sultan

sultan

Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü Kurum İdari Kurulu, işveren temsilcileri Genel Müdür Yardımcısı V. Başkan M.Cemal COŞKUN, raportör üye Hukuk Müşaviri Ahmet Nuri EKİCİ ile KESK Kültür Sanat-Sen’i temsilen Kurul Başkan V. Sendika Genel Başkanı Yavuz DEMİRKAYA ve üye Alper TAZEBAŞ’ın katılımlarıyla 29.12.2015 günü saat 14:00’te toplanmış olup, önceden belirlenen gündem maddeleri doğrultusunda görüşülmeye geçilmiştir.

 

 

Kurum İdari kurulu Mutabakat metni ektedir.

Thursday, 21 January 2016 10:25

ACI KAYIBIMIZ

İstanbul Devlet Opera ve Balesi eski Müdürü  üyemiz Şamil GÖKBERK babasını vefat etmiştir.Cenaze töreni bugün   ikindi namazına müteakip Avcılar Gümüş-paşa Cami'de kaldırılacaktır.Arkadaşlarımızın acısını paylaşıyor,başsağlığı diliyoruz.

 

 

 

 

 

AKP hükümeti, Ailenin ve Dinamik Nüfus Yapısının Korunması Programı’nın yasallaştırılmasına yönelik olan Gelir Vergisi Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nı Meclis Alt Komisyonu’na gönderdi. Kadınlar açısından geniş haklar içeriyormuş gibi görünen tasarı tam bir aldatmaca. AKP, işçi ve emekçilere dayattığı esnek çalışma politikasını yine kadınlar üzerinden hayata geçirmeye çalışıyor. Bulduğu her fırsatta kadını eve hapsetmenin politikalarını geliştiren ve çalışan kadınların kazanılmış haklarını gasp eden AKP, doğum iznini esnek ve güvencesiz çalışmanın kaldıracı haline getiriyor.

Aile içindeki eşitsiz rol ve görev dağılımının sonuçlarından birisi de kadınların çalışma yaşamına eşitsiz bir şekilde dahil olmaları ve eşitsizliğin burada da devam etmesidir. Söz konusu eşitsizliğin etkileri daha en başta, kadınların çalışma yaşamına sınırlı derece katılmalarıyla kendini göstermeye başlıyor. Geleneksel iş bölümü kadınlara annelik görevini biçmiş ve sonrasında yarı zamanlı, esnek, güvencesiz, eksik sigorta primleriyle çalışma seçeneğini dayatmıştır.

Tasarıda bir lütufmuş gibi sunulan ‘Kadın memurlara doğum yapmaları halinde analık izni sonrasında birinci doğumda iki ay, ikinci doğumda dört ay, sonraki doğumlarda ise altı ay süreyle günlük çalışma süresinin yarısı kadar, mali ve sosyal haklarda herhangi bir kesinti yapılmaksızın çalışma’ ile kadınlara çok çocuk az çalışma müjdesi veriliyor. Çocuk doğurmaya teşvik edilen kadınlar evde bakım hizmeti ile erkek egemen kapitalistleri zenginleştirirken bir taraftan da geleneksel kadınlığı üretmeye teşvik ediliyor. Doğum izni kullanan kadınların yerine yarı zamanlı güvencesiz çalışan kadınların istihdam edileceğini tahmin etmek ise zor değil. Doğum izni kadınların en temel hakkıdır ve kadınlar bu hakkı almak için nice mücadeleler vermiştir. AKP, bu hakkı kullandırmak için doğum yapan kadınlara esnek çalışmayı ve doğurmayan kadınlara da güvencesizliği dayatmaktadır. Tasarıda sermayenin sorumluluğunu emekçilerin sırtına yükleme çabası içinde olan hükümet; doğum sonrası verilecek yarım çalışma ödeneğinin ise İşsizlik Fonu’ndan karşılanacağını açıklıyorİşçi ve emekçileri yoksulluk sınırında yaşamaya mahkum eden AKP, emekçilerden kesilen dolaylı ve dolaysız vergilerle oluşturulan kamu kaynaklarını sermayenin karını artırmak için kullanıyor.

 Analık İzni Değil Ebeveyn İzni

Kadının adına tahammülü olmayan ve her fırsatta kadını ‘kutsal annelik’ üzerinden tarif eden AKP, tasarıda kadınları çocuk doğuran ve evlat edinen kadınlar olarak ayırmaktadır. Kadınları esnek çalışmaya ikna etmek için hazırladığı bu tasarı da bile cinsiyetçilik yapmakta, kadınlara müjde gibi sunduğu bu emek düşmanı cinsiyetçi politikaları uygularken bile evlat edinen kadınlara ayrımcılık uygulamaktadır. Yıllardır kadınların, çocuk bakımının ebeveynlerin ortak sorumluluğu olduğunu dile getirmesine rağmen ‘ebeveyn izni’ talebini görmezden gelen AKP, tasarıda ‘analık izni’ olarak tarif ettiği doğum sonrası izinle çocuk bakımını kadına yüklemeye devam ediyor.

Geleneksel toplumsal rollerin korunmasında ısrarlı olan hükümet, ‘Çocuğu olan memur anne ve/veya babaya, çocuğun mecburi ilköğretim çağının başladığı tarihi takip eden ay başına kadar normal çalışma süresinin yarısı kadar çalışma imkanı’ ile kadınların sadece doğumdan sonra değil çocuk okula başladıktan sonra da evde kalmasının zeminini döşüyor. Her ne kadar anne ve/veya baba olarak tanımlansa da bu tanım doğrudan kadınları hedef almaktadır. Yoksulluğa mahkum edilen kadınlara bir de evde ücretsiz belletici görevi verilmektedir.

Kadınların Kazanılmış Hakları Gasp ediliyor

AKP, emekçi düşmanı politikalarını hayata geçirirken sadece kadınları kullanmak ve cinsiyetçiliği derinleştirmekle kalmıyor, kadınların kazanılmış haklarını da gasp ediyor. Doğum sonrası yarı zamanlı çalışmayı getirirken, kadınların mücadele ile kazandığı süt iznini kaldırıyor. Günlük çalışma süresinin yarısına denk gelen yarı zamanlı çalışırken kadınlar süt iznini kullanamayacak. Böylece AKP, hem doğum sonrası esnek çalıştırdığı hem de onun yerine güvencesiz geçici çalıştırdığı kadınların süt izni hakkını ortadan kaldırmış oluyor.

Bir diğer hak gaspı ise 657 sayılı kanuna tabi çalışan kadınlar doğum sonrası yarı zamanlı çalışma ile her ne kadar mali ve sosyal hakları zarar görmeden yararlanacaktır denilse de uygulama öyle değil. Uygulamanın nasıl olacağını tarif eden bölümde ‘Derece yükselmesi ile kademe ilerlemesi için aranan süreler açısından bu şekilde çalışılan dönemdeki hizmet süreleri yarım olarak dikkate alınır.’ maddesi yer alıyor. Aynı bölümde ‘yarı zamanlı çalışma tam ücret’ propagandasının nasıl bir düzmece olduğu ise ‘Yarı zamanlı olarak çalışılmaya başlanan günü izleyen aybaşından itibaren normal zamanlı çalışılması halinde ödenmesi gereken sigorta primine esas aylık kazanç ya da emekli keseneğine esas aylık tutarının yarısı üzerinden sigorta primi ve emekli keseneği ödenir’ denilerek uzun olan emeklilik süresi daha da uzatılıyor ve neredeyse kadınlar için emeklilik hayal oluyor.

Biz Eğitim Sen olarak AKP’nin işçi ve emekçi düşmanı politikalarını kadınlar üzerinden hayata geçirme anlamı taşıyan bu kanun taslağını kabul etmiyoruz. İşçi ve emekçi kadınları bu tasarıya karşı, kazanılmış haklarına sahip çıkmaya çağırıyoruz. Esnek ve güvencesiz çalışmanın ilk önce kadınlarda uygulanacağı, kadınların kazanılmış haklarını gasp eden ve kadını eve hapsetmenin yollarını döşeyen bu tasarı derhal Meclis Alt Komisyonu’ndan geri çekilmelidir.

Bugün İstanbul Sultanahmet Meydanı’nda yaşanan patlama sonucunda 10 kişi ölmüş, 15 kişi yaralanmıştır. Kültür Sanat Sen olarak yaşanan saldırıyı ve arkasındaki güçleri lanetliyoruz!

Patlamanın hemen ardından ‘jet hızıyla’ yayın yasağı getirilmiş olması, geçmişte yaşanan benzer saldırılar dikkate alındığında, bu saldırının neden, nasıl ve kimler tarafından gerçekleştirildiğine yönelik bilgileri gizlemeye ve faillerin ortaya çıkmasını zorlaştırmaya yöneliktir.

Benzer saldırılar sonrasında getirilen “yayın yasakları” dikkate alındığında, bu kararın halkın doğru haber alma hakkını engellemeye yönelik bir girişim olduğu açıktır. İstanbul’da gerçekleşen patlamayla ilgili gerçekler tüm açıklığıyla ortaya çıkarılmalı, saldırının sorumluları ve arkasındaki güçler bir an önce bulunmalıdır.

10 Ekim’de Ankara’nın orta yerinde göz göre göre gerçekleşen katliam ve sonrasında yaşananlar dikkate alındığında, İstanbul’da yaşanan saldırının arkasında yatan nedenlerin ve gerçek faillerin belirlenmesinin ne kadar mümkün olacağı tartışmalıdır.

Bu ve benzeri saldırıların asıl hedefinin, Türkiye’nin ve Ortadoğu’nun içine itildiği savaş ve şiddet ortamı olduğu açıktır. Dolayısıyla yapılması gereken söz konusu savaş ve şiddet politikalarında ısrarcı olmak değil, kimsenin bu tür saldırılara hedef olmaması için barış, demokrasi ve insan hakları talepleri doğrultusunda adım atmaktır.

 

Kültür Sanat Sen  olarak patlamada hayatını kaybedenlerin ailelerine başsağlığı, yaralılara acil şifalar diliyoruz.

Monday, 11 January 2016 13:24

FETVALARINIZ SİZİN OLSUN

Erkek egemen ataerkil sistemin AKP iktidarının ayrımcı politikalarıyla güçlendiği son yıllarda kadınların hayatlarını her alanda kısıtlayan söylemlerine bir yenisi daha eklendi. Kadın bedeni üzerinden söz söylemeyi kendine görev edinen Diyanet İşleri Başkanlığı skandal bir fetvayla yeniden gündeme oturdu. Geçtiğimiz günlerde yayınladığı ve gelen tepkiler üzerine siteden sildiği, "Alevi olan kişi ile evlilik caiz midir?" sorusuna, "Müslüman olanla evlenilir, olmayanla evlenilmez" yanıtını vermişti.  Bir diğer fetvası ‘’Nişanlıyken baş başa kalmayın’’ diyen Diyanet İşleri Başkanlığının son fetvası hiçbir ahlak anlayışına sığmayacak derecededir.

Din İşleri Yüksek Kurulu Dini Bilgilendirme Platformu'nun “Bir babanın öz kızına duyduğu şehvet, karısıyla olan nikâhını düşürür mü?” sorusuna ise “Haramlık oluşturmaz” yanıtını vermesi toplum üzerinde de olumsuz etkiler yaratmaktadır. Skandallarla gündemden düşmeyen Diyanet İşleri Başkanlığı ayrımcı açıklamalar yapıp nefret suçu işlemektedir. Kadınlar ve kız çocukları üzerinden yapılan bu açıklamalar kabul edilemez düzeydedir. Kadınlara yapılan bu saldırı aslında bir meydan okuma olup kadın kimliğini yok saymaktadır.

Diyanetin Fetva birimi, bu soruyu cevapsız bırakmak ya da soranla ilgili suç duyurusunda bulunmak yerine, soruyu dini açıdan yanıtlamayı ve ensesti meşrulaştıracak şekilde cevap vermeyi tercih etti. Kız çocuklarına ensesti reva gören bu zihniyet çocuk istismarı ve pedofiliyi meşrulaştırma çabasındadır. Yapılan açıklama aslında çocuk yaşta evlendirme sayısının hızla artmasını savunur niteliktedir.

Gelen tepkiler üzerine yaptığı yazılı açıklamada Diyanet, fetvayı haber yapanları “ahlaki temel” den yoksun ilan etti. Skandal fetva için ne özür dilenmiş ne de bir soruşturmadan bahsedilmiştir. Aksine haberi yapanlar tehdit edilmiştir.

KESK olarak AKP’nin bu kadın düşmanı politikalarıyla mücadele etmeye devam edeceğiz.Kız çocuklarına ensesti  reva gören,suç işleyen Diyanet derhal  kapatılmalıdır!

Dört Bakanın, çocuklarının yanı sıra iktidara yakın pek çok kişinin adının karıştığı 17 -25 Aralık 2013 yolsuzluk ve rüşvet operasyonunun üzerinden iki yıl geçti.

AKP iktidarı kamu kaynaklarının kimlere ve nasıl talan ettirildiğinin tüm çıplaklığı ile ortaya çıktığı operasyonların üzerini kapatmak için elinden geleni yaptı. Yolsuzlukların üzerinin örtülmesi için devlet kurumları, kadroları ve yasalar adeta hallaç pamuğuna çevrildi. Sonuçta takipsizlik kararı verilen “soruşturmalarla”  hükümet mensuplarının, ailelerinin ve hükümeti destekleyen kişilerin karıştığı büyük yolsuzluklar ‘AKlandı!’.

Suçu “ne istediler de vermedik” dedikleri, 11 yıl boyunca ortak çalıştıkları cemaate atıp,17-25 Aralık operasyonları sonucunda açılan davaların dosyalarını kapatanlar ortaya saçılan pisliği unutturacağını sanıyor.

Ama bizler,  işçiye emekçiye gelince ‘kaynak yok’ diyenlerin, milyonlarca yurttaş açlık sınırı altında yaşarken ülke kaynaklarını kimlerle, nasıl yağmaladığını ortaya çıkaran 17-25 Aralık operasyonlarını unutmadık. Bizlerden alınan vergilerin, maaşlarımızdan çalınanların saklandığı çelik para kasalarını unutmadık.  

Diğer taraftan özelleştirmeler, taşeronlaşma,  güvencesizlik, yoksulluk, adaletsiz gelir paylaşımı, vergi adaletsizliği, savaş ve polis devleti uygulamaları ile yolsuzluk ve çürümüşlük üreten düzen ayakta tutuluyor. Bu düzenin ekonomi programı ve arkasındaki zihniyet ise yolsuzluğu, rüşveti ve rantı daha da büyütüyor.

Bu yolsuzluk, rüşvet ve rant düzenini garanti altına almak için ihale yasaları yüzlerce kez değiştiriliyor, yargı kararları takılmıyor, Sayıştay denetimi devreden çıkarılıyor, işçilerin, emekçilerin, yoksullaştırılmış halkın değil bir avuç sermayedarın-patronun çıkarlarını temel alan bütçeler hazırlanıyor. İşçilerin, emekçilerin kazanılmış tüm haklarını, kıdem tazminatlarını, iş güvencelerini ortadan kaldırmayı hedefleyen saldırılar “reform” adı altında sürdürülüyor.  

Bu nedenle, sadece üstünü kapatarak AKladıklarını , ‘sıfırladıklarını’ sandıkları 17-25 Aralık değil,  bugün daha da büyütülerek devam eden yolsuzluk, rüşvet ve rant düzeni de halkın vicdanında çoktan mahkum olmuştur.  Gündem değiştirme çabaları, algı operasyonları, tehdit ve baskılar, 12 Eylül anayasası başta olmak üzere anti demokratik yasaların ve hukuksuzluğun arkasına sığınma bu gerçeği değiştiremeyecektir.

KESK olarak sadece 17-25 Aralık’ın değil, işçilere, emekçilere, demokrasi mücadelesi verenlere karşı işlenen tüm suçların hesabının verilmesi için mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz.