sultan
28-29 MAYIS’TA BÖLGE MİTİNGLERİMİZİN AFİŞLERİ
Çocuklarının ve ülkenin geleceğinden endişe eden herkesi, 28-29 Mayıs’ta Ankara, İstanbul, İzmir, Adana, Diyarbakır, Antalya, Samsun ve Van’da yapacağımız bölge mitinglerine katılmaya, ülkemizin ve çocuklarımızın geleceğine hep birlikte sahip çıkmaya çağırıyoruz.
28-29 MAYIS’TA BÖLGE MİTİNGLERİMİZİN AFİŞLERİ
Çocuklarının ve ülkenin geleceğinden endişe eden herkesi, 28-29 Mayıs’ta Ankara, İstanbul, İzmir, Adana, Diyarbakır, Antalya, Samsun ve Van’da yapacağımız bölge mitinglerine katılmaya, ülkemizin ve çocuklarımızın geleceğine hep birlikte sahip çıkmaya çağırıyoruz.
MEMUR SEN TİS KARARLARINA BİLE SAHİP ÇIKAMADI!
2016-2017 yıllarını kapsayan 3. Dönem Toplu Sözleşme Genel Hükümler bölümünün ‘Bazı işçilerin kamu görevlisi ve geçici personelin sözleşmeli personel statüsüne geçirilmesi’ başlıklı 36 ıncı maddesinde yer alan 4/C’li ve Üniversiteli işçilerin sözleşmeli olarak kadroya alınması ile ilgili çalışma yürütülmesi hükmü gereğince Devlet Personel Başkanlığında yetkili sendikalar ve ilgili kuruluşlarla ile toplantı gerçekleştirildi. Yapılan toplantı neticesinde, kadro bekleyen 4/C’li ve üniversiteli işçilerin durumu yetkili sendikaların kendi eliyle hükumetin inisiyatifine devretti.
Toplu sözleşmede alınan bir kararın maliye yetkilisi tarafından şerh konulmasına seyirci kalanlar, gerçek sendika olmadıklarını göstermektedirler.
“Devlet Personel Başkanlığında, yetkili sendika ve ilgili kuruluşlarla yapılan toplantıda,27 madde ile ilgili yapılan çalışmalar konusunda sendikamıza bilgi verildi.
Sonuç olarak 4/C, üniversiteli işçilerin memur kadrosuna alınmasında gelişme yok.4/C ile ilgili konu kendilerini bu ucube 4/C statüye mahkum eden Hükumetin insafına terk edildi.
Bu konularda en büyük hata, toplu sözleşme kararını imzalayanlara aittir.
Toplantıda 4/C konusuna Maliye Yetkilisi şerh koymuştur. Toplu Sözleşme kararına bir maliye yetkilisi hangi yetki ile şerh koyabilmektedir?
Toplu sözleşme kararları kesindir, Toplu Sözleşme kararları sonradan tartışılacak karar değildir. Kamu kurum temsilcileri Toplu İş Sözleşme kararları hakkında şerh düşme hakkını hangi kanundan almaktadırlar. Yetkili sendika ne yapmaktadır?
Hükumetin ayrımcı uygulamaları ve destekleri ile yetkili sendika seçilenler, yetkimizi gasp etmek anlamına gelen bu tutanağa imza koyarak teslimiyetlerini bir kez daha tescillemiştir.
28-29 MAYIS’TA BÖLGE MİTİNGLERİMİZDEYİZ!
Laik Eğitim, Laik Yaşam ve İş Güvencemizden Vazgeçmeyeceğiz! Baskı, Sürgün ve İşten Atmalara Karşı Alanlardayız!” şiarı ile 28-29 Mayıs tarihlerinde gerçekleştireceğimiz bölgesel mitingler için bugün Mülkiyeliler Birliğinde Konfederasyonumuz ve üye sendikalarımızın Eş/Genel Başkan ve MYK üyelerinin katılımıyla basın toplantısı gerçekleştirildi.
Basın açıklmasını Eş Genel Başkanımız Şaziye Köse okudu. Üye sendikamız Eğitim Sen Genel Başkanı Kamuran Karaca da kısa bir açıklamada bulunarak şu sözleri sarfetti: “Dünyada ve özellikle Türkiye’de sömürü düzenini genişletmek için uygulanan baskı politikaları artık yetmiyor, yeni araçlara ihtiyaç duyuluyor, toplumun inanç üzerinden dinselleştirilmesi ve yeniden dizayn edilmesi öngörülüyor. Bu doğrultuda laik eğitimin de çeşitli uygulamalarla ortadan kaldırılmaya çalışıldığına tanık oluyoruz. Bunun için bir siyasal hedefin olduğunu görüyoruz. Bu hedef, dindar ve kindar bir nesil hedefidir. Bu hedef amacına ulaşırsa, böyle bir toplum sormayan, sorgulamayan, hakkını aramayan ve inanç üzerinden sömürülen bir toplum olacaktır. Bunun için çocuklarının ve ülkenin geleceğinden endişe eden herkesi,28-29 Mayıs’ta Ankara, İstanbul, İzmir, Adana, Diyarbakır, Antalya, Samsun ve Van’da yapacağımız bölge mitinglerine katılmaya, ülkemizin ve çocuklarımızın geleceğine hep birlikte sahip çıkmaya çağırıyoruz.” dedi.
LAİK EĞİTİM, LAİK YAŞAM VE İŞ GÜVENCEMİZDEN VAZGEÇMEYECEĞİZ!
BASKI, SÜRGÜN VE İŞTEN ATMALARA KARŞI ALANLARDAYIZ!
Türkiye, benzer örneklerini ancak faşist rejimlerde görebileceğimiz baskıcı, otoriter ve anti demokratik politika ve uygulamalara giderek daha fazla sahne oluyor. Kendi içerisindeki farklı seslere dahi tahammül edemeyen AKP, yaşamlarımızı tek adam diktasıyla kuşatmanın yollarını arıyor.
Muhalif, eleştirel en demokratik tepkiler dahi şiddetle bastırılıyor. İktidarını kaybetme korkusu içinde olanlar, hukukun ve demokrasinin en temel ilkelerini ayaklar altına alıyor. Anayasayı askıya alan, bürokratlara mevzuata uymama çağrısı yapan bir kişinin aklı, arzuları ve hırsı Türkiye’yi ateşin içine sürüklüyor.
Türkiye tarihinde, eşi benzeri görülmemiş bir savaş politikası izleniyor. Hukuksuzca ilan edilen ve ayları bulan sokağa çıkma yasaklarıyla yaşam hakkı yok sayılıyor, sağlık ve eğitim gibi en temel kamu hizmetleri fiilen askıya alınıyor. Okulları ve hastaneleri karargahlara çevirenler, on binlerce öğrencinin eğitim hakkını gasp ediyor, sağlık hizmetine ulaşımı engelliyor. Sınır bölgesinde yaşayan ve her gün düşen IŞİD füzeleriyle can güvenliği ortadan kalkanların yaşamları, AKP’nin siyasi hesaplarında en küçük bir etki dahi yaratmıyor!
Bu gidişatı eleştirenler ise AKP’nin yürüttüğü cadı avının kurbanı yapılmak isteniyor. Hırsızlara dokunmayanlar, milletvekillerine dokunmanın derdine düşüyor. Milli iradeyi sadece kendisi için meşru görenler, kendisi gibi düşünmeyen milletvekillerini cezaevine göndermekle tehdit ediyor. Akademisyenler, gazeteciler, sendikacılar, sanatçılar, öğrenciler kısaca muhalif her ses, her düşünce susturulmak isteniyor.
Bir tarafta bunlar yaşanırken diğer taraftan AKP, patronların ve sermaye çevrelerinin gönlünü hoş tutmanın peşine düşüyor. Taşeron işçileri kadroya geçireceğiz yalanına sarılıp, işçilerin kıdem tazminatına göz dikiyor. İnsanlık tarihinin utanç sayfalarında yer alması gereken kiralık işçilik uygulamasını yasalaştırarak, işçilere kölelik koşullarını dayatıyor. Kamuda ise yüz binlerce emekçinin iş güvencesine saldırarak, esnek ve güvencesiz istihdamın kapsını aralıyor. Esnek ve güvencesiz istihdamın yaygınlaştırılmasında ve sermayeye ucuz iş gücü sağlanmasında ise kadını eve hapseden uygulamalara hız veriyor.
Demokrasinin ve hukukun askıya alındığı bu dönemde, toplumsal dokumuzdaki farklılıkları “tekçi” politikalarla boğmaya, kendi arzuları doğrultusunda yeni bir toplum yaratmaya çalışıyor! AKP, kamusal olan her alanı dini kural ve referanslara göre biçimlendirmek istiyor. Dinselleştirme politikaları her türlü sömürüye, zulme, talana ve yalana kalkan yapılmak isteniyor.
Ancak unutulmamalıdır ki hiçbir toplum tamamen aynı düşünen, aynı inancı paylaşan, aynı değerleri benimsemiş insanlardan oluşmamaktadır. Bu nedenle laikliğin varlığı, din ve mezhep farklılıkları üzerinden halkların, farklı inançtan ve mezhepten insanların birbiriyle çatışmalarına son vermek, her inancın kendisiyle ve diğer inançlarla eşit haklar temelinde ilişki kurmasını güvence altına almak açısından önemlidir. Değişik din, mezhep, inanç ve dünya görüşünden insanların gerçek anlamda “eşit yurttaş” olarak kabul edilmesi, devletin bütün inançlara eşit mesafede ve tarafsız olmasına, günlük yaşamın her alanında okulda, işyerinde, üniversitede, sokakta, farklı kimlik, inanç ve dünya görüşleri arasında ayırım yapılmamasına bağlıdır.
Ancak Türkiye’de inşa edilen hakim din kavrayışı ve “Türk-İslam” sentezi politikalar ile eşit yurttaşlık ilkesi daha ilk elden ortadan kaldırılmıştır. Türkiye’de yaşayan farklı inanç grupları ve bir dine inanmayanlar birçok politikada, fiilen ve resmi olarak yok sayılmış ve sayılmaya da devam edilmektedir.
Diyanet İşleri Başkanlığı ile Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı gibi birçok kurum arasında protokoller yapılarak, dinselleştirme politikalarının etkisi hızla yaygınlaştırılmaktadır. Öyle ki camilerden patronların çıkarlarını savunan, “greve çıkmanın caiz olmadığını” anlatan vaazların verilmesi sağlanmaktadır. İHH, TÜRGEV, ENSAR gibi çok sayıdaki vakıf ve dernek, eğitim ve yükseköğretimin temel bileşeni haline getirilmekte, kamu hizmetleri zayıflatılarak bu çevreler güçlendirilmek istenmektedir.
AKP’nin 2023 vizyonuyla yürüttüğü politikalar işçilerin, kamu emekçilerinin, gençlerin ve kadınların sorunlarına çözüm olmamıştır. Aksine AKP, var olan sorunları daha fazla derinleştirmiştir. Bu politikaları eleştiren, AKP’nin eşitsiz ve ayrımcı politikalarına direnen, eşit, özgür, demokratik, barış içinde daha güzel yarınlar için mücadele eden biz kamu emekçileri ise bugün, mücadele tarihimizde hiç olmadığı kadar baskı altına alınmak isteniyoruz.
Özellikle sendikal faaliyetlerimizi suç kategorisine yerleştiren Başbakanlık Genelgesi’nin ardından, başta eğitim ve bilim emekçileri olmak üzere on binlerce kamu emekçisi hakkında hukuksuzca soruşturmalar açılmıştır.
Bilinmelidir ki kamu emekçilerinin emeğine, haklarına ve geleceğine sahip çıktığımız; savaş politikalarına karşı barışın, zalime karşı mazlumun, sömürüye karşı emeğin sesi olduğumuz için işten atılıyor, soruşturmalara maruz kalıyor, sürgün ediliyoruz.
Bu baskı, sürgün ve işten atma politikasının amacı açıktır! AKP, tüm kamu emekçilerini kendisine kapı kulu yapmayı arzulamaktadır. Kamu emekçilerinin kendisini insana, topluma ve doğaya karşı değil, sadece ama sadece AKP’ye karşı sorumlu görmesini istemekte, emekçileri hükümet memuru yapmayı hedeflemektedir!
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ifade ettiği üzere AKP, tıpkı patronlar gibi işine gelmeyen, itiraz eden, hakkını arayan, geleceğine sahip çıkan kamu emekçisini karşısında görmek istememektedir! AKP’nin en büyük hayali, devlet kadrolarının tamamıyla “AK kadrolardan” oluştuğu bir Türkiye yaratmaktır.
Özellikle belirtmek isteriz ki AKP’nin bu yaklaşımı tüm kamu emekçilerinin geleceğini ve kamu hizmetlerinin niteliğini doğrudan tehdit etmektedir. Hazırlanan yasa tasarılarında “siyasi olan ve siyasi olmayan grev” tanımları yapılarak grev hakkımıza saldırılması, bu durumun somut ifadesidir!
Ancak baskıyla, sindirme politikalarıyla, sendikal hak ve özgürlüklerimizi yok sayan düzenlemelerle amacına ulaşacağını sanan AKP’nin unuttuğu bir gerçek vardır! O da KESK’in mücadele kararlılığı ve azmidir!
Gerçek demokrasinin, eşit yurttaşlığın, temel hak ve özgürlüklerin, nitelikli kamu hizmetlerinin genişlemesinin en önemli yolunun laik eğitim, laik yaşam ve herkese güvenceli iş mücadelesini güçlendirmekten geçtiğini düşünüyoruz.
İktidarın kendi çıkarları için sürdürdüğü inanç istismarına yönelik girişimlerini boşa çıkarmak, gerçek anlamda laik ve demokratik bir ülkede barış içinde bir arada yaşamak için “Laik Eğitim, Laik Yaşam ve İş Güvencemizden Vazgeçmeyeceğiz! Baskı, Sürgün ve İşten Atmalara Karşı Alanlardayız!” şiarıyla 28-29 Mayıs tarihlerinde 8 ilde bölgesel mitingler düzenleme kararı almış bulunuyoruz.
Çağrımız sadece konfederasyonumuza bağlı sendikalarımızın üyelerine değil, çocuklara, öğrencilere ve ülkenin geleceğinden endişe eden herkesedir. Çocuklarının ve ülkenin geleceğinden endişe eden herkesi, 28-29 Mayıs’ta Ankara, İstanbul, İzmir, Adana, Diyarbakır, Antalya, Samsun ve Van’da yapacağımız bölge mitinglerine katılmaya, ülkemizin ve çocuklarımızın geleceğine hep birlikte sahip çıkmaya çağırıyoruz.
SUSMAYACAZ! YAZMAYA, SÖYLEMEYE DEVAM EDECEĞİZ!
MİT TIR’larıyla ilgili yaptığı haberler nedeniyle yargılanan Can Dündar ve Erdem Gül’ün yargılandığı karar duruşması dün (6 Mayıs) görüldü. Duruşmada karar için ara verildiği sırada Adliye önünde Dündar silahlı saldırıya uğradı. Dündar saldırıda yara almazken NTV muhabiri Yağız Şenkal bacağından vuruldu.
Can Dündar, MİT TIR’larıyla ilgili yaptığı haberler nedeniyle yargılandığı duruşmada ara verildiği sırada saldırıya uğramasıyla ilgili ilk detayları Dilek Dündar’dan öğrendiğini belirterek “Bana yapıştırılmaya çalışılan kahramanlık payesini, orada ona teslim ettim. Ben böyle gözü pek kadın görmedim” dedi.
‘Ne Cumhurbaşkanı’nın tehditleri ne gönüllü tetikçilerinin kurşunları bizi susturmaya yetmez’
Can Dündar dün görülen duruşmasında, Tayyip Erdoğan’ın 7 Haziran seçimleri öncesinde kendisini hedef göstererek “Bedelini ağır ödeyecek, öyle bırakmam onu” sözlerine de değinerek, “Erdoğan, görevini yapan bir gazeteciyi açıkça hedef gösterdiği için utanmış mıdır? Yoksa meydan mitinglerinde “casus” diye saldırdığına, “vatan haini” diye yaftaladığına ve bu saldırıyı kışkırttığına memnun mudur?” dedi.
İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi ise mühimmat yüklü MİT TIR’ları haberleri nedeniyle açılan davada, ‘Gizli kalması gereken bilgileri açıklamak’ suçundan Dündar’a 5 yıl 10 ay, Gül’e 5 yıl hapis cezası verdi.
Gazetecelik faaliyetlerine yönelik baskı ve tehdit politikalarının karşısında özgür basını savunan, kurulduğumuz günden bu yana faşizme, baskıya, zulme, sömürüye, tehditlere boyun eğmeyen, savaş politikalarına karşı barış ve emek mücadelesini kararlılıkla yürüten Kültür Sanat ve Turizm Emekçileri Sendikası ve Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu olarak, Can Dündar ve Erdem Gül’ün özgürlük mücadelesinde yanındayız!
ITUC: HÜKUMET SENDİKALAR ÜZERİNDEKİ BASKISINI ARTIRIYOR !
Son aylarda darbe dönemlerini aratmayan yaygınlıkta ve içerikte temel hak ve özgürlüklere, sendikal haklara yönelik hak ihlallerine, çalışma yaşamında kölelik koşullarını dayatan saldırı yasalarına, Taksim’in 1 Mayıs’ta emekçilere kapatılmasına ilişkin uluslararası girişimlerimiz ve çabalarımız sonuçlar vermeye devam ediyor.
Bu çabalarımız ilk olarak 2 hafta önce Lizbon’da yapılan ITUC Avrupa Bölge Konseyi toplantısında sonuç vermiş, Türkiye’deki sendikal hakların genişletilmesi için uluslararası çapta 2 yıl sürecek bir kampanyanın başlatılması kararı alınmıştı.
Geçtiğimiz hafta “Türkiye’deki özel istihdam bürolarına karşı” taslak bir protesto mektubu hazırlanmıştı. Bu mektup çok sayıda ülkedeki sendikalardan başbakana gönderildi.
Yine 1 Mayıs’ta Taksim’in ilgili ulusal ve uluslararası yargı kararlarına ve anayasaya aykırı şekilde emekçilere yasaklanmasına ilişkin de uluslararası emek örgütlerine bilgilendirme yazıları gönderdik.
Tüm bu girişimlerimiz sonucunda Türkiye ILO sözleşmelerine aykırı hareket eden ülkeler listesi olan “kara liste”ye 87 No’lu sözleşmeden girmiş olup, ITUC Genel Sekreteri Sharan Burrow Türkiye’deki genel duruma ilişkin dün bir basın açıklaması yapmıştır. Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu (ITUC) Genel Sekreteri Sharan Burrow yaptığı basın açıklamasında,Türkiye hükümetine sendikalar üzerinde giderek yoğunlaşan baskılara son verme çağrısında bulundu ve hükümetin işçi haklarını geriye götüren yasa değişikliği planlarını kınadı .Açıklamada Kesk’in hazırladığı hak ihlalleri raporuna geniş yer veren Burrow,: “Türkiye’de onlarca akademisyen Kürtlere yönelik baskılara son verilmesini talep eden bir barış dilekçesini imzaladıkları için işten çıkarıldı, haklarında yurt dışına çıkış yasağı verildi ve birçok akademisyen hakkında soruşturma başlatıldı. ITUC’a ulaşan bilgilere göre 1.390 sendika üyesi hakkında barış ve demokrasi çağrısı yapan bir eyleme katıldıkları için soruşturma açıldı. 284 sendika üyesi sürgün edildi ya da görev yerleri değiştirildi, 403’ü emekli olmak zorunda bırakıldı, 102’si hakkında soruşturma açıldı ve 97’si hakkında “Cumhurbaşkanına hakaret”ten yasal inceleme başlatıldı. Öte yandan polis hakları için eylem yapan işçilere müdahale etmeye devam ediyor, bu durumun en güncel örneklerinden biri Bursa’daki Renault fabrikasında yaşanıyor.” dedi.
Basın açıklamasının orijinal tam metni için tıklayınız. Türkçe çevirisi aşağıdadır.
Bundan sonra da her düzlemde mücadelemizi yükseltmeye devam edeceğiz.
ULUSLARARASI SENDİKALAR KONFEDERASYONU ITUC
Türkiye: Hükümet Sendikalar Üzerindeki Baskısını Artırıyor
Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu (ITUC) Türkiye hükümetine sendikalar üzerinde giderek yoğunlaşan baskılara son verme çağrısında bulundu ve hükümetin işçi haklarını geriye götüren yasa değişikliği planlarını kınadı.
Türkiye’de onlarca akademisyen Kürtlere yönelik baskılara son verilmesini talep eden bir barış dilekçesini imzaladıkları için işten çıkarıldı, haklarında yurt dışına çıkış yasağı verildi ve birçok akademisyen hakkında soruşturma başlatıldı. ITUC’a ulaşan bilgilere göre 1.390 sendika üyesi hakkında barış ve demokrasi çağrısı yapan bir eyleme katıldıkları için soruşturma açıldı. 284 sendika üyesi sürgün edildi ya da görev yerleri değiştirildi, 403’ü emekli olmak zorunda bırakıldı, 102’si hakkında soruşturma açıldı ve 97’si hakkında “Cumhurbaşkanına hakaret”ten yasal inceleme başlatıldı. Öte yandan polis hakları için eylem yapan işçilere müdahale etmeye devam ediyor, bu durumun en güncel örneklerinden biri Bursa’daki Renault fabrikasında yaşanıyor.
Ayrıntılar için Küresel Sanayi Sendikası IndustriALL’un açıklamalarına bakabilirsiniz.http://www.industriall-union.org/turkey-renault-dismisses-workers-using-police-violence-instead-of-upholding-commitments
İş Yasası’nda değişiklik öngören ve özel istihdam bürolarına geçici iş ilişkisi kurma yetkisi veren yasa tasarıları, öncesinde danışma süreçleri işletilmeden Meclis’ten geçirilmeye çalışılıyor. Bu değişiklikler, işverenlere, işçileri güvencesiz ve kısa süreli sözleşmelerle istihdam etmeleri için son derece geniş yetkiler tanıyor ve böylece işverenlerin yasal yükümlülüklerinden sıyrılmalarını ve işçilerin sendikalara üye olmalarını engellemelerini olanaklı hale getiriyor.
Bu gelişmelerle ilgili bir açıklama yapan ITUC Genel Sekreteri Sharan Burrow şunları söyledi:“Hükümetin, sendikaları ezme ve işçilerin uluslararası hukukun güvencesindeki meşru haklarını yok etme niyetinde olduğu anlaşılıyor. Bu durum, demokrasi sınırları içinde bir davranış olmadığı gibi yaşam standartlarını düşürecek ve en nihayetinde Türkiye’nin kendi yerel ekonomisine de zarar verecektir. Ayrıca hükümetin halkın refahını sağlamaktan çok insanların yaşamları üzerinde kontrol kurmaya öncelik verdiği de görülmektedir. Bu çerçevede Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı, barış ve insan haklarına saygı talep edenlere yönelik her türlü taciz ve baskıya son vermeye çağırıyoruz. Erdoğan’ı işçileri haklarını savunmaktan yoksun bırakarak işverenlerin insafına terk eden, işçilerin kendileri ve aileleri için insanca bir yaşam kurmalarını engelleyen İş Yasası değişiklerini geri çekmeye davet ediyoruz”.
Geleneksel olarak 1 Mayıs gösteri alanı olan ancak yetkililer tarafından yasaklanan Taksim Meydanı’na ulaşmaya çalışanlar polis tarafından tazyikli su ve biber gazı ile engellendi, 200 civarında gösterici gözaltına alındı. Polis aracının çarptığı bir kişi yaşamını yitirdi. Binlerce kişi, resmi olarak belirlenen gösteri alanlarından biri olan İstanbul-Bakırköy’de ve ülkenin birçok şehrinde 1 Mayıs gösterilerine katıldı.
162 ülkeden 180 milyon işçiyi temsil eden ITUC adına Sharan Burrow





