sultan
SANAT KURUMLARI SEZON AÇIYOR
2015-16 SANAT SEZONUNA BAŞLARKEN BÜTÜN KURUM EMEKÇİLERİNE BAŞARILAR DİLERİZ.SEYİRCİNİZ BOL,ALKIŞINIZ BOL ,ÇALIŞANLARINIZ MUTLU OLSUN;EMEKLERİNİZ DEĞER BULSUN.
KÜLTÜR SANAT SEN YÖNETİM KURULU
10 EKİM’DE ANKARA’DA EMEK, BARIŞ, DEMOKRASİ MİTİNGİ’NDEYİZ!
Konfederasyonumuz, DİSK, TMMOB ve TTB, 10 Ekim 2015 tarihinde Ankara'da gerçekleştireceğimiz "SAVAŞA İNAT, BARIŞ HEMEN ŞİMDİ!" EMEK, BARIŞ, DEMOKRASİ MİTİNGİ öncesi TMMOB Genel Merkezi'nde bir basın toplantısı düzenledi. Ortak açıklamayı TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Soğancı'nın okuduğu toplantıya; Konfederasyonumuz Eş Genel Başkanı Şaziye Köse, DİSK Genel Başkanı Kani Beko ve TTB Genel Sekreteri Özden Şener katıldı.
“Savaşa İnat, Barış Hemen Şimdi!” Demek İçin
10 Ekim’de Ankara’da Emek, Barış, Demokrasi Mitingi’ndeyiz!
Ülke olarak tehlikeli bir çatışma ve savaş ortamına doğru hızla sürüklendiğimiz bu süreçte DİSK, KESK, TMMOB ve TTB olarak düzenlediğimiz ortak basın toplantısı ile karşınızdayız. Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyoruz. Hoş geldiniz.
Bugüne kadar gerek tek tek gerekse ortak yaptığımız basın açıklamaları, basın toplantıları ile ülkemizi adım adım bir uçurumun kenarına iten gelişmelere dikkat çekmeye çalıştık. Nefret söylemlerini kapkara bir zift yağmuru gibi üzerimize boca ederek savaş çığlığı atanların her türlü baskı ve tehdidine rağmen barış ve kardeşlik çağrısından taviz vermedik.
Ülkenin yeniden kan gölüne döndürülmesinin sorumlularını hep beraber bulmak için yılmadan, usanmadan “bu savaş kimin savaşı?” diye sorduk.
Bu sorunun cevabını ararken öncellikle topraklarımızın her gün akan kan ve gözyaşı ile sulanmasından kimin-kimlerin beslendiğine, çatışma ve savaş ortamının kimin-kimlerin tercihi olduğuna ve bu tercihin bedelinin kimler tarafından ödendiğine bakılmasının elzem olduğunu vurguladık.
Bu kirli savaş ile hangi gerçeklerin üzerini örttüklerini çok iyi gördük. Emperyalizmin taşeronluğu ile Ortadoğu’yu ölüm bataklığına çevirenlerin, IŞID’e tırlar ile silah yollayanların, ülkemizi cihatçı örgütlerin yatağı haline getirenlerin, laikliğe savaş açarak toplumu kuşatan gericilerin, kadına yönelik şiddeti, tacizi ve cinayetleri savunanların, kentlerimizi ve doğamızı sermayenin dizginsiz rantı ile yağmalayanların, şantiyelerden madenlere kadar her yeri işçi mezarlığına çevirenlerin, emeğin sömürüsü üzerinden saltanat sürenlerin çökmek üzere olan baskı ve sömürü düzenlerini sürdürebilmeleri için savaş çıkarmak dışında başka bir yollarının kalmadığını birlikte anlamış olduk.
Ancak son dönemde halklar arasındaki bağları koparmayı, şiddet ve linç kültürünü güçlendirmeyi hedef alan gelişmeler, barış ve kardeşlikten yana olan tüm kesimlerin görev ve sorumluluğunu artırmıştır.
Bu topraklar kana ve gözyaşına fazlasıyla doymuştur. 35 yıldır yaşananlar ölüm, kan ve gözyaşı dışında bir sonuç üretmeyen savaş/şiddet odaklı politikalarda ısrarın Kürt sorununu çözemeyeceğini tüm açıklığı ile göstermiştir. Buna rağmen ülkemiz yine bedeli yoksul halk çocuklarına ödetilen bir çatışma ve savaş ortamına itilmekte, ülke adım adım bir iç savaşa sürüklenmektedir. Bir avuç silah tüccarının, savaş baronunun dışında kimsenin çıkarının olmadığı çatışma ve savaş ortamının bedelini Kürt, Türk, Laz, Çerkez, Alevi, Sünni her milliyetten, her inançtan binlerce yoksul halk çocuğu hayatı ile ödemiştir.
Bu koşullarda kin ve nefretten beslenenlere karşı barış ve kardeşlik talebini daha ısrarlı bir şekilde sahiplenmek, tüm baskılara rağmen savaşa karşı barışı daha cesurca dile getirmekten başka çıkar yol yoktur.
Bizler DİSK, KESK, TMMOB, TTB olarak akıtılan kardeş kanının son bulması, daha büyük acılar yaşanmasının önüne geçilmesi için dün olduğu gibi bugün de görev ve sorumluluk almaya hazırız.
Bu görev ve sorumluluğun gereği olarak; akıl tutulmasına itilerek bir kişinin hırsı yüzünden Saray merkezli bir kuşatma ile ülkenin yeniden kan gölüne dönmesine seyirci kalması istenen halkların vicdanına seslenmek, kalıcı barış ve kardeşliğin tesisinin gerçek mimarı olabilecek bu vicdanı bir kez daha göreve çağırmak için 10 Ekim 2015 Cumartesi günü “Savaşa İnat, Barış Hemen Şimdi” şiarı ile Ankara’da bu ülkenin bütün demokrasi güçleri ile birlikte, yüreği barıştan yana atan herkesle birlikte merkezi Emek, Barış, Demokrasi Mitingi düzenleyeceğiz.
Kimliği, kültürü, dili, dini, mezhebi, görüşü ne olursa olsun, üzerinde eşit haklara sahip yurttaşlar olarak barış içinde yaşayacağımız, demokratikleşmeye yönelik çözümlerin benimsendiği, AKP diktatörlüğünden, tekçi, otoriter, faşizan uygulamalarından kurtulmuş bir Türkiye’nin sadece bizim değil milyonların özlemi olduğunu biliyoruz. Bunun için çağrısını biz yapsak da 10 Ekim’de hayata geçirilecek miting yüreği emekten, barıştan, kardeşlikten, demokrasiden yana atan herkesin mitingidir.
Çünkü 7 Haziran öncesi “400 vekil vermezseniz kaos olur” diyerek halkları tehdit edenler ne kadar gizlemeye, gerçekleri çarpıtmaya çalışsalar da bu savaş işçilerin, emekçilerin, ezilen, yoksullaştırılan on milyonların savaşı değildir.
Hangi tarafta olursa olsun yoksul halk çocuklarının hayatını hiçe sayanlar, doksanlı yılları artamayan OHAL ve sıkıyönetim düzeni ile çocuk, yaşlı demeden sivil yurttaş katliamlarının altına imza atanlar ne kadar uğraşılırsa da, bu savaş halkların savaşı değildir.
Bu savaş otoriter faşizan rejimini ilelebet sürdürmeyi planlayan AKP’nin ve 7 Haziran seçimlerinden umduğunu bulamayıp kaos için düğmeye basan Saray’ın savaşıdır. Bu savaş, yeni, tekçi, otoriter, faşist bir rejimi tesis etme savaşıdır.
Bir an önce engellenemez ise ülkemizi çıkmaz bir felakete sürükleyecek, halklarımızı hedef haline getirecek milliyetçi-ırkçı-şoven hezeyan karşısında toplumsal bir bariyer oluşturmak, barışın kapısını açmak, bu ülkenin ezici çoğunluğunu oluşturan işçilerin, emekçilerin, yoksullaştırılan-ezilen halklarının ellerini birbirine uzattığında ulaşabileceği kadar yakındır.
Yeter ki barış ve kardeşlik köprüsünü kurmak için doğusuyla, batısıyla kuzeyi ile güneyi ile ellerimizi birbirine uzatalım.
Yeter ki vicdanlarımızı, insanlığımızı aramıza kin ve nefret tohumları ekmeye çalışanlara esir etmeyelim.
Yeter ki siyaset sahnesini halka hesap vermek yerine, çocuklarımızın kanı üzerinden hesaplaşmaya çevirmek isteyenlerin kirli hesaplarına kurban edilecek bir tek canımızın bile olmadığını birlikte haykıralım.
Yeter ki barışa giden yolda sadece kendi evlatlarımıza değil, “benim evladım senin evladın, senin evladın benim evladım” diyerek tüm evlatlara sahip çıkalım.
Yeter ki, işçiler, emekçiler, yaşamını alın teri ile kazananlar olarak barışın ile emeğin-emekçinin haklarının ve demokrasinin arasında bir zincirin halkaları gibi kopmaz bağlar olduğunu görelim.
Bunun için, bugün yeniden hortlatılarak sokakları esir almaya çalışan ırkçı-şoven dalga karşısında bu kirli savaşa karşı barış ve kardeşlikten yana olan milyonlara sesleniyoruz.
AKP diktatörlüğüne, baskı ve zorbalığa, yolsuzluğa, hırsızlığa, iş cinayetlerine, kadın cinayetlerine, doğa ve kentlerimizin yağmalanmasına, emperyalizmin savaş ve sömürü politikalarına, gericiliğe karşı rahatsızlığı olan milyonlara sesleniyoruz.
Gelin;
Çocuklarımızın cenaze törenlerini dahi ‘başarılı organizasyon’ olarak nitelendirecek kadar insanlıktan nasibini almayanların,
Evladını kaybeden aileye basın ordusu ile gidip şov peşinde koşanların,
Sıvasız gecekondu çocuklarının tabutu başında hamaset nutukları atanların,
İktidarlarını korumak adına evlatlarımızı kurbanlık koyun olarak görenlerin,
Sadece barış ve kardeşliğimizi değil, keskin nişancıları ile ablukaya aldıkları bir kentte katlettikleri üç aylık bebeğin cansız bedenini de derin dondurucuya koyanların dayattığı savaşa karşı
BARIŞ VE KARDEŞLİK İÇİN KENETLENELİM!
Gelin savaşa karşı barışı; baskı, şiddet ve zora karşı özgürlükleri ve demokrasiyi; yolsuzluğa, hırsızlığa ve sömürüye karşı emeğin mücadelesini yaşamın her alanında birlikte yükseltelim.
Gelin her ölümün bizi birbirimizden daha uzağa savurmasına izin vermeyelim.
Gelin bir saniye bile ertelemeden
BARIŞA VE KARDEŞLİĞE BİRLİKTE SAHİP ÇIKALIM. YÜREĞİ BARIŞTAN YANA ATAN HERKESİ 10 EKİM’DE ANKARA’DA BARIŞA SES VERMEYE ÇAĞIRIYORUZ!
DİSK KESK TMMOB TTB
GÖREVDE YÜKSELME SINAVINA BAŞVURAN ADAYLAR İLE İLGİLİ DUYURU
Sınava başvurusu kabul edilen üyelerimizi Devlet Personel Tarafından bastırılan 'Görevde Yükselme Der Notları' kitabı kurum adreslerine kargo işlemi başlamıştır.Kargo üyelerimizin kurum adreslerine yapılmaktadır.Yollanan tüm kitapların emekçilere ulaşması önem arz etmektedir.Bu anlamda kargoları takibi gerekmektedir.Kitap ulaşmayan üyelerimizin sendika genel merkezi (0312 232 12 51) numara ile iletişime geçmeleri gerekmektedir.
Ayrıca bazı sınav materyallerinin elektronik ortamda üyelerimize ulaşması gerekmektedir.Bu amaçla tüm üyelerimizin e-mail adreslerine ihtiyaç duyulmaktadır.Sınav materyali ulaşmayan üyelerimizin 'This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.' e-mail adresine bir e-mail atmaları gerekmektedir.
Sınava giren tüm kamu emekçilerine başarılar dileriz.
KÜLTÜR SANAT SEN
BASINA VE KAMUOYUNA
Sendika üyemiz Sayın Arda AKTAR’la ilgili olarak Facebook’taki bir paylaşımı nedeniyle Ankara Devlet Opera Ve Balesi Müdürlüğü tarafından başlatılan soruşturma kabul edilemez.
Sendikamız, kamu görevlilerinin her platformda siyaset yapma özgürlüğünü (hele ki günümüz Türkiye’sinde ) temel vatandaşlık hakkı olarak görmüş ve savunmuştur.
Opera ya da Tiyatro sanatçılarımızın nasıl ki, kurumlarının bekaası için dün TÜSAK(Türkiye Sanat Kurumu) yasa tasarısı taslağına karşı düşünce ce söylemlerini pratikle örtüştürmüşlerse, bugün de kurum idarelerinin yapmış oldukları uygulamalar ve sonuçları hakkında görüş ve eleştirilerini bildirebilir, paylaşabilirler.
Kaldı ki bu görüş ve eleştiriler Anayasanın 25 ve 26. Maddelerin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. Maddesi gereğince düşünceyi ifade özgürlüğü kapsamındadır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Liegens/Avusturya kararında gazetecinin Başbakana yönettiği “En adi fırsatçılık”, “ahlakdışılık”, “şerefsizlik” ifadeleriyle ilgili başvuruda; “bir siyasetçi, özel şahıstan farklı olarak her sözünü ve eylemini bilerek ve kaçınılmaz bir biçimde, gazetecinin ve halkın yakın denetimine açar, bu nedenle daha geniş bir hoşgörü göstermek zorundadır” ;
Feldek/Slovakya kararında ise; “ Özgür siyasi tartışmanın teşvik edilmesinin demokratik toplumun niteliği olduğunu belirleyip kendisini gerek basının, gerek kamuoyunun yakın denetimine açmış olan politikacıların kendilerine karşı yapılan eleştirilerde diğer bireylere nazaran daha fazla hoşgörü göstermesi gerekiyor” gerekçesiyle, Sözleşme hükümlerinin ihlal edildiğini tespit etmiştir.
Ülkemizde de çeşitli mahkemelerin bu yönde vermiş olduğu kararlar dikkate alındığında Sayın Arda AKTAR ile ilgili soruşturmanın bir an önce kaldırılması hususunu kamuoyuyla paylaşır, sürecin takipçisi olacağımızı bildiririz.
Saygılarımızla.
KÜLTÜR SANAT-SEN GENEL MERKEZİ
ARTIK YETER! DAHA FAZLA TABUT TAŞIMAK İSTEMİYORUZ!
Acı haber bu kez Dağlıca’dan geldi; “çok sayıda” evladımızın yaşamını yitirdiği açıklandı. Hakkari/Dağlıca’da yaşanan saldırıda yaşamını yitirenlerin ailelerinin acısını paylaşıyor, sabır ve başsağlığı diliyoruz.
İlk kez Genelkurmay Başkanlığı çatışmanın ne zamanını ne de yaşamını yitirenlerin sayısını açıklıyor! Her gün durum daha da kötüye doğru gidiyor! Her gün ocaklara ateş düşüyor! Savaş çığırtkanlığının yapıldığı her saat, her gün yaşamını yitirenlere yenileri ekleniyor.
Ortalık kan gölüne dönmüşken Başbakan maç izliyor, Cumhurbaşkanı ise savaşın nedenini sorgulayan yüreği yanık asker yakınlarını “karaktersiz” olmakla itham ediyor. Cumhurbaşkanının 400 vekil açıklamasını yayınladığı için AKP danışmanı gazeteciler, bir başka basın kuruluşuna saldırılması için çağrılar yapıyorlar ve çağrıları anında karşılık buluyor! Anlaşılan artık “%50’yi zor tutuyoruz” gibi bir dertleri yok, aksine “ne duruyorsunuz, haydi sokağa” diyorlar…
İktidar borazanı, savaş çığırtkanı medya, insan ölümleri üzerinden yeni algı operasyonları yapıyor. Yaşamın değil ölümün dili hâkim kılınmaya çalışılıyor. İktidar uğruna başlatılan savaşın gerçek nedenini gizlemek için barış yanlısı tüm kesimler “vatan haini” ilan ediliyor! Muhalifler “ölüm” mektuplarıyla, tutuklanmayla, tehdit ediliyor. 24 Temmuz’dan bu yana onlarca sivil insan polis kurşunuyla yaşamını yitirmesine rağmen, Emniyet Genel Müdürü hala “tereddüt edilmeden silah kullanılmasını” istiyor. Ne Hükümetten ne de medyasından tek bir satırlık açıklama yapılmıyor!
Yüreğimize her gün bir kor düşerken, ülkemiz hızla bir iç savaş eşiğine doğru giderken vicdansızlar anket sonuçlarını bekliyorlar…
Susmamızı istiyorlar, susmayacağız! Savaşa devam dememizi istiyorlar, demeyeceğiz! İtaat etmemizi, boyun eğmemizi istiyorlar, eğmeyeceğiz! Vicdanlarımız kurusun, gözlerimiz görmesin, kulaklarımız duymasın, insanlıktan çıkalım istiyorlar, bedeli ne olursa olsun insanlıktan çıkmayacağız, insanlık onuruna sahip çıkmaya devam edeceğiz…
Artık Yeter! Daha fazla tabut taşımak istemiyoruz! Çocuklarımız Ölmesin! Eller tetikten çekilsin, silahlar sussun! Derhal normalleşmeye dönük acil adımlar atılsın, demokratik süreç işlesin! Sokağa çıkma yasakları, sağlık emekçilerine ve sağlık hizmetlerine yönelik saldırılar derhal durdurulsun, sıkıyönetim uygulamaları son bulsun!
Savaşa Hayır! Barış Hemen Şimdi!...
ACI KAYBIMIZ...
Strateji Geliştirme Genel Müdürlüğü'nde görevli üyemiz Ali KANTAR'ın kayınpederi vefat etmiştir. Ailesi, sevenleri ve yakınlarına başsağlığı dileriz.





