmak istenen siyasi müdahaleyi gösteren dikkat çekici gelişmelerdir.

Bir tür sistemli mobbing anlamına gelen bu uygulamaların yapılabilmesi için ise AKP hükümeti ve Bakanlık gerçek dışı beyanlarla Sahne emekçilerini toplumun gözünden düşürmeye çalışmaktadır.
Kültür ve sanatı “elitlerin işi” göstererek, toplumdan dışlamaya çalışan özelleştirmeci zihniyet, ülkemizin tarihsel, kültürel, sanatsal değerlerini gerçek dışı bilgilerle karalamaya çalışarak ve toplumsal barışı zedeleyebilecek, inanç gibi hassas konuları harekete geçirerek, tehlikeli söylemlerle bir taşla birkaç kuş vurma peşine düşmüş görünmektedir.

Önce, sayıları topu topu 6500 civarında olan Sanatçı ve Sahne emekçilerinin toplumun parasını boşuna harcadığı vurgulanmış, sonra Devlet Sanat yapmaz denmiş, ardından Sanat uzmanlık istemez herkes olabilir denmiş, en son olarak da, daha dün, Vatan gazetesinde yer alan habere göre, Cumhurbaşkanlığından “Muhafazakar Sanat yapısını oluşturmalıyız” açıklaması gelmiştir. Toplumun inancı ve siyasi tercihlerine karşı tarafsız olması gereken Cumhurbaşkanlığı için manidar olan bu söylemse aslında ne yazık ki tesadüf değildir.

Bu söylemler 12 Eylül darbesini gerçekleştiren sermayenin kamu kurumlarının gereksizliği hatta para tuzağı olduğu ve özelleşse toplum için daha iyi olacağı propogandasında da kullanıldı; o gün olduğu gibi, AKP döneminde de halkın önemli ihtiyaçlarını karşılayan yüzlerce kamu kurum ve kuruluşu bu propagandayla ya satıldı ya da kapatıldı ama Brecht’in de söylediği gibi “ama ekmek satılmadı eskisinden ucuza…” Brecht kapitalizmin ve onun bekçisi faşizmin karanlık yüzünü halka gösteren çok değerli Tiyatro yazarlarından yalnızca biri ve Sanat kurumlarını susturmak isteyenler aslında en çok da onları susturmanın yolunu arıyor gibiler.

Ne müzelerin özelleştirilmesi, ne kütüphanelerin kapatılması ne de Sanatın baskılanarak sanat kurumlarının toplumdan dışlanmaya çalışılması toplumun hiçbir kesimini mutlu kılacak icraatlar değildir. Bir toplumu mutlu kılacak icraatlar bellidir; herkese güvenceli iş, herkese ekmek, fırsat eşitliği, herkese parasız eğitim, parasız sağlık ve sosyal devletin olmazsa olmaz parçası kültür ve sanat. Sanat kurumlarımızın kapıları dün olduğu gibi bugün de ayrım yapmaksızın tüm topluma açıktır. Seyirci sayısı ve yelpazesi de bunu kanıtlamaktadır zaten.

İnançla ilişkilendirilen toplumsal barışı zedeleyebilecek söylemlerse tıpkı diğer özelleştirme ya da kapatıp yok etme söylemleri gibi, aslında toplumda yankısını bulmayacak, bu nedenle de toplumun tüm kesimlerine yapılan fiili baskıyla icra edilebilecektir ancak.

Kültür Sanat-Sen olarak Sanatı gözden düşürmeye, sahne emekçilerini güvencesiz hale getirmeye çalışan ucuz ve pazarlamacı zihniyete karşı mücadelemiz kararlılıkla sürerken taleplerimiz şunlardır:
 Genel bütçedeki Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın payı en az Diyanet Başkanlığı’nın payı kadar olmalıdır.
 Ödenekli sanat kurumları katkı payları ile amatör ve özel tiyatrolara verilen mali destek artırılmalıdır.
 Sanat kurumlarının yasalarına dokunulmamalı, siyasi müdahaleler yapılmamalı, bu kurumların mevzuatları kendileri tarafından hazırlanmalıdır.
 Kadrolu, iş güvenceli, sendika hakkı olan İdari Sözleşmeli istihdamı sabitlenmelidir.
 Yeni sanat ortamları ve mekanları için yatırım yapılmalıdır.
 Okullarda sanatın çeşitli dalları mutlaka ders olarak yer almalıdır.
 Sahne emekçilerinin özlük ve mali hakları yeniden düzenlenmeli ve Sanat Kurumlarını kapatma ya da özelleştirme sevdasından vazgeçilmelidir.
 Geçici süreli sözleşmeliler İdari sözleşmeli olarak kadroya alınmalıdır.
 Hiçbir yasal dayanağı olmayan performansa dayalı çalışma uygulamalarına derhal son verilmelidir.
Kültür Sanat Sen olarak, tüm Sanatçı ve Sahne emekçilerinin Dünya Tiyatro gününü kutluyor, perdelerin daima bağımsız, özgür ve özerk sanat için açılacağı günleri birlikte yaratmak için herkesi ortak mücadeleye çağırıyoruz ve yine Brecht’in çok tanıdık bir dizesiyle bitiriyoruz sözümüzü;

KURTULUŞ YOK TEK BAŞINA, YA HEP BERABER YA HİÇBİRİMİZ!
SELAM OLSUN DÜNYANIN TÜM SAHNE EMEKÇİLERİNE!

Tuesday, 27 March 2012 00:00

KÜTÜPHANE HAFTASINI KUTLUYOR MUYUZ?

Türkiye, bu yıl 48. kez Kütüphane Haftası kutlayacak. 26 Mart- 1Nisan tarihleri arasında kutlanacak olan Kütüphane Haftası, kutlamadan ziyade kütüphanelerin sorunlarının biriktirilerek tartışıldığı günler haline gelmiştir. Kütüphanelerin içinde bulunduğu durum hiç de umut verici değildir. Türkiye’deki kütüphaneler, hem sayı, hem içeriğinde yer alan eserler, hem de ziyaretçi açısından oldukça geri duruma getirilmiştir. Halk kütüphanelerinin istatistiklerinden, bu kütüphanelerin kullanıcı ve üye sayılarının da yıllar itibariyle düştüğü gözlemlenmektedir. Okul kütüphanelerinin yetersiz kalması nedeniyle kitap okumaktan ziyade ödev yapmak amacıyla gelen sadece öğrencilerin uğrak yeri haline gelmiştir.

Öncelikle bir ülkenin eğitim sisteminin okuma alışkanlığını geliştirecek, bilimsel eğitim ve öğretimi yaygınlaştıracak, mevzuatları düzenlemesi gerekmektedir. Birbirinden bağımsız olmayan eğitim ve kültürün birlikte yürütülebileceği çalışmaların olmaması, mevcut müfredatlarda kitap ve kütüphanelere önem verilmemesi, kütüphaneciliğin seçmeli ders olarak dahi okutulmaması, çocukları ve gençleri ezberci, bilimsel olmayan kavramlarla kitaplardan tamamen uzaklaştırmıştır. Eğitim politikası kütüphanelerin gelişmesinin önünde engel olması gelecek kuşakların düşünmeyen, araştırmayan, sorgulamayan ve üretmeyen kitlelere dönüştürülmesine neden olmaktadır.

Alınan yayınların bilimsel içerikli, objektif ölçütler doğrultusunda, toplumun gereksinimlerine cevap verebilecek, estetik duygularını geliştirebilecek ve demokrasi kültürünü yerleştirerek toplumun gelişmesine hizmet edecek nitelikte olmalıdır. Ayrıca Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü’nün bütçeden ödeneği yıllar itibariyle gittikçe kısılmış, yetkisi daraltılmış, herhangi bir proje hazırlamak bir yana kanun ve mevzuat konusunda bile yıllarca ilerleme sağlayamamış, uzman personellerinin mali sosyal ve özlük haklarında iyileştirme yapamamışken nitelikli bir hizmet beklentiside anlamsızdır.

Halk kütüphaneleri, mevcut kullanıcı potansiyelinin yanında, aynı zamanda dışlanmış gruplar ve engellilere hizmet sunabilen birer eğitim-kültür merkezi de olmalıdır.

Kütüphaneler yerel yönetimlerin insafına bırakılamaz

Kütüphaneciler olarak kütüphanelerin yerel yönetimlere devredilmesini istemiyoruz. “Yerel yönetimler, yasal zorunluluk olmadığı sürece politik ve rant getirisi olmayacağı düşüncesiyle kütüphane hizmetlerine yeterli finansal kaynak ayırmayacaktır. Halk kütüphanelerine seçilen kaynakların, yerel yöneticilerin politik tavrına bağlı olarak alınacağı da aşikârdır. Uzman personel eğitim aldığı uzmanlık alanı dışında farklı işlerde kullanılacaktır.

Ülkemizin toplumsal bellekleri olan kütüphaneler yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır.
Kültür politikaları da en az milli eğitim konuları kadar önemli ve ulusaldır. Halkın okuma alışkanlığı ve orta öğretim den sonra ücretsiz olarak özgürce bilgi ve becerilerini geliştirebilecekleri yerler olan halk kütüphanelerinin yönetici kadroları ihtisas elemanlarından oluşamaması okuma kültürünü yok edecek ve verilen hizmeti niteliksizleştirecektir. Ardından da iktidarlar tarafından devredelim satalım söylemleri başlayacaktır.

Gezici kütüphaneler gezemiyor. Halk kütüphanelerinin gezici kütüphane ağları ile desteklenmesi gerekirken var olanlar bile personel ve ödenek yetersizlikleri nedeniyle zaman içinde yok olarak yaşamımızda nostalji olarak yerini alacaktır.

Sürekli yön ve muhatap değiştiren halk kütüphanesi politikasının, personel alımı standardı ile de hedefe ulaşamadığı görülmektedir. Bu gün ülkemizin birçok ilçesinde kütüphaneci bulunmamaktadır.

Ülkemizdeki uygulamalara bakıldığında, Bilgi –Belge Yöneticileri ve uzmanlarının gerek istihdam edilmelerindeki yaşanan sıkıntılar gerekse bilgi merkezlerindeki alt yapı sorunlarının çözülmemiş olması ülkemizin kültür politikalarını da olumsuz etkilemektedir.

Kütüphanelerin geliştirilmesi için “Kütüphaneler Yasası”nın mutlaka ve geciktirilmeksizin çıkarılması gerekmektedir.

Maliye Bakanlığı daha önce olumlu görüş vermesine rağmen, bir soru önergesine verdiği yanıtta bu meslek için” mesleki teknik eğitim” almamışlardır diyerek kurumların kafasını karıştırmakta, adeta yürütmenin başıymış gibi davranmaktadır. YÖK’ün görev alanına giren bir konuda kendi görüşünü dayatmaktadır. Kaldı ki Danıştay içtihatlarıyla görüleceği üzere üniversite mezunları için “mesleki teknik eğitim “şartı kaldırılmıştır.

10.01.2010 bakanlar kurulu kararı ile teknik hizmetler sınıfına geçirilen, 04.07.2011 tarihli Kanun Hükmünde Kararname ile de kanun niteliği kazandırılarak kadro ihdasları teknik hizmetler sınıfına yapılan Kütüphaneciler emsal unvanlar ile (arkeolog, istatistikçi vb.)657’de aynı grupta değerlendirilmelidir.

Yıllar boyunca yoğun toza maruz kalarak çalışan, astım vb. hastalıklara yakalanma riski olan kütüphane çalışanlarına iş riski tazminatı verilmelidir.