sultan

sultan

İŞ GÜVENCEMİZE GELECEĞİMİZE SAHİP ÇIKALIM!

Anayasa Mahkemesi  2015/13 Esas ve  2015/108 Karar Sayısı ve 25.11.2015 Karar tarihli kararıyla 10.2.1954 tarihli ve 6245 sayılı Harcırah Kanunu’nun 33. maddesine, 21.4.2005 tarihli ve 5335 sayılı Kanun’un 4. maddesi ile eklenen (d) fıkrasında yer alan “...ve her defasında on gün ile sınırlı olmak...” ibaresinin Anayasa’nın 2. Maddesine aykırı olduğu gerekçesiyle iptaline karar verdi.

Anayasa Mahkemesi’nin, Trabzon Bölge İdare Mahkemesinin itirazına ilişkin gerekçeli kararı bugün (15.12.2015) Resmi Gazete’de yayınlandı.

Trabzon Bölge İdare Mahkemesi itiraz gerekçesinde özetle; …itiraz konusu kuralla, memuriyet mahalli dışında geçici görevlendirilen kamu görevlisine ödenecek konaklama giderinin on gün süreyle sınırlandırılmasını kamu yararı gereğince idare tarafından tek taraflı olarak görevlendirilen kamu görevlisinin, asli görev yerinin dışındaki konaklama giderlerini büyük ölçüde kendisinin karşılaması sonucunu doğurduğu, bu durumun ilgilinin mağduriyetine ve karşılıksız çalıştırılmasına yol açtığı, kuralın angarya yasağına aykırı olduğu, 6245 sayılı Kanun’un 33. maddesinin (b) fıkrasında sayılı unvanlara sahip denetim personelinin geçici görevlendirilmeleri hâlinde ödenecek konaklama giderinde süre yönünden bir üst sınır öngörülmemekte iken diğer kamu personeli yönünden bir üst sınırın getirildiği, bu kişiler arasında böyle bir ayrım yapılmasının haklı bir nedene dayanmadığı ve eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini belirterek kuralın, Anayasa’nın 10. ve 18. maddelerine aykırı olduğunu ileri sürmüştü.

Anayasa Mahkemesi; “Geçici görevlendirilme sebebiyle asıl görev yeri dışında konaklamak durumunda kalan kamu görevlilerinin, maddi açıdan belli bir külfetle karşı karşıya kalmaları ve bu külfetin, kamu hizmetinin yürütülmesinden kaynaklanması nedeniyle kamuca karşılanması gerektiğinden konaklama giderinin ödenmesini on gün ile sınırlayan itiraz konusu kural, sosyal hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmamaktadır” gerekçesiyle 6245 sayılı Harcırah Kanunu’nun 33. maddesine, 5335 sayılı Kanun’un 4. maddesi ile eklenen (d) fıkrasında yer alan “...ve her defasında on gün ile sınırlı olmak...” ibaresinin Anayasa’nın 2. Maddesine aykırı olduğu gerekçesiyle iptaline karar verdi.

Anayasa Mahkemesi kararı için lütfen tıklayınız

http://www.kesk.org.tr/sites/default/files/uploads/2015/12/Harc%C4%B1rah%27%C4%B1n%2010%20G%C3%BCn%20ile%20S%C4%B

1n%C4%B1rland%C4%B1r%C4%B1lmas%C4%B1n%C4%B1n%20%C4%B0ptaline%20%C4%B0li%C5%9Fkin%20AYM%20Karar%C4%B1%2020

151215-7.pdf

 

10 Aralık Dünya İnsan Hakları gününde, Ankara Katliamı’nın ikinci ayında Ankara Tren Garı önünde anma gerçekleştirildi. Katledilenlerin ailelerinin de katıldığı anma katliamın yaşandığı 10.04’te başladı. Konfederasyonumuz, DİSK, TMMOB ve TTB’nin yer aldığı anmada Ankara halkı ile birlikte çok sayıda demokratik kitle örgütü, siyasi parti ve milletvekilleri de bulundu.

10.04’te katledilenler için saygı duruşu yapıldı. Saygı duruşundan sonra hayatını kaybedenlerin aileleri söz aldı.

Anmada söz alan aileler sık sık üzüntü ve öfkelerini dile getirdi. Annelerin dilinden ağıtlar yükselirken, katledilenlerin yakınlarından biri, “Kardeşimi verebilecek mi bana İçişleri Bakanlığı” diye sordu. Bir anne de, “Bu dünya katillerin başına yıkılsın” dedi.

Dicle Deli’nin babası Faik Deli, “O gün bu alan birileri tarafından IŞİD’e açıldı, ancak bilsinler ki asla ve asla egemenlerin önünde diz çökmeyeceğiz!” derken Korkmaz Tedik’in babası “Bize maaş bağlayacaklarmış. Sizin milyarlarınız çocuklarımızın tırnağı etmez” dedi. Katledilenlerin aileleri barış taleplerini de dile getirdi. Gökhan’ın ablası, “Bana Gökhan’ı verecek misin devlet” diye sorarken Gökmen Dalmaç’ın kardeşi, “Bu ülkeye barışı getireceğiz” dedi.

Aileler konuşmalarını yaptıktan sonra Emek, Barış ve Demokrasi Anıtı önüne karanfiller bırakıldı. Anma sonrası aileler hukuki süreçle ilgili İnşaat Mühendisleri Odası’nda toplantıya katıldılar.

2006 yılında kabul edilen 5502 sayılı yasa ile Sosyal Sigortalar Kurumu, Bağ-Kur ve Emekli Sandığı'nın birleştirilmesi sonucu oluşturulan Sosyal Güvenlik Kurumu’nun (SGK) 4. Olağan Genel Kurulu bugün gerçekleştirildi.

Genel Kurula Konfederasyonumuz adına katılan Eş Genel Başkanımız Şaziye Köse,  sosyal güvenlik hakkının temel bir insan hakkı olduğunun altını çizerek Türkiye’de bugün gelinen noktada sosyal güvenliğin çağdaş ve evrensel değerlerini kısmen barındıran düzenlemelerinin bile rafa kaldırıldığını vurguladı.

KESK olarak sosyal güvenlik ile ilgili temel taleplerimizi sıralayarak sözlerime son vermek istiyorum.

  • *Kamusal bir sağlık ve sosyal güvenlik sistemi kurulmalıdır. Bunun için SSGSS yasası iptal edilmeli, uygulamaları derhal durdurulmalıdır.
  • *SSGSS yasası yerine sosyal, dayanışma esaslı bir sosyal güvenlik yasası çıkarılmalı, emeklilik yaşı, prim gün sayısı azaltılmalıdır.
  • *Sosyal güvenlik kurumlarının finansman açıklarının bedeli yoksul halk kesimlerine ödettirilmemelidir. Burada yapılması gereken, sermayenin vergilendirilmesi, işsiz ve yoksul kalan yığınlara yurttaşlık gelirinin sağlanmasıdır.
  • *İşsizler ve yoksullar başta olmak üzere temel insani gereksinimler ücretsiz karşılanmalı, sağlığı etkileyen tüm toplumsal koşullar iyileştirilmeli; beslenme, barınma, hijyenik su, eğitim, sağlık… vb. haklar ücretsiz sağlanmalıdır.
  • *Kayıt dışı çalışma mutlaka engellenmeli, çalışanlar yığını derhal sağlık ve sosyal güvenlik kapsamına alınmalıdır.
  • *Genel Sağlık Sigortası yerine sağlık hizmetleri vergilerden finanse edilmeli, kamudan özele kaynak aktarımı durdurulmalıdır.
  • *Özel sektör teşvikleri durdurulmalı, kamusal kaynaklar sağlık alanındaki kamusal yatırımlara yönlendirilmeli ve kamulaştırma esas alınmalıdır.
  • *Aile hekimliği uygulamalarından vazgeçilmeli, yerine koruyucu sağlık hizmetlerini önceleyen kent örgütlenmesi güçlendirilmiş birinci basamak yaratılmalı, hizmetin hiçbir aşamasında ücret talep edilmemelidir.
  • *Aşı ve ilaçta küresel tekellere bağımlılık azaltılmalı, toplumsal ihtiyaçlara uygun, bilimsel yatırımlar yapılmalıdır.
  • *Sağlık ve sosyal hizmet emekçilerinin parçalı, esnek, güvencesiz, kadrosuz, farklı statülerde istihdamına son verilmeli, kadrolu güvenceli çalışma sağlanmalıdır.
  • *Ücret adaletsizliği giderilmeli, ek ödemeler temel ücrete yansıtılmalıdır.

KESK olarak işçilerin, kamu emekçilerinin çalışma ve yaşam koşullarını ve geleceğini olumsuz etkileyecek her adımın,  “reform” adı altında başta iş güvencemiz olmak üzere haklarımızın tasfiye edilmesinin karşısında olmaya devam edeceğimizin bilinmesini istiyor, hepinize tekrar saygılar sunuyorum. 

Metnin tamamı için linki tıklayın

http://www.kesk.org.tr/content/sosyal-g%C3%BCvenlikte-d%C3%B6n%C3%BC%C5%9F%C3%BCm%C3%BCn-faturas%C4%B1-emek%C3%A7ilere-halka-y%C4%B1k%C4%B1lm%C4%B1%C5%9Ft%C4%B1r

 

07 Aralık 2015 Tarihinde Sendikamız Kültür Sanat-Sen Genel Başkanı Yavuz DEMİRKAYA'nın da yer aldığı üç kişilik komisyon ile Ziraat Bankası,Halkbank,Akbank ve İş Bankasının temsilcilerinden oluşan komisyon görüşmeleri gerçekleştirmiştir.

Yapılan açık artırma sonucunda en yüksek teklifi kişi başına 1.700,00 TL ile Ziraat Bankası vermiştir.Ayrıca yapılan mutabakat metnine göre maaş promosyon bedeli 19/20 Şubat 2016 Tarihinde  tek seferde ve peşin olarak verilmesi kararlaştırılmıştır.

18 Şubat 2016 Tarihinde başlayacak işlemler öncesi konu ile ilgili bilgi için sendikamıza başvura bilirsiniz.

NOT:Daha önce 19/20 Ocak 2016 da ödemesinin yapılacağı duyurulan promosyonların;Teknik olarak yeni bankanın maaş ödemesi yapmadan promosyon ödemesi yapmasının  mümkün olamayacağını belirtmesinden dolayı Ocak 2016 maaşı ödendikten sonra ki ay   19/20 Şubat 2016'da ödenebileceği belirtilmiştir.

Kamu Personeli Danışma Kurulunun (KPDK)  Kasım ayı toplantısı konfederasyonların ve hizmet kolunda yetkili sendikaların katılımı ile gerçekleştirildi.(30 Kasım 2015 Pazartesi) gerçekleştirilen toplantının ana gündemi Kamu Personel Rejimi Reformu ve buna bağlı olarak 657 sayılı Devlet Memurları Kanununda başta iş güvencesinin ortadan kaldırılması olmak üzere değişiklik yapılması tartışmaları oldu.

Konfederasyonumuzu temsilen toplantıya katılan Eş Genel Başkanımız Şaziye Köse, Kamu Personel Rejimi tartışmalarının yeni olmadığını hatırlatarak;  yıllardır hayata geçirilen torba yasalarla,  Kanun Hükümde Kararnamelerle hatta yasal-meşru hiçbir dayanağı olmayan fiili uygulamalarla kamu personel rejiminde sermayenin lehine,  kamu emekçilerinin ve kamu hizmetlerinden  yararlanan vatandaşların ise aleyhine bir dönüşüm yaşandığını vurguladı.

Söz konusu dönüşümün bugün gelinen noktada bir taraftan kamu emekçilerinin sınırlı iş güvencesini ortadan kaldırmayı diğer taraftan da kamu hizmetlerini toptan tasfiye etmeyi hedefleyen boyutlara ulaştığını kaydeden Eş Genel Başkanımız  “Biz KESK olarak,  ‘reform’ adı altında gündeme getirilen bu saldırılara karşı geçmişte olduğu gibi bugün de kararlı bir şekilde mücadele etmeye, kamu alanını toptan tasfiye etmeyi hedefleyen her türlü girişimin karşısında olmaya devam edeceğiz” dedi.

İş güvencesinin sadece kamu emekçilerinin değil,  taşeron, kayıt dışı istidamın olağanüstü boyutlarda arttığı koşullarda kıdem tazminatlarına göz konulan işçilerin de sorunu olduğunu kaydeden Eş Genel Başkanımız,“Biz sadece kamu emekçilerinin değil, tüm çalışanların gerçek anlamada bir iş güvencesine kavuşturulmasından yanayız. Bunun için iş güvencesinin ‘kırmızı çizgileri’ olduğunu deklare eden konfederasyon ve sendikalar başta olmak üzere tüm konfederasyonlara, sendikalara, 2,8 milyon kamu emekçisine ve kamu hizmetlerinden yararlanma hakları ortadan kaldırılmak istenen tüm yurttaşlara bir kez daha ortak mücadele çağrısı yapıyoruz” dedi.

http://www.kesk.org.tr/content/i%C5%9F-g%C3%BCvencemizden-taviz-vermeyece%C4%9Fimizi-kpdkda-bir-kez-daha-ilan-ettik