Kültür Sanat Sen
KÜLTÜR VE SANATIN MALİYETİ OLMAZ!
Ankara Programı:
Tarih: 19 Aralık 2013
Toplanma Yeri: Ankara Opera Müdürlüğü
Saat: 11:00
KÜLTÜR VE SANATIN MALİYETİ OLMAZ!
AKP hükümeti, tüm kamu hizmetlerinde olduğu gibi, bir süredir siyasi ve ideolojik baskılarla yeniden biçimlendirmeye çalıştığı kültür ve sanatı ticarileştirmek, kültür ve sanat kurumlarının toplumsal özünü ortadan kaldırmak istemektedir.
Halkımıza sesleniyoruz! Artık bir dur demenin vakti …
Siyasal iktidarın demokrasi adı altında yargıda,sağlıkta,eğitimde,basında ve kültür ve sanatta,kısaca tüm kamu ve yaşam alanlarında yaptıkları yapacaklarının bir göstergesi haline geldi..Gün geçmiyor ki kamuyu,kamu yararı adı altında özelleştiriyorum diyerek, ticarethane haline getirerek,piyasa ekonomisi ve ranta,dönüştürdüğü haberleri manşetlerden eksik olmuyor!..
Siyasal iktidarın “Devlet eli ile tiyatro olmaz, özelleştireceğiz” sözü ile özerk ve tüzel kişiliğe sahip yapıları olan ödenekli sanat kurumları, adeta halkın gözünde itibarsızlaştırılmaya başlanmış, önce binalar ya satılmış, ya satılığa çıkarılmış, ya da tadilat yapılacak diye boşaltılmıştır…Sonra özel tiyatrolara yardım koşulunu ‘’genel ahlak kurallarına göre’’ belirlemiş, sahne sanatlarında yurdun her köşesine giden özel tiyatroları, gezi ruhunu destekliyor diyerek, Anayasanın 64 .maddesine aykırı olarak adeta cezalandırmıştır.
Siyasal iktidarın kamu alanına hâkim olma isteği, kültür ve sanatta da kendini göstermiş, hükümet sanat ilişkisi fiili olarak uygulanmaya başlanmıştır. Özgür, özerk ve bağımsız sanat, baskıyla, sansürle, tehditle, yeniden düzenlenmeye başlanmıştır.
Kültür ve Turizm Bakanı, Devlet ve sanat kurumlarının ilişkisini, varlığını ‘’ devlet sanat ilişkisi bakımından elimizdeki modelin maalesef Rusya’da bile 1995'te terkedilmiş bir sovyetik model olduğunun adı koyulmasıdır. Bu model, bizim elimizdeki devlet sanat üretimi ilişkisi modeli dünyada bir ülkede var bire bir o da Çin’de…" sözleri çoğulcu ve demokrasi adı altında, yıkıcı, gerici, denetleyici ve belirleyici düşünceleri ortaya koymaktadır.
Özgür sanat ve sanat kurumlarının yaratıcı faaliyetlerini yeniden düzenleme ve kendine bağlama, tek tipleştirme anlayışında sıra kütüphane, müze, opera, bale, senfoni, halk dansları, koro ve müzik topluluklar ile tiyatroya gelmiştir.‘’ Daha özgür ve özerk yapıya büründürülecek’’ diye, yaratıcılığı ,farklılığı, yasalarla belirlenmiş misyon ve vizyonu, siyasallaştıran, tahammülsüz, çağdaş standartlara uygun hale getirme yalanlarıyla bu yapıların içini boşaltan, önceleri inkar edip sonrasında ise basın yayın organlarına servis eden, artık kapalı kapılar ardında yapıldığını inkar etmeyen yasa tasarısı ile karşı karşıyayız!
Çok üzücü ve ilginç olanı da, sanat kurumlarının sanatçı yöneticileri ‘’ bu kapsamda bakanlığımızın yürüttüğü bir çalışma var mı, varsa içeriği nedir bilgimiz yok. Basından öğrenip çevreden duyduklarımız kapsamında bilgimiz var!’’ diyerek, ilgili genel müdürlükleri ve ilgili kurum ve kuruluşlar pay-pas edilmişlerdir.
Tüzel kişiliğe haiz, ödenekli sanat kurum yöneticilerinin, basından okudukları doğruysa, şimdi yasaya göre gereğini yapması ya da çalışanlarıyla ve halkla bu süreci paylaşması zorunlu hale gelmiştir…
Anayasa’nın 64 .maddesi ;Devlet sanat faaliyetlerini ve sanatçıyı korur!?...sanat eserlerinin ve sanatçının korunması,değerlendirilmesi,desteklenmesi ve sanat sevgisinin yayılması için gereken tedbirleri alır,hükmü’’ ne hale getiriliyor!
Devlet ödeneği ile sanat olmaz diye serzenişte bulunan hükümetler bilmelidirler ki, Bütçeler halktan toplanan vergiler ile oluşur ve hükümetler yürütme olarak bunun kamuda ki dağılımını sağlamakla mükellefler. Yapılan bütçeler hükümetlerin değil halkın parasıdır.
Bir bütün olarak bakıldığında Halk kütüphaneleri yok edilmek isteniyor, Müze ve ören yerleri ticarileştirilerek yok edilmeye çalışıyor, Yandaş basın aracılığı ile kültür ve sanat kurumları itibarsızlaştırılmaya çalışılıyor, Kültür Turizm ve Sanat kurumlarında alanları ile ilgili olmayan atamalar ve kadrolaşma gerçekleştiriliyor,
Sonuç olarak; kapalı kapılar ardında oluşturdukları, kültür ve sanat emekçileri, sivil toplum örgütleri, akademisyenler, sendikalar ve halkla paylaşılmayan yasa taslağı, sanat kurumlarını yok etmeyi amaçlamaktadır. Halkın nitelikli, yaratıcı ,farklılıkları içinde barındıran, çok sesli sanat hakkı gasp edilemez! KÜLTÜR VE SANATIN MALİYETİ OLMAZ!
’’SIRA KİME GELECEK’’ diye seyretmeden, sanat kurumlarını kaybetmeden ,daha özgür ve bağımsız, özerk, yaratıcı perdelerin kapanmaması için, ’’SİYASETİN SANAT KURUMLARINA HAKİM OLMASINI ENGELLEMEK İÇİN’’ ele ele, hep birlikte İŞ BIRAKIYORUZ…
19 ARALIK 2013 GREV'DEYİZ!
Toplu satış sözleşmesine, sömürü bütçesine, sanat kurumlarının devrine, müze ve kütüphanelerin devrine karşı 19 Aralık 2013 GREV'deyiz!
2014-2015 DEVLET OPERA VE BALESİ KIYAFET YARDIMI USUL VE ESASLARI...
.08.2013 tarih ve 28744 sayılı resmi Gazetede yayımlanan 18.08.2013 tarihli ve 2013/1 numaralı Kamu Görevlileri Hakem Kurulu kararının “Kültür ve Sanat Hizmet Koluna ilişkin Mali ve Sosyal Haklar” başlıklı bölümünün 2. Maddesi, “Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü orkestra sanatçıları ile Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü’ne bağlı orkestra, koro ve topluluklarda çalışan sanatçılara, hizmetin gereği olarak görev esnasında giymesi gereken ve kurumlarınca belirlenen özel kıyafet her yıl eylül ayında verilir. Verilecek özel kıyafetin standartları ile hangi personele ne kadar süreyle verileceği ve nasıl muhafaza edileceği hususları ile bu malzemelerin kullanımına ilişkin usul ve esaslar ilgili kurumlar ile yetkili sendika tarafından birlikte belirlenir” hükmü gereğince giyim yardımı hakkında SENDİKAMIZ ve DOB Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan usul ve esasların yürürlüğe konulmasına ilişkin karar onaydan çıkmıştır. Onay ile usul ve esaslar ektedir.
KÜLTÜR VARLIKLARIMIZA VE ATATÜRK KÜLTÜR MERKEZİNE SAHİP ÇIKIYORUZ!
11 yıla yakın bir süredir uyguladığı politikalar ile kamu hizmetlerini adım adım özelleştiren, çalışma yaşamını kuralsızlaştıran, kentlerimizi, doğayı ve doğal yaşam alanlarımızı her fırsatta talan eden AKP hükümeti, son olarak Gezi parkına yapılmak istenen “topçu kışlası” ve “AVM” yapma girişimi sonucunda beklemediği kitlesellik ve yaygınlıkta tepkilerle karşılaşmıştır. Halkın yaşam alanlarının ranta açılması için bugüne kadar sayısız adım atan hükümet, bu kez sert kayaya çarpmıştır.
Başbakan’ın gezi parkına sahip çıkan sanatçılar başta olmak üzere herkesi hedef göstermesi yetmiyormuş gibi, hükümet temsilcilerinin, gezi direnişi ile giderek artan tepkileri göz ardı ederek Atatürk Kültür Merkezi’nin (AKM) yıkılabileceğinin açıklanması, AKP’nin insanlığın tüm değerlerine olduğu gibi, kültür ve sanat kurumlarına karşı da büyük bir sorumsuzlukla hareket ettiğini göstermektedir. Anlaşılan odur ki, hükümet temsilcileri Atatürk Kültür Merkezi ile ilgili koruma kurulu kararlarından haberdar değildir.
Atatürk Kültür Merkezi İstanbul 1 Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunun 06.01.1999 gün ve 10521 sayılı kararıyla tescil edilmiş, 2 Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunun 30.07.2007 gün ve 1344 sayılı kararıyla da “Korunması Gerekli 1. Grup Yapı” olarak belirlenmiştir. Atatürk Kültür Merkezi, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından tarihsel ve kültürel önemi göz ardı edilerek ranta açmak amacıyla 2006-2007 yıllarında yıkılmak istenmiştir. Yıkımının durdurulması için, kalemiyle, sanatıyla, inadıyla, yüreğiyle ve mücadelesiyle bizlere destek veren sanatçılarımızla duyarlı İstanbul halkıyla birlikte direndik ve yıkımı engelledik.
Kültür ve sanatı sadece “elit” bir uğraş olarak görüp küçümseyen mevcut çağdışı zihniyet, toplum ve ülkemizin tarihsel, kültürel, sanatsal değerlerini gerçek dışı bilgilerle yozlaştırıp, halkı manipüle ederek, toplumun derin bir karanlığın içine çekilmesine neden olmaktadır.
Atatürk Kültür Merkezi 2008 yılının Mayıs ayında perdelerini kapatmıştır. O dönem kamuoyunda yıkılacak, yenilenecek tartışmaları ve çeşitli projeler dolaştığı hatırlanacaktır. Atatürk Kültür Merkezi’nin geleceğine, belleğimize, sanatımıza, hakkımıza sahip çıkmak için Kültür Sanat Sen olarak demokratik kitle örgütleriyle onlarca eylem gerçekleştirdik. 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununa uygun onarım yapılmasını istedik.
Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunun 14.01.2010 tarih ve 3155 sayılı kararıyla Atatürk Kültür Merkezinin, rölöve, güçlendirme projesi ve güçlendirme raporu doğrultusunda uygulama yapılmasında sakınca olmadığına dair karar alınmış olmasına rağmen, yaklaşık 2,5 yıllık süre içerisinde onarıma ilişkin bir çivi dahi çakılmamış olması düşündürücüdür. Atatürk Kültür Merkezi ’nin rölöve, güçlendirme projesi ve güçlendirme raporu, İstanbul II Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunun 06.06.2012 tarih ve 498 sayılı kararıyla güncel hale getirilmiştir. Bu kararın alınmasından yaklaşık bir yıldan fazla bir süre geçmiş olmasına rağmen onarıma başlanmamış, Atatürk Kültür Merkezi kendi kaderine terk edilmiştir.06.06.2013 tarihinde Başbakan “Atatürk Kültür Merkezi yerine opera binası yapacağız” demiştir. AKP hükümetinin Atatürk Kültür Merkezi’ni çürümeye terk etmesi ve depreme dayanıklı olmadığını iddia ederek yıkılabilir açıklaması yapılması, yeni bir provokasyondan başka bir anlama gelmemektedir. Binanın depreme dayanıklılık konusunda bilimsel araştırma ve raporları ile yeterli dayanıklılığa sahip olduğu kamuoyunca bilinmektedir.
Başbakan ve hükümet temsilcileri, Atatürk Kültür Merkezi’nin depreme dayanaksız olduğunu iddia ederek (depreme dayanıklı olup olmadığına dair Hükümet tarafında yapılmış bilimsel, teknik bir değerlendirme olmamasına rağmen) yıkılacağını ve yerine daha modern bir yapı inşa edeceklerini söyleyerek kamuoyunu ve halkı yanıltmaya çalışmaktadır.
Yıkılacağı iddia edilen Atatürk Kültür Merkezi hakkında sendikamızın açmış olduğu davada bilirkişi raporuna dayanarak verilen 16.12.2009 tarihli korunması ve aslına uygun restore edilmesi için kesinleşmiş İstanbul 9.idare mahkemesi kararı vardır. Bu mahkeme kararında Atatürk Kültür Merkezi’nin tarihi eser niteliğinde olduğu ve İstanbul Koruma Kurulu tarafından da koruma altına alındığı, bu tarihi eserde bırakın yıkımı aslına uygun olmayan tadilat dahi yapılmasını yasakladığı halde, yıkacağız dayatması yapılması; bilimin, hukukun, yargı kararlarının yok sayılması, kabul edilemez.
20.12.2009 tarihinde Mimarlar Odası, Kültür ve Turizm Bakanlığı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi arasında yapılan protokolle Atatürk Kültür Merkezi’ nin aslına uygun onarılması karar altına alınmıştır.
Atatürk Kültür Merkezinin 1.grup tescilli kültür varlığı olduğu için yıkılamaz. Yıkılmasına ilişkin çabalar AB Müktesebatına, ulusal ve uluslararası kültür varlıklarının korunması hukukuna ,UNESCO kararlarına aykırıdır.
Kültür Sanat Sen, mekansal olarak tarihi, sosyolojik değerleri olan sanat ortamlarına ve kültür merkezlerine, Emek Sineması, Muhsin Ertuğrul Sahnesi, Şinasi ve Akün Sahnelerine Atatürk Kültür Merkezi gibi önemli yapılara yönelik hükümetin ranta açma çabalarına karşı kültürel ve tarihsel değeri tartışmasız olan sanat kurumlarına sahip çıkmaya devam edecektir. Atatürk Kültür Merkezi ile diğer kültür ve sanat değerlerimizi, AKP hükümetinin yapmak istediği gibi sermaye ve rantiyecilere teslim etmeyeceğiz. Toplumun yararına ve toplum hizmetinde olması için bütün gücümüzle direneceğimizin, Atatürk Kültür Merkezi’nin onarılmasına devam edilmesini istediğimizin ve yıkılmasına ise asla izin vermeyeceğimizin bilinmesini istiyoruz. 20.06.2013
SANAT KURUMLARI SAHİPSİZ DEĞİLDİR!
AKP hükümetinin aylardır üzerinde çalıştığı sanat kurumlarını yok etme projesi basına sızdırılmıştır. Yıllardır devam eden kamu hizmetlerinin tasfiyesi sürecinde, toplumsal belleğin en önemli kurumları olan kültür ve sanat kurumlarına sıra gelmiştir. AKP hükümeti, tüm kamu hizmetlerinde olduğu gibi, bir süredir siyasi ve ideolojik baskılarla yeniden biçimlendirmeye çalıştığı kültür ve sanatı ticarileştirmek, kültür ve sanat kurumlarının toplumsal özünü ortadan kaldırmak istemektedir.
Toplumsal yaşamın bütün alanlarını “daha fazla kar” uğruna ticarileştiren, hızla piyasa ilişkileri içine çeken AKP iktidarı, sağlık ve eğitimden sonra sanat kurumlarını da hedefine koymuştur. Dünyanın hiçbir yerinde sanat üzerinden kar elde etmeye çalışan bir iktidar yoktur. Kütüphaneler, müzeler, sanat kurumları piyasaya açılacak, üzerinden kazanç hesapları yapılan rant alanları değildir, olmamalıdır.
Mevcut durumda tüzel kişiliği olan ve yasaları ile korunan sanat kurumlarının en alt birimlere kadar seçilmişlerden oluşan kurulları olmasına rağmen, getirilmek istenen sistem, bizzat iktidar partisi tarafından atanan kişilerden oluşturulmaktadır. Siyasi iktidarın atamaları ile oluşacak bir kurulun batısından doğusuna farklı sanatlar icra eden kişileri temsil edecek bir yapı olarak kabul edilmesi mümkün değildir. Bütün bu girişimleri, günlük hayatı her yönüyle biçimlendirmeye çalışan muhafazakâr zihniyetin, aynı şeyi sanat kurumları üzerinden gerçekleştirmek istemesi şeklinde yorumlamak da mümkündür. Başka bir deyişle; bu girişim, sanat kurumları üzerinde “sanat kurulları” adı altında RTÜK benzeri bir sansür ve baskı kurumunun oluşturulması anlamına gelmektedir.
657’de yapılması düşünülen değişikliklerden biri olan kamu kuruluşlarında yöneticilik görevlerine atanma kriterlerini belirleyen maddeyle, kamuya özel sektörden CEO tarzı yönetici atanabilmesinin sağlanması, üst düzey devlet memurlarının iktidarlarla gelip gitmesi için düzenlemeler yapılması hedeflenmektedir. AKP’nin yapmak istediği hükümetin sözünden çıkmayan, halka değil iktidara hizmet eden “hükümet memurları” yaratmaktır. Benzer bir mantık bugün “hükümet sanatçısı” yaratmak gibi, dünyada eşi benzeri olmayan, son derece trajik bir hal almıştır.
Mevcut uygulamada seçilmişlerin ve kendi yasalarıyla yönetilen sanat kurumlarının, iktidarın atamış olduğu bürokratik bir yapıya dönüştürülmek istenmesi, sanatın hükümetin dünya görüşüne paralel olarak biçimlendirilmesi anlamına gelmektedir. Sanatsal uzmanlık bakımından yetersiz olacağı açık olan böylesi bir kurul ile mevcut repartuvarlara sadece iktidarın desteklediği ve onayladığı projelerin dayatılması kaçınılmazdır. Bu durumun bir benzeri, Taksim Projesi’ne ilişkin İstanbul 2 numaralı koruma kurulunun teknik ve akademik değerlendirmesi sonucu onaylamadığı projede yaşanmıştır. Atanmış kişilerden ve bürokratlardan oluşan koruma yüksek kurulu tarafından iktidarın siyasi kararı doğrultusunda koruma kararı iptal edilmiştir. Böylesi örneklerin önümüzdeki dönemde daha da artması kaçınılmazdır.
Hatırlanacağı gibi, Başbakan Erdoğan’ın “Devlet eli ile tiyatro olmaz, özelleştireceğiz” demesinin hemen ardından, Şehir Tiyatroları yönetmeliğinde yapılan “Şehir Tiyatroları dışarıdan prodüksiyon alır” şeklindeki değişiklikle, İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından 2 milyon 750 bin TL bedelle 3 oyun satın alınmıştı. Gösterimi yapılacak 3 oyun için 2 milyon 750 bin lira ödemekte mahsur görmeyen bu anlayış, sanat kurumlarının kaynaklarının “pahalı” ve “verimsiz” kullanıldığını iddia etmektedir. Hâlbuki Devlet Tiyatrolarının 2012 yılı bütçesi yaklaşık 147 milyon liradır. Bunun içerisinde; personel harcamaları 90 milyon lira, cari harcama yani kira, elektrik, su, araç, yol vb. giderleri 41 milyon liradır. Toplamda 2012 yılında 152 oyun oynanmış olup, oyunlara yani projeye harcanan gider 15 milyon liradır.
AKP’nin kültür ve sanat kurumlarına yönelik dönüşüm uygulamaları ile sanatın değil ihale bedellerinin tartışılacağı, iktidarın sadece kendi ideolojisine yakın oyunlara ya da sanat uygulamalarına izin vereceği anlaşılmaktadır. Kültür ve sanatı kendi açıklamalarıyla itibarsızlaştırmaktan çekinmeyen AKP iktidarı, bu söylemleriyle halk için kurulmuş devlet sanat kurumlarını en azından anlayış olarak desteklemeyeceğini açıkça belirtmektedir.
Taslakta, örnek gösterilen İngiltere, Hollanda gibi Avrupa ülkelerinde ise personelle sanat kuruluşları arasında imzalanan sözleşmelerin içeriğinin ilgili sendika ve sanat kuruluşları arasında yapılan görüşmeler sonucunda belirlendiği ve projeleri belirleyen sanat konseylerinin sanat kuruluşlarıyla finansman garantisi için uzun dönemli anlaşmalar yaptığı bilinmektedir. Bu ülkelerde, bahsi geçen sanat konseylerinin üyeleri seçimle göreve gelen, bağımsız üyelerden oluşmaktadır. AKP’nin taslağındaki gibi bürokratlar ise böylesi bir yapı içinde asla yer almamaktadır.
2008’de sanat kurumlarında da yaş haddinin 65’e çıkması ve fiili hizmet tazminatının kaldırılmasıyla özellikle mesleki yaş sınırı olan kolektif sanatlarda AKP hükümeti tarafından ortaya çıkarılmış olan problem, emekliliğe teşvik yoluyla çözülmeye çalışıyor görülse de, taslağın bütününe bakıldığında asıl niyetin kadroları boşaltıp iptal etmek olduğu, sanat kurumlarında esnek ve güvencesiz istihdama geçileceği anlaşılmaktadır.
Kültür ve sanat alanındaki çeşitli yasaların (5441-1309, 1310 sayılı yasalar) mevcut problemleri, özel yasa ve tüzüklerle çözülebilecekken, tiyatro ve operaların yetki ve sorumluluğu tartışılan Kültür ve Turizm Bakanlığının taşra teşkilatında sanatsal yetkinliği olmayan İl Kültür Turizm Müdürlüklerine devredilmesi, fiilen bu kurumları yok etmek anlamına gelmektedir. Bakanlık, İl Kültür ve Turizm Müdürlüklerinin yardımcılarını hülle yoluyla atama makamı saymakta ve bu kadrolar sınava tabi tutulmamaktadır. Genellikle iktidara yakın, iktidarla uyumlu çalışacak kişilerin bu makamlara getirildiği dikkate alındığında böylesi bir girişimin “kuzuyu kurda teslim etmekten” başka bir anlamı yoktur.
Ayrıca; sanatkâr memur unvanlı (iş tanımları özel olarak belirlenmiş) idari sözleşmeli personelin yetki ve sorumluluğu tartışılan İl Kültür Müdürlüklerine aktarılması, sanatın ve sanatçının bağımsız yapısına büyük bir darbe vuracak, sanatçıyı memurlaştırarak gelişiminin ve özgürleşmesinin önüne yeni engeller koyacaktır. Öyle ki, dünyaca tanınmış bir opera solistinin sahneden alınarak masa başına oturtulmasının ne kadar saçma ve akıldışı olduğu ortadadır. Aynı zamanda, taslakta sanatçı sayısı kadar kadrosu bulunan vasıflı teknik personelden bahsedilmemesi de taslağı hazırlayanların sanat kurumlarının yapısından bihaber olduklarını açıkça göstermektedir. Personele aylık sözleşme ücretlerinin dört ikramiye ve iki teşvik ikramiyesi “hariç” kısmının aylık olarak ödenmeye devam edecek olması ise, sanat emekçilerinin “kazanılmış” haklarının gaspı anlamına gelmektedir. Her fırsatta emekçilerin haklarını gasp etmekten çekinmeyen AKP hükümeti, sanat emekçilerinin haklarına da gözünü dikmiştir.
Aslında, Bakanlığın sanat kurumlarının problemleri derken de ne demek istediği muğlaktır; çünkü “pahalı ve verimsiz” diye nitelendirilen oysa sınırlı bütçesi ve kadrosuna rağmen olanaklarının üstünde prodüksiyon üreten bu kurumların iç mevzuatlarını tamamlama dışında yapısal bir sorunu bulunmamaktadır. Örneğin; İtalya’da devletin kişi başı kültür ve sanat harcamaları 112 Euro, Almanya’da 101 Euro, İngiltere’de ise 143 Euro civarındadır. Hal böyleyken, Avrupa ülkeleri ile kıyaslandığında Türkiye’de kişi başına düşen kültür ve sanat harcamasının 10 Euro civarında olduğunu düşünürsek, bu rakamın ne kadar düşük seviyelerde olduğu ve kültür harcamalarına ne derecede önem verildiği de son derece açıktır.
Ayrıca; kolektif sanatların özü ve yapısı hakkında bir fikri olmadığı anlaşılan taslakta, bundan sonra kadrolu istihdam yapılmayacağı belirtilmektedir. Birlikte çalışma geleneği ve kültürü olması gereken orkestra, koro ve kordo balelerin kısa süreli sözleşme ile çalıştırılması bu bölümlerde sanatsal disiplini ve çalışma prensiplerini derinden ve olumsuz yönde etkileyecek bir düzenleme olacaktır.
Sendikamız geçen yıl sanat kurumlarının ve sahne emekçilerinin sorunları konusunda hem toplu sözleşme masasında hem de kamu personel danışma kurullarında kapsamlı önerilerde bulunmuştur ve Bakanlık yetkililerine raporlar sunmuştur. Ancak taslakta bütün vurgularımıza rağmen ortaya çıkacak sorunlar göz ardı edilmiştir.
Sonuç olarak; 1980 askeri faşist darbe sonrasında ve dönemsel ekonomik krizlerde bile sanat kurumlarının mevcut yasalarına ve çalışma yöntemlerine dokunulmamışken, kültür ve sanat kurumlarının AKP’nin “ileri demokrasisine” kurban edilmesi kabul edilemezdir. Kültür Sanat-Sen olarak bu girişime asla izin vermeyeceğimizi kamuoyuna duyururuz.
EMEK SİNEMASININ YIKILMASINA KARŞI ÇIKANLARA YAPILAN SALDIRIYI KINIYORUZ!
Bir ülkede kültür, sanata, kültür ve sanat kurumlarına verilen değer, o ülkenin gelişmişlik ve çağdaşlık düzeyi açısından önemli bir gösterge olarak kabul edilmektedir. Kültüre ve sanata yönelik piyasacı ve gerici müdahalelerin son yıllarda belirgin bir şekilde artmıştır. Kültür ve sanatı yıllarca “boş işler” görüp küçümseyen mevcut çağdışı zihniyet, Türkiye’nin tarihsel, kültürel ve sanatsal değerlerine, tiyatro ve sinema salonlarına yönelik acımasız bir saldırıya girişmiş durumdadır.
Ankara’nın en eski tiyatro salonlarından Şinasi Sahnesi ve Akün Sahnesine yönelik yok etme girişimleri hala sıcaklığını korurken, yüz yıla yakın bir geçmişi olan Emek Sineması’nın yıkılmak istenmesi girişimleri tüm kültür ve sanat severler tarafından kaygı ile izlenmektedir.
Bugüne kadar çok sayıda kültür ve sanat mekânı gibi Emek Sineması da AKP ve sermaye işbirliği ile yok edilmek istenmekte, bu talana karşı çıkan sanatçılara, sinemacılara ve sinemaseverlere pervasızca saldırılmaktadır. Geçtiğimiz Pazar günü gerçekleştirilen ve Emek Sineması’nın yıkılmasını protesto gösterisinde, polisin demokratik haklarını kullanan sinemaseverlere yoğun biber gazı ve tazyikli suyla müdahale etmesi ve insanları döverek gözaltına alması, AKP iktidarının her renkten muhaliflerine karşı sergilediği şiddetin kültür ve sanat alanındaki yansıması olmuştur.
Sinema yazarları, oyuncular, yönetmenler, bu meslekte ömür tüketenler ve sinemaseverlerin bir araya gelerek Emek Sineması’nın “rantsal dönüşüme” kurban edilmemesini istemeleri kadar doğal bir talep olamaz. Emek Sinemasına sahip çıkmanın yaşam alanlarına sahip çıkmak anlamına geldiği gerçeği karşısında polisin gerçekleştirdiği acımasız saldırı, emek ve sanat düşmanlarının çirkin yüzünü bir kez daha görmemizi sağlamıştır.
7 Nisan Pazar Günü Emek Sinemasına sahip çıkmak için buluşan yüzlerce sanatçı ve sanatsever devletin kolluk güçlerinin saldırısına uğraması Türkiye için büyük bir utançtır. 32. İstanbul Film Festivali için Türkiye’ye gelen dünyaca ünlü yönetmen Costa Gavras, Erkan Can, Tuncel Kurtiz, Derya Alabora, Cem Davran gibi birçok sanatçı, polis ablukası ve saldırısı sırasında biber gazı ve tazyikli suyla şiddete uğramış, sanatçılar gözaltına alınmış ve yaralananlar olmuştur.
Uluslararası Film Festivali sırasında sanata, tarihi sanat mekânlarına, kısacası yaşam alanlarına sahip çıkanlara yapılan bu çirkin saldırı, Türkiye için yeterince büyük bir utanç vesilesidir.
Şinasi ve Akün Sahneleri, Emek Sineması ve daha birçok tarihi özellikler taşıyan kültür ve sanat miraslarının sahibi hükümet değil, halk ve sanatçılardır. Saldırı sırasında polis şiddetinden nasibini alan ünlü yönetmen Costa Gavras’ın da ifade ettiği gibi, “Önemli bir mekan ve kültür merkezinin tahrip edilmesi, geçmiş belleğimizden bir parçayı silmek gibidir”.
Kültür Sanat Sen olarak bir kez daha başta Emek Sineması olmak üzere, tüm kültür ve sanat varlıklarımıza yönelik saldırıları kınıyor, kültür ve sanat dostları ile birlikte bu tür girişim ve saldırılar karşısında herkesi birlik olmaya, birlikte mücadele etmeye çağırıyoruz.





