Kültür Sanat Sen
6. SANAT KURULTAYI BASINDAN HABER...
KÜLTÜR, SANAT VE TURİZM EMEKÇİLERİ GERÇEK TEMSİLCİLERİNİN KİM OLDUĞUNU ÇOK İYİ BİLMEKTEDİR!
AKP hükümetinin 12 yıllık iktidarında eğitim ve sağlıktan kültür ve sanat alanına kadar, bütün alanlarda yürütülen “piyasalaştırma” uygulamaları, tarihi eserlerin, müzelerin, sanat kurumlarının nasıl bir yağma ve talan siyaseti ile denetim altına alındığı bilinmektedir. Toplumsal yaşamın bütün alanlarında olduğu gibi, kültür, sanat ve turizm alanında da siyasi iktidar eliyle hayata geçirilen piyasacı uygulama ve girişimler, yıllardır yaşanan çürümeyi derinleştirmiştir.
Siyasal iktidarın yıllardır “Devlet eli ile tiyatro olmaz, özelleştireceğiz” sözü ile özerk ve tüzel kişiliğe sahip yapılar olan ödenekli sanat kurumları, adeta halkın gözünde itibarsızlaştırılmaya çalışılmıştır. Sanat kurumlarına ait binalar ya satılmış ya da tadilat yapılacak bahanesiyle boşaltılarak kendi kaderine terk edilmiştir.
Yıllardır halk kütüphaneleri yok edilmeye çalışılmakta, müze ve ören yerleri ticarileştirilerek piyasaya sunulmaktadır. Basında 02.06.2014 tarihli haberde yer alan “İstanbul’un zam şampiyonu müze giriş ücreti” haberinin manşette yer alması, müze giriş ücretlerinin %20 oranında artması bir eğitim kurumu olan müzelerin nasıl ticarileştirildiğinin açık bir göstergesidir. Kültür ve Turizm Bakanlığı Döner Sermaye İşletmesi Merkez Müdürlüğü tarafından, 13.09.2010 tarihinde 2886 sayılı Devlet İhale Kanununun 51. Maddesinin (g) bendi uyarınca pazarlık usulu ile yapılan “Müze ve Örenyerleri Gişelerinin İşletimi , Giriş Kontrol Sistemlerinin Modernizasyonu ve Yönetimi İşi İhalesi”nin yürütmesinin durdurulması ve iptali istemli, sendikamız dava açmış ve bu dava halen devam etmektedir. Hükümetin sanata yönelik doğrudan ve dolaylı müdahaleleri bütün hızıyla sürerken, yandaş basın aracılığı ile kültür ve sanat kurumları itibarsızlaştırılmaya çalışılmakta, kültür turizm ve sanat kurumlarında ihtisas alanları ile ilgili olmayan atamalar ve siyasi kadrolaşma uygulamaları bütün hızıyla yaşanmaktadır.
Siyasal iktidarın kamuya ve bir bütün olarak yaşam alanlarımıza tamamen hâkim olma isteği, kültür ve sanatta da kendini göstermiş, hükümetin kültür ve sanata yönelik faaliyetleri fiili dayatmalar son yıllarda belirgin bir şekilde artmıştır. Özgür, özerk ve bağımsız sanat, baskıyla, sansürle, tehditle sindirilip, TÜSAK gibi saldırılar tüm hızıyla sürerken, 12 yıldır bütün baskılara ve engellemelere rağmen hizmet kolunda yetkili sendika olmayı başaran sendikamız Kültür Sanat Sen siyasi iktidarın öncelikli hedefi haline getirilmiştir.
Geçtiğimiz yıllarda hükümetin, merkezi ve yerel idarecilerin baskı ve yönlendirmeleri ile hükümet güdümlü sendikalar, 11 hizmet kolunun 10’unda yetkili olmalarına karşın, kültür, sanat ve turizm işkolunda bütün baskı, yıldırma, sindirme ve tehdit politikalarına rağmen genel yetkiyi Kültür Sanat Sen’in elinden almayı bugüne kadar başaramamışlardır. Ancak özellikle son bir yıl içinde hükümet güdümlü yandaş konfederasyon ve onun hizmet kolumuzda örgütlü sendikası yetkili olmak için her yola başvurmuş, bu anlamda gerek bakanlık düzeyindeki her kademede gerekse taşrada yönetim birimlerinde olağanüstü baskılar oluşturmuşlardır. Son dönemde hükümetin kültür ve sanat alanına yönelik anti demokratik girişimlerine sessiz kalarak destek verenler, yandaş sendika kendi sendikalarına üye olmayan kültür, sanat ve turizm emekçilerine yönelik baskı ve yıldırma politikalarını belirgin bir şekilde arttırarak, yetkinin son gününde yapılan üyeler ile 2014 yılında yetkili sendika olabilmişlerdir.
Kültür Sanat Sen, yıllardır izlediği mücadeleci sendikal çizgisi ve toplusözleşme kazanımları ile asıl yetkiyi hizmet kolumuzda çalışan kültür, sanat ve turizm emekçilerinden almıştır. Dolayısıyla bugün hizmet kolumuzda resmi olarak hükümet yandaşı sendikanın yetkili olması, yıllardır benimsediğimiz mücadeleci sendikacılık anlayışında herhangi bir değişiklik yaratmayacaktır.
Sendikamız, gerek hizmet kolumuzda yaşanan gelişmeler, gerekse 18 bini aşkın kültür, sanat ve turizm emekçisinin ekonomik, demokratik ve özlük sorunları ile ilgili olarak bugüne kadar ortaya koyduğu mücadeleci ve direngen tutumu bugünden sonra da aynen ve kararlılıkla sürdürecek, siyasi ve idari baskılara karşı örgütlü gücüyle karşı koyacaktır. Bizlerin ve üyelerimizin bu konuda en küçük bir tereddüdü ya da korkusu yoktur.
2014-2015 yıllarına ilişkin Toplu Sözleşme görüşmelerinde Memur Sen enflasyon farkını almamış ve TÜİK verilerine göre enflasyon 9.66 olmuştur. 2014’ün ilk altı ayında enflasyon karşısında 60-200 lira arası emekçilerin kaybı olacaktır. Her fırsatta iktidarın yanında olduğunu kamuoyuyla paylaşmaktan çekinmeyen yandaş konfederasyonun ve bileşenlerinin yapacakları yaptıklarının teminatıdır.
Yıllardır hükümetin anti-demokratik uygulamaları karşısında sesini çıkarmayanların, siyasi iktidarın baskıcı, otoriter ve taleplerimizi yok sayan uygulamaları karşısında kafasını kuma gömenlerin kültür, sanat ve turizm emekçilerinin mevcut haklarını koruması ve yeni haklar kazanmasının ne kadar mümkün olacağını kamuoyunun takdirine bırakıyor, sendikal mücadelede sadece yetkili olmanın bir anlamının olmadığını, asıl önemli olanın etkili ve mücadeleci bir sendikacık yapabilmek olduğunu hatırlatmak istiyoruz.
Kültür Sanat Sen olarak, kültür, sanat ve turizm emekçilerinin mücadelesini ve umudunu canlı tutmak, bütün kültür, sanat ve turizm kurumlarında somut talepler üzerinden mücadeleyi yükseltmek, sendikamızın önümüzdeki dönemde en temel hedeflerinden birisi olacaktır. Gezi direnişine rehber olan “Birleşe birleşe kazanacağız” sözü, tüm kültür, sanat ve turizm emekçilerinin, hepimizin mücadele kılavuzudur.
KÜLTÜR SANAT SEN MERKEZ YÖNETİM KURULU
TAŞERON YASA TASARISI 4 HAZİRAN 2014 TARİHİ İTİBARIYLA TBMM PLAN BÜTÇE KOMİSYONUNDA GÖRÜŞÜLMEYE BAŞLANAN TORBA YASAYA İLİŞKİN DEĞERLENDİRMEMİZ.
KÖLELİĞE MAHKUM OLMAYACAĞIZ!
TAŞERON CUMHURİYETİ DEĞİL
İNSANCA YAŞAM ve
GÜVENCELİ İŞ İSTİYORUZ!
12 yıllık iktidarı boyunca emekçilerin sahip olduğu en temel hakları tırpanlayarak güvencesiz çalışmanın alanını genişleten AKP iktidarı 30 Mayıs 2014 tarihinde TBMM’ye sunduğu, kamuoyunda ‘taşeron yasa tasarısı’ olarak bilinen tasarı ile çalışma hayatının tamamını taşeronlaştırmanın hesaplarını yapmaktadır.
Yıllardır emekçiler aleyhine yapılan her yasal düzenleme öncesinde izlenen yöntem taşeron yasa tasarısında bir kez daha sahnelenmektedir. Daha önce defalarca yaşandığı üzere; milyonlarca çalışanı ilgilendiren konunun doğrudan muhatabı olan sendikalar sürecin dışında bırakılmış, hiçbir şekilde görüşlerine başvurulmamıştır. Kapalı kapılar ardında hazırlanan, asıl hedefi taşeron çalışmanın yasallaştırılarak kapsamının daha da genişletilmesi olan tasarıya eklenen kısmi olumlu düzenlemeler vitrine çıkarılmakta, kamuoyuna “müjde” olarak sunulmaktadır.
Oysa ortada çalışanlar, emekçiler açısından bir ‘müjde’ yoktur. Taşeron yasa tasarısı ile geleceği satın alınmak istenen çalışanlara ‘müjde’ olarak sunulan şey zehri zorluk çıkarmadan yutmalarını kolaylaştırmak için üzerine bir kaşık bal sürmekten ibarettir. İşte bunun için Maden işçilerinin çalışma sürelerinin günde altı saate, emeklilik yaşının 50 ye indirilmesi, yıllık izinlerinin dört gün artırılması gibi kısmi olumlu düzenlemeler içeren ‘Maden Yasa Tasarısı’ ve çeşitli primlerin ve idari para cezalarının yeniden yapılandırılmasının “af” olarak yansıtıldığı yasa tasarısı “Taşeron Yasa Tasarısı” ile birleştirilmektedir.
Çalışma Hayatını Bir Bütün Olarak Taşeronlaştırmayı Hedefleyen Yasa Tasarısının Temel Düzenlemelerini Kısaca Özetleyecek Olursak:
Tasarı, kamu idaresini hileli taşeronluktan kaynaklı yüklerden kurtarmanın, taşeron uygulamasını yaygınlaştırmanın ‘hukuki’ kılıfıdır.
Bilindiği üzere taşeronluk (alt işverenlik) 4857 sayılı İş Yasa’sının 2. Maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre alt işverenliğin (taşeron) yardımcı hizmetlerde olması esastır. Asıl işte taşeron çalıştırılması konusunda ise önemli kısıtlamalar söz konusudur. Asıl işin tümü alt işverene devredilemeyeceği gibi devredilecek kısım için de üç koşulun birlikte sağlanması gereklidir. Asıl işin bir bölümünde alt işveren çalıştırılabilmesi için “işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenle uzmanlık gerektiren işler” gibi üç koşulun bir arada var olması gerekmektedir.
Bu üç koşul aynı anda yok ise yargı taşeron işçi çalıştırmayı muvazaa (hile) olarak kabul etmekte ve bu durumdaki çalışanı başından itibaren asıl işverenin çalışanı saymaktadır. Yani yasada belirtilen üç koşul bir arada olmadan, asıl iş, taşerona verilirse bu durumda, “muvazaa” (hile) olgusu ortaya çıkmaktadır. Taşeron istihdamın kritik noktası bu tanımda düğümlenmektedir. Çünkü İş Yasasındaki mevcut düzenlemeye ve Türkiye’nin on dört yıldır altında imzası bulunan 94 sayılı ILO sözleşmesine göre asıl işverenin işçilerinin alt işveren tarafından işe alınarak çalıştırmaya devam edilmesi suretiyle hakları kısıtlanamaz. Bu durumda asıl işveren-alt işveren ilişkisi muvazaalı (hileli) kabul edilir ve alt işverenin işçileri başından itibaren asıl işverenin işçisi sayılarak işlem görürler.
Bu düzenleme hileli taşeron çalıştırmanın en ciddi yaptırımıdır. İşçiler ve sendikalar tarafından açılan sayısız davada muvazaa tespit edilmiş ve muvazaalı işlem konusu işçiler asıl işverenin işçisi sayılmıştır. Özellikle çeşitli kamu kuruluşlarında yapılan taşeron uygulamalarının hileli olduğu ve işçilerin başından itibaren kamu kurum ve kuruluşunun işçisi olduğu yönünde çok sayıda yüksek yargı kararı mevcuttur. Yargı son olarak Karayolları Genel Müdürlüğünde taşeron olarak istihdam edilen altı bin işçinin kadroya alınması kararını vermiştir. Ayrıca ‘muvazaalı’ yani hileli olarak taşeron istihdam ve asıl işveren durumunda olan kamu kuruluşu idareleri bu davalar sonucunda ciddi oranlarda tazminat ödemeye mahkûm edilmiştir. Ancak hukuku çiğnemeyi adeta tarz haline getirmiş olan AKP iktidarı, yargı kararlarına rağmen hileli taşeron uygulamasına keyfi bir biçimde devam etmiştir.
Bu nedenle TBMM’ye sunulan tasarıda Kamu İdaresini-Devleti bu mali yükten kurtarma arayışına hukuki kılıf olarak, alt işverene, işçilerine asıl işverenin işçilerine ödenen ‘emsal ücreti’ ödemesi şartı ile yasadaki taşeron istihdam sınırlarını “ihlal etme hakkı” tanınmaktadır. Bunun adı muvazaalı (hileli) veya yasaya aykırı alt işveren çalıştırmanın yaptırımını ortadan kaldırmak için hukuksuz işleme yasallık kazandırmaktır.
Böylece asıl işveren sorumluluktan kurtarılırken hukuksuzluğun yaptırımı azaltılarak taşeron ilişkisinin devamlılığı sağlanmaktadır. Tasarı bu haliyle yasalaşırsa bugüne kadar muvazaalı (hileli) veya yasaya aykırı olarak taşeron firmalar bünyesinde çalıştırılanların geçmişe dönük hak talep etmesinin zorlaşacağı da açıktır.
Mevcut Haklar “Yeni Hak” Gibi Sunuluyor!
Taşeron firmalar bünyesinde çalışanların sendika hakkından, kıdem tazminatı hakkına, işçi sağlığı güvenliği hakkından, ücret güvencesi hakkına kadar temel hakları kullanmasının önünde hiçbir engel bulunmamaktadır. Bu hakların çiğnenmesi, yok sayılması durumunda asıl işverenin alt işverenle birlikte (müteselsil) sorumlu olduğuna ilişkin onlarca yargı kararı vardır.
Buna rağmen tasarıda bu temel haklar sanki “yeni haklar” gibi sunulmaktadır. Yani “daha ekonomik” olduğu için taşeron istihdamı gittikçe şişiren AKP iktidarı; çiğnediği yasalarda, yargı kararlarında zaten yer alan hakları kendisi keşfetmişçesine cila olarak kullanmaktadır.
Tasarı ile Kamuda Taşeron İstihdamın Önü Açılıyor!
Bilindiği üzere kamuda yardımcı işlerde taşeron çalıştırılması mümkündür. Bu düzenlemeden hareketle kamu kurumlarının çok büyük bir bölümünde yardımcı işler olarak kabul edilen yemek, temizlik, güvenlik ve taşıma gibi işler alt işverene devredilmiştir.
Daha önce kamunun kendi kadroları ile yürüttüğü işler yardımcı hizmetler tanımlamasının gittikçe genişletilmesi sonucunda taşerona teslim edilmiştir. Öyle ki Anayasa’nın 128. Maddesinde yer alan “Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür” düzenlemesi açıkça ihlal edilmiştir. Başta sağlık ve eğitim hizmetleri olmak üzere kamu hizmetlerinin büyük bölümünde taşeronlaşma ve güvencesiz istihdam gittikçe artırılmıştır. Sağlık hizmetlerinde taşeron olarak istihdam edilenlerin sayısı 2002 yılında 11 bin iken bugün 160 bini aşmıştır. Yardımcı hizmetler adıyla kamuda çalıştırılmak için alınan taşeron firma çalışanlarının asli kamu hizmetlerinde çalıştırıldığı da bilinen bir gerçektir. Hemen hemen her kamu kurum ve kuruluşunda taşeron istihdam temel istihdam biçimlerinden birisi haline getirilmiştir.
Buna rağmen “Taşeron Yasa Tasarısı” ile kamuda taşeron istihdamı devamlı hale getirecek düzenlemeler artırılmaktadır.
Tekrar hatırlatacak olursak İş Yasasının 2. Maddesine göre asıl iş, işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işler dışında bölünerek alt işverene verilemez. Tasarı ile bu ifadede yer alan, aynı anda ve birlikte gerçekleşmek zorunda olan bu üç koşulu delmeyi hedefleyen düzenlemeler öngörülmektedir.
Kamu idaresine ait bir işyerinde “yeterli nitelikte veya sayıda personel olmaması durumunda” hizmet alımı ihalesine çıkma hakkı tanınması kamuda taşeron istihdamın önünü açan düzenlemelerden biri olarak dikkat çekiyor.
Öte yandan tasarı ile yapım işi olan asıl işlerin de hizmet alım sözleşmesiyle ihaleye çıkarılmasının yolu açılmaktadır. Bu düzenleme Kamu İhale Kanunu’nda yer alan yapım işi-hizmet işi ayrımının da ortadan kaldırılması anlamına gelmektedir.
Ayrıca kamuda yaygın olan norm kadro uygulaması ile yeni kadro açılmadığı bilinmektedir. Bu gerekçeye dayanarak yeterli sayıda veya nitelikli personel olmadığı gerekçesiyle hizmet alımı yoluna gidilebilecektir.
Köleliği Yutturmak İçin Tasarı “Maden Yasa Tasarısı” ve “SGK Affı Tasarısı” İle Birleştiriliyor!
Temel düzenlemelerini yukarıda özetlemeye çalıştığımız yasa tasarısının ana hedefi emekçilerin iş cinayetlerine kurban verilmesinin, düşük ücretlerle güvencesiz ve örgütsüz çalışma koşullarına itilmesinin kısacası 19. yüzyıla özgü çalışma koşullarına mahkûm edilmesinin “ekonomik yolu” olan taşeron istihdamın önündeki engelleri ortadan kaldırmak, bir bütün olarak çalışma hayatını taşeronlaştırmaktır. Bunun için hükümet yasalara, yargı kararlarına uymak yerine, bu kararları aşmak için mevzuatı değiştirmeyi planlamaktadır.
Diğer taraftan AKP, milyonlarca emekçinin hayatının alt üst edilmesi pahasına hayata geçirmeyi planladığı saldırıda daha önce defalarca uygulayarak “ustalaştığı” yönteme bir kez daha başvurmaktadır.
Buna göre taşeron yasa tasarısına karşı muhalefeti engellemenin yolu “Maden Yasa Tasarısı” ve başta Genel Sağlık Sigortası primleri olmak üzere çeşitli prim-vergi borçlarının yeniden düzenlenmesini içermesine rağmen abartılı bir şekilde “Af Yasa Tasarısı” olarak sunulan tasarılarla birleştirilmesinde aranmaktadır.
Oysa AKP iktidarı, “Maden Yasa Tasarısı” ile Soma katliamı sonrasında iş cinayetleri konusunda toplumda artan hassasiyetten nemalanmayı hedeflemektedir.
Maden işçilerinin yıllardır yaşadığı olumsuz çalışma koşullarını görmezden gelen AKP iktidarının Soma Katliamının sorumluluğunu unutturmak için her yola başvurduğu bilinmektedir. Oysa Soma Katliamı, İşçi Sağlığı ve Güveliğinden uzak koşullarda, düşük ücretle, günde 10 saate kadar çalıştırılan 301 maden işçisinin hayatına mal olan hileli taşeronluk düzenlemesi “rödovans” sisteminin iç yüzünü ortaya çıkarmıştır.
Buna rağmen “Maden Yasa Tasarısı”nda “rödavans sisteminin”, taşeron çalışmanın yasaklanmasına ilişkin hiçbir düzenleme yoktur. Bunun yerine yer altı işlerinde çalışan işçilerin günlük çalışma sürelerinin 6 saat, haftalık çalışma sürelerinin ise 36 saatle sınırlanması, yıllık ücretli izinlerinin dört gün artırılması düzenlenmektedir. Ayrıca çalışma süreleri zorunlu ve olağanüstü hallerde artırılabilecektir. Diğer taraftan çalışma süresinin, ekipmanların hazırlanması, galerilere iniş-çıkış gibi normal şartlarda çalışma sürelerini kapsayıp- kapsamadığı belirsizdir. Yani çalışma süresinden yer altında kalınan sürenin mi yoksa çalışmadan sayılan hazırlık sürelerinin de içinde bulunduğu süreyi de kapsayan sürenin mi kast edildiği net değildir. Bu durumun netleştirilmesi gerekmektedir. Çünkü bilindiği üzere Soma Katliamında günlük çalışma süresi 8 saat olmasına rağmen hazırlık, galeriye iniş-çıkış süreleri dahil edilmeyen işçilerin, mesai ücreti ödenmeden, 10 saate kadar çalıştırıldığı ortaya çıkmıştır.
Maden Yasa Tasarısındaki bir diğer düzenleme ise Soma Katliamında hayatını kaybeden işçilerden geride kalan hak sahiplerine ölüm aylığı bağlanmasıdır. Ancak katliam sonrasında işçilerin yakınlarına bol bol vaatte bulunan AKP iktidarı, ölüm aylığının kaynağı olarak dörtte biri işçilerin ücretlerinden kesilen İşsizlik Sigortası Fonunu göstermektedir.
Basında “en büyük af geliyor” diyerek cilalanan yasa tasarısında ise sigorta primlerinin, idari para cezalarının, bazı vergilerin yeniden düzenlenmesi vardır. Yani af değil, borçların tahsili için yeniden düzenleme yapılmaktadır. Düzenlemeden daha çok çalışanlarının sigorta primlerini yatırmayan işverenler yararlanacaktır. Tasarıda emekçileri ilgilendiren bölüm ise 2012 yılında hayata geçirilen Genel Sağlık Sigortası primlerinin yeniden düzenlenmesidir. Hatırlanacağı üzere 1 Ocak 2012 yılında başlayan uygulamaya göre, hiçbir sosyal güvenliği olmayanlar, yeşil kartlılar, kısmi süreli çalışanlar (part time çalışanlar), öğrenciler ve zorunlu sigortası sona erenler Genel Sağlık Sigortası kapsamına alınmıştı. Bunlardan gelir testi sonucu aylık geliri brüt asgari ücretin üçte birini geçenlerin kademeli olarak ayda 35,46 TL den 212,76 TL ye kadar prim ödemesi düzenlenmişti.
Çalışma Bakanı’nın açıklamalarına GSS düzenlemesi ile başlayan Gelir testine girmeyen yaklaşık 3 milyon 300 bin civarında vatandaşımız bulunmaktadır. Teste girmeyenlere en yüksek oranda prim (212,76 TL) tahakkuk ettiği için bu vatandaşların şu anda prim borcu 7 milyarı aşmış durumda.
İşte “ büyük af geliyor” diye müjde haberleri yapılan tasarıda zaten haksız bir şekilde en yüksek oranda prim tahakkuk ettirilen bu prim borçlarının yeniden yapılandırılması var. Buna göre bugüne kadar Gelir Testi yaptırmayanlara 4 ay içinde başvuruları halinde tahakkuk edilecek prim borçlarını 12 ayda ödeyebilmeleri düzenlenmektedir. Kısacası ortada geniş toplum kesimlerini ilgilendiren bir af yoktur.
Sonuç olarak AKP’nin taşeron istihdamı ortadan kaldırmak ya da sınırlamak gibi bir amacı hiçbir dönem olmamıştır. Her şeyi paraya tahvil edenler için işçinin, emekçinin kölelik koşullarına itilmesi, iş cinayetlerine kurban verilmesi olağan, sıradan şeylerdir. Her şeyden önce çalıştıkları kurumlar özeleştirildiği için kamuda geçici personel kadrosunda istihdam edilen toplam 23 bin 4C’linin kadroya geçirilmesine yıllardır kulaklarını tıkayanların 1,7 milyon taşeron işçisini kadroya almasını ya da çalışma koşullarını düzeltmesini beklemenin hayal olduğu görülmelidir.
Güvenceli İş, İnsanca Yaşam İçin Taleplerimiz
Çalışanlar için kölelik ve ölüm anlamına gelen taşeron istihdam ve taşeronluktan farkı olmadığı Soma katliamı ile bir kez daha ortaya çıkan ‘rodövans’ yasaklanmalıdır.
30 Mayıs 2014 tarihinde TBMM’ye gönderilen yasa tasarısının taşeron istihdamı yaygınlaştırmayı hedefleyen düzenlemeleri (özellikle 1.,10.,11.,12.,13. Maddeler) tasarından çıkarılmalıdır.
En son Soma katliamında 301 işçimizin yaşamına mal olan iş cinayetlerinin engellenmesinin bir adımı olarak, 19 yıldır imzalanmayan Uluslararası Çalışma Örgütü'nün (ILO) 176 sayılı Madenlerde Güvenlik ve Sağlık Sözleşmesi derhal imzalanmalıdır.
Kıdem tazminatının ödenmesi işverenin asli sorumluluğudur. Kıdem tazminatının kamu bütçesinden karşılanarak yağmalanması engellenmelidir.
Her yıl binlerce işçinin hayatına mal olan iş cinayetlerinin engellenmesi için bir hizmet değil hak olan işçi sağlığı ve güvenliği alanının piyasaya terk edilmesinden vazgeçilmelidir. Kamu, patronların kâr hırsının cezasını işçilerin canıyla ödemesini engellemek için alanda gerekli personel istihdam etmeli, istikrarlı, yaygın ve sürekli denetimi sağlamalıdır.
İşsizlik Fonu’nun yağmalanmasına izin verilmemelidir.
Güvenceli İş, İnsanca Yaşam İçin yukarıda sıralanan mevzuat değişikliklerinin ve ILO sözleşmesinin imzalanması tek başına yeterli değildir. Bu düzenlemelerin hayata geçmesi ve sürekli hale getirilmesi için kamunun etkin denetimi sağlanmalıdır.
“SANATTA ÖZERKLİK VE TÜSAK” BAŞLIKLI 6.SANATÇILAR KURULTAYI...
Basına ve Kamuoyuna
18 -20 Şubat tarihlerinde gerçekleştirdiğimiz “Kültür Ve Sanata Siyasi Ve Ekonomik Müdahalelere Karşı Alternatiflerimiz’’Çalıştayımızda alınan karar gereği, Özerk Sanat Konseyi bileşenleri dernek, vakıflar, meslek örgütleri, demokratik kitle örgütleri, sendikalar ve bağımsız katılımcıların içinde barındıran 80 sanat ve sanatçı kuruluşun katılı mı ile “Sanatta Özerklik ve TÜSAK” başlıklı 6.SANATÇILAR KURULTAYI düzenliyoruz.
6. Sanatçılar Kurultayı
“Sanatta Özerklik ve TÜSAK”
7 Haziran 2014
TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi Toplantı Salonu- Karaköy
“ÖSK sürecinde yer alan ve artık aramızda olamayan Şükran Kurdakul,
Atilla Ergür, Haşmet Zeybek, Oktay Ekinci ve nice sanat emekçisi
dostlarımızın anısına …”
Sanatın ve sanatçının onlarca yıllık birikimini yok etmek için yola
çıkanlar karakol yaptıkları AKM’de gözümüzün içine bakarak “ucube”
ilan ediyor bizi.
Kendisinin olmayan, kendisinden yana olmayan her şeyi ve herkesi
hedef göstermekten çekinmeden sanatı kendilerine bağlamaya çalışıyorlar.
İktidar sanatı toplumla buluşturmaya çalışan sanat kurumlarını yok
edip kendi emrine almak istiyor sanatı.
Orkestralar, korolar, dans toplulukları, halk müziği, klasik Türk müziği
koroları, opera, bale, tiyatrolar tırpanlanıp ödeneksiz bırakılarak
karartılacak.
Maden altında siyaha bürünen, protestoları gazla boğulmaya çalışan
ülke insanı sanattan da mahrum bırakılacak.
Üniversiteler, konservatuvarlar anlamını yitirmekle kalmayacak, işsiz
sanatçılar taşeron zulmünde çırpınmaya mecbur kılınacak.
Ülkenin akarsularını yandaşlarına pazarlayanlar, ülke sanatı ve
sanatçısının önüne de bent çekecek.
TÜSAK taslağının yasalaşması sanatın ve sanatçının iktidar tarafından
TUTSAK edileceği anlamına geliyor.
TÜSAK taslağının yasalaşması sanat ve sanatçı için kurulmuş bir
TUZAK’tır.
TÜSAK taslağı Meclis’ten geçmeden önce sanatın içine tükürmekten
çekinmeyen iktidara, birlikte “DUR!” demeliyiz.
Bu sorumlulukla, sanat-sanatçı örgütleri başta olmak üzere, tüm
sanatçılarımızı ve dostlarımızı, ortak geleceğimize ve ÖSK
kurumlaşmasına sahip çıkmak üzere 6. Sanatçılar Kurultayı’na
katılmaya çağırıyoruz.
6. Sanatçılar Kurultayı
“Sanatta Özerklik ve TÜSAK”
7 Haziran 2014
TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi Toplantı Salonu- Karaköy
PROGRAM
09:30-10:00 Açılış
Eyüp Muhcu TMMOB Mimarlar Odası Genel Başkanı
Yavuz Demirkaya ÖSK Sözcüsü / Kültür Sanat-Sen Gn. Bşk.
10:00-11:00 Sunuşlar
Yok Edilen ve Dönüşen Sanat Mekanları
Mücella Yapıcı TMMOB Mimarlar Odası
Ezgi Bakçay İMECE Toplumun Şehircilik Hareketi
Aydın Çubukçu Evrensel Sanat
ÖSK ve Özerk Sanat Kurumu Yasa Tasarısı Süreci
Ekrem Kahraman ÖSK Eski Sekreteri
Vecdi Sayar ÖSK Eski Sekreteri
Canol Kocagöz ÖSK Eski Sekreteri
11:00-11:30 Ara
11:30-13:00 1. Oturum: ÖSK/ TÜSAK Yasa Tasarıları Karşılaştırması ve Gelecek
Oturum Yöneticisi
Nilüfer Ergin Prof. / Marmara Ünv.
Konuşmacılar
Ünsal Piroğlu Avukat
Hüseyin Özbek İstanbul Barosu YK Sekreteri
Abdullah Sezer Yrd. Doç. Dr. / Marmara Ünv.
13:00-14:00 Yemek Arası
14:00-15:30 2. Oturum: Türkiye Sanat Kurumu; Özerklik, Tutsaklık ve Gelecek
Oturum Yöneticisi
Günay Atalayer Prof. / Marmara Ünv.
Konuşmacılar
Nurhan Tekerek Prof. Dr. / Uludağ Ünv.
Müride Sun Aksan Doç. Dr. / Hacettepe Ünv.
Cevdet Kocaman Kültür Bakanlığı Eski Sanat Müşaviri
15:30-16:00 Ara
16:00-19:00 Forum: Özerk Sanat Kurumu Mücadelesi ve TÜSAK
Forum Yöneticisi
Müjgan Özçay İstanbul Opera Solist Sanatçısı
(Kültür Sanat Sen- SANSEV)
Katılımcılar
Sinema Alanı: Janset Paçal (BİROY, Oyuncular Sendikası) Tamer Baran (SENDER)
BSB
ÇASOD
Can Kolukısa
Yazın Alanı: Tarık Günersel (PEN Türkiye Merkezi)
Nazif Uslu (OYÇED)
Merve Okçuoğlu (Türkiye Yayıncılar Birliği)
Onur Öztürk (Emin Türk Eliçin K. S. Vakfı)
C. Hakkı Zariç (TYS/ ÖSK Dönem Sekreteri)
Müzik Alanı: Arda Aydoğan (İst. Filarmoni Derneği)
Müfit Bayraşa (İ. Ü. Konservt. Başdanışman)
Mehmet Yılmaz (OPSOD)
Sahne Sanatları Alanı: TOMEB
İŞTİSAN
Metin Boran (UTEB)
Ragıp Yavuz
S. Çetin Aydar (Prof. Dr. / Ankara Ü.)
Görsel Sanatlar Alanı: Bedri Baykam-Tijen Şikar Parla (UPSD)
Nazan Akpınar (GSB Resim Derneği)
Metin Yergin (Heykeltıraşlar Derneği)
Özcan Yaman
Tasarım Alanı: Kubilay Önal (Mimarlar Odası)
Evcimen Perçin (Sahne Tasarımcıları)
Yücel Gürsel
Karma Alan: Haluk Ayvazoğlu (BASAD)
Ergin Gülen (Mizah Üretenler Derneği)
Orhan Aydın (NHKM)
Nuray Sancar
Yavuz Demirkaya (Kültür Sanat-Sen/ ÖSK Dönem Sözcüsü)
19:00-… Dinleti / Kokteyl Caner Bozkurt (Grup YORUM)
TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi
Kemankeş Mah., Kemankeş Cad. No:31 Karaköy/Beyoğlu 34425 İstanbul
Tel: +90 212 251 4900 / Faks: +90 212 251 9414
www.ozerksanatkonseyi.org
İletişim İçin:
This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.
This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.
This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.
ÖZERK SANAT KONSEYİ BİLEŞENLERİ
AFSAD - Ankara Fotoğraf Sanatı Derneği
Ankara Sinema Derneği
ANSAN - Antalyalı Sanatçılar Derneği
ASİTEJ - Çocuk ve Gençlik Tiyatroları Birliği Türkiye Merkezi
Ayvalık Kültür Sanat Derneği
BASAD- Bakırköylü Sanatçılar Derneği
BESAM - Bilim ve Edebiyat Eserleri Sahipleri Meslek Birliği
Birleşmiş Ressamlar ve Heykeltraşlar Derneği
BİROY- Sinema Oyuncuları Meslek Birliği
BSB -Belgesel Sinemacılar Birliği
Çağdaş Drama Derneği
ÇASOD – Çağdaş Sinema Oyuncuları Derneği
Çocuk Yayınları Derneği
DETİS - Devlet Tiyatrosu Sanatçıları Derneği
Edebiyatçılar Derneği
Emin Türk Eliçin Kültür ve Sanat Vakfı
Endüstriyel Tasarımcılar Meslek Birliği
Eskişehir Sanat Derneği
FİLM YÖN - Film Yönetmenleri Derneği
FİYAP- Film Yapımcıları Derneği
Fotogen
GMK - Grafikerler Meslek Kuruluşu Derneği
GÖRSAV - Görsel Sanatlar Vakfı
Güzel Sanatlar Birliği Resim Derneği
Heykeltıraşlar Derneği
İFSAK
İSAV - İletişim ve Sanat Araştırma Vakfı
İstanbul Filarmoni Derneği
İstanbul Kısa Filmciler Derneği
İŞTİSAN - İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları Derneği
Karikatür Vakfı
Karikatürcüler Derneği
KESK Kültür Sanat-Sen
Kültürlerarası İletişim Disiplinlerarası Sanat Derneği
MESAM - Müzik Eseri Sahipleri Meslek Birliği
MİV -Mimarlık Vakfı
Mizah Üretenler Derneği
MSG - Müzik Eseri Sahipleri Meslek Birliği
MSÜ DGSA Mezunları Derneği
MÜ-YAP Bağlantılı Hak Sahibi Fonogram Yapımcıları Meslek Birliği
MÜYORBİR - Müzik Yorumcuları Meslek Birliği
MÜZİK-SEN - Müzik ve Sahne Sanatçıları Sendikası
Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Vakfı
NHKM - Nazım Hikmet Kültür Merkezi
OPSOD- Opera Solistleri Derneği
OYÇED - Oyun Yazarları ve Çevirmenleri Derneği
Oyuncular Sendikası
Özel Tiyatrolar Derneği
PEN- Türkiye Merkezi
POP SAV - Popüler Müzik Sanatçıları Vakfı
Radyo Televizyon Yayıncıları Meslek Birliği
Reklam Yazarları Derneği
Resim ve Heykel Müzeleri Derneği
SANART
SANSEV - Sanatçılar ve Sanatseverler Kültür ve Dayanışma Derneği
SENARİST-BİR
SEN-DER – Senaryo Yazarları Derneği
SESAM - Sinema Eseri Sahipleri Meslek Birliği
SETEM - Sinema ve Televizyon Eserleri Sahipleri Meslek Birliği
SEYAP Sinema Eserleri Yapımcıları Meslek Birliği
SİNE- BİR Sinema Eseri Sahipleri Meslek Birliği
SİNE-KOOP- Sinema Ürünleri Üretim Kooperatifi
SİNE-SEN - Sinema Emekçileri Sendikası
SİYAD - Sinema Yazarları Derneği
Tekstil Tasarımcıları Derneği
TESİYAP - Televizyon ve Sinema Filmi Yapımcıları Meslek Birliği
Tiyatro Yapımcıları Derneği
TMMOB İç Mimarlar Odası
TMMOB Mimarlar Odası
TOBAV - Devlet Tiyatroları, Opera ve Bale Çalışanları Vakfı
TODER - Tiyatro Oyuncuları Derneği
TOMEB - Tiyatro Oyuncuları Meslek Birliği
Troya Folklor Araştırmaları Derneği
Türk Seramik Vakfı
Türkiye Yayıncılar Birliği
TÜRSAK - Türkiye Sinema ve Audiovisuel Kültür Vakfı
TYS - Türkiye Yazarlar Sendikası
Uluslararası Sanat Eleştirmenleri Derneği
UPSD - Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği
UTEB - Uluslar arası Tiyatro Eleştirmenleri Birliği
ACI KAYBIMIZ...
Zonguldak il Kültür ve Turizm Müdür yardımcısı üyemiz Yalçın ASLAN'ın çalıştığı kurumda kalp krizi geçirmesi sonucu hayatını kaybetmesinin üzüntüsünü yaşamaktayız. Ailesine, sevenlerine ve yakınlarına başsağlığı dileriz.
ACI KAYBIMIZ...
Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü'nde üyemiz Ziya GÜLMEZ'in yeğeni vefat etmiştir. Ailesine, sevenlerine ve yakınlarına başsağlığı dileriz.







