HABERLER

HABERLER (439)

Lellentesque elit justo, dictum at facilisis nec, aliquam dignissim lectus. Donec gravida dolor in tortor convallis mollis. Donec vel risus ut turpis viverra faucibus. Aenean viverra quam sed nunc consequat vitae aliquam nisl eleifend. Praesent eros nisi, fringilla sed hendrerit nec.

Children categories

KESK

KESK (43)

Mellentesque elit justo, dictum at facilisis nec, aliquam dignissim lectus. Donec gravida dolor in tortor convallis mollis. Donec vel risus ut turpis viverra faucibus. Aenean viverra quam sed nunc consequat vitae aliquam nisl eleifend. Praesent eros nisi, fringilla sed hendrerit nec.

View items...

        Adam akşam eve gelince “Hanım sana bir müjdem var. Artık daha pahalı bir evde oturacağız” demiş. Yıllardır bir oda bir salondan ibaret,  elli metre karelik evde eşi ve çocuğu ile birlikte yaşamakta zorlanan kadın çok sevinmiş bu müjdeye. “Hep daha büyük bir ev hayali kuruyordum, nihayet hayalim gerçekleşiyor” demiş ve heyecanla “Peki, ne zaman taşınıyoruz?” diye sormuş eşine. Adam acı acı gülümseyerek ”Bir yere taşınmıyoruz. Ev sahibi bugün kiraya yüzde otuz zam yaptı” demiş.

       Bugüne kadar siyasi iktidara yakınlığı ile bilinen bir kısım medya kullanılarak kamu emekçilerine verilen her “müjde” haberlerinin ne yazık ki bu fıkradan alt kalır yanı bulunmuyor. “Kamuda reform geliyor”, “Kamuda devrim gibi düzenleme yolda”, “memura çifte zam; hem enflasyon zammı hem de toplu sözleşme zammı”, “devlete kapağı attık, yan gelip yattık devri bitiyor. Memura performansa göre maaş geliyor. Çok çalışan memur çok kazanacak” gibi akla ilk gelen her “müjdenin” altından kamu emekçilerinin mevcut haklarını daha da sınırlayan düzenlemeler çıkması ne yazık ki rutin hale gelmiş bulunuyor.

      Bu nedenle kamu emekçileri bir “müjde” haberi gördüğünde sevinemiyor. Tam tersine  “acaba yine hangi hakkımıza göz diktiler” diye sormadan edemiyor. Buna rağmen seçim öncesinde 3.600 ek gösterge sözü verip seçim sonrasında “her seçim döneminde böyle vaatler olur”  diyerek verdiği sözün gereğini hala yerine getirmeyenler kamu emekçilerine yeni ‘müjdeler’ vermeye devam ediyor.

 MÜJDELERİN ARKASI KESİLMİYOR!

       Yıllardır ardı arkası kesilmeyen müjdelere boğulan!, kamu emekçilerine dün güne yeni bir “müjde” haberi ile başladı. Son “müjde” yine hükümete yakınlığı ile bilinen, bir gazete kanalıyla, ‘2.5 milyon memurun hayatı değişiyor’ manşeti ile servis edildi. “Yeni Ekonomi Programı’yla (YEP) birlikte kamu personel rejimi değişiyor”  diye başlayan söz konusu haberde kamu emekçilerine esnek çalışma müjdesi veriliyor.

       Haberin ayrıntılarında ise kamu çalışanlarının, hizmetin özelliğine göre, hangi saatlerde çalışacaklarının kendileri tarafından belirlenebileceği kaydediliyor. Buna göre kamu emekçilerinin haftalık 40 saat olan mesai süresini nasıl tamamlayacağına kendilerinin karar verebileceği,  örneğin bir kamu emekçisinin isterse günlük 8 saat yerine 10 saat mesai yaparak 4 günde 40 saatlik mesai süresini tamamlayabileceği, böylece 3 günü “aile ve sosyal yaşamına, kurs ve eğitim programlarına daha fazla vakit ayırmak” için kullanabileceği iddia ediliyor.

      İşlerin en yoğun olduğu, özellikle 10.00 – 12.00 ve 13.00 -15.00 saatleri arasında bütün “memurların” işinin başında olacağının aktarıldığı haberde ‘memurların’ bu saatler dışında çalışma saatlerini sosyal aktiviteler, eğitim programları, çocukların durumuna göre belirleme haklarının olacağı ileri sürülüyor. Ayrıca “mesaisine her an ihtiyaç duyulmayan memurlara da evde çalışma izni verilebileceğinin”  aktarıldığı haberde “esnek çalışma modelleri ile personelin aktif, üretken olacağı, sosyal yaşamlarına da zaman ayırabileceği” ileri sürülüyor.

 

AKLA TAKILAN SORULAR…

       Her şeyin gayet tozpembe gösterildiği söz konusu haber ilk bakışta kulağa hoş geliyor. Ancak ilk şoku atlatıp bir de daha önce verilen benzer müjdelerin sonuçlarını göz önüne getiren her kamu emekçisi bu yeni müjde haberinde aşağıdaki soruların cevabının olmadığını görüyor.

      Çalışma saatlerim esnek olunca çalışma süreme bağlı mali ve sosyal haklarım olduğu gibi kalacak mı? Onlarda da bir esneme mi olacak? Örneğin fiili hizmet süremin, prim gün sayımın, derece yükselmesi ile kademe ilerlemesi için aranan sürelerin hesabında, bir değişiklik olur mu?

      Ya da çalışma süreme göre belirlenen haklarımda, örneğin yemek ücreti, servis, ek ödeme, ek ders ücreti, fiili hizmet süresi zammı (yıpranma payı) gibi haklarımda değişiklik olur mu?

       Esnek çalışmaya göre hangi saatlerde çalışacağıma ben mi karar vereceğim yoksa benim üstüm, amirim pozisyonunda olanlar mı? Ya da kurumun idarecisi mi?

       Pratikte her kamu emekçisinin kendi çalışma saatlerine karar vermesi deyim yerindeyse her kamu emekçisinin kafasına göre çalışma saatleri belirlemesi mümkün mü?

       Kimin hangi günlerde, hangi saatlerde mesai yapacağına karar verecek olan amirlerin, yöneticilerin kamu emekçileri arasında ayrım yapmaması, adil olması mümkün mü?

       Hangi saatlerde mesai yapacağıma kendim veya amirim-idarecim karar verecekse fazla mesai ücretim doğal olarak ortadan kalkmayacak mı?

        Mevcut durumda işçiler için esnek çalışma uygulanıyor. Denkleştirme çalışmasına göre bir işçi günde 11 saat, 6 günde haftada toplam 66 saat çalışsa bile fazla mesai ücreti alamıyor. Bunun yerine daha sonraki haftalarda çalışma süresi azaltılarak iki ay içersinde haftalık 45 saate denk getiriliyor. Bu iki aylık süre 4 aya kadar uzatılabiliyor. Yani işveren işlerin yoğun olduğu dönemde işçiyi fazla mesai ücreti ödemeden günde 11 saat, haftada 66 saat çalıştırabiliyor. İşlerin yoğun olmadığı zaman ise haftalık çalışma süresini düşürebiliyor. Kamu emekçileri için de aynı yol mu izlenecek?

KRİZ KAMUDA ESNEK ÇALIŞMANIN FIRSATI HALİNE GETİRİLİYOR!

        Aslında bu soruların cevabı “2.5 milyon memurun hayatı değişiyor’ manşetli haberin ilk cümlesinde yani “Yeni Ekonomi Programı’yla (YEP) birlikte kamu personel rejimi değişiyor”cümlesi ile verilmektedir.

          Bilindiği üzere hükümet tarafından geçtiğimiz günlerde açıklanan Yeni Ekonomi Programı (YEP) ülkede yaşanan krize önlem olarak açıklanan ve daha çok tasarrufları içeren bir programdır. Ve ne yazık ki bu ülkede ‘tasarruf’ ya da ‘kemer sıkma’ dendiğinde akla hep emekçi kesimlerin geldiği de bilinmektedir.

         Nitekim söz konusu programda başta “mali açıdan sürdürülebilirliği sağlamak ve kamu maliyesine olan yükü azaltmak amacıyla sosyal sigorta sisteminin yeniden düzenlenmesi’, kamuda hizmetin özelliğine göre esnek çalışma modellerinin uygulanması, işgücü verimliliğinin (yani iş yükünün)  arttırılması,  kamuda ‘yetenek ölçümü’, ‘tekrar yerleştirme’ ve ‘norm kadro’ çalışmaları yapılarak kamu sektörü ‘insan kaynağının ‘ödül ve performans sistemleri’ üzerinden yeniden düzenlenmesi, kıdem tazminatı fonunun kurulması,  bireysel emekliliğin 3 yıl zorunlu hale getirilmesi, sıcak para ihtiyacının İşsizlik Sigortası Fonu kaynakları ile birlikte oluşturulacak ‘fon ekonomisi’ ile karşılanması, dışarıdan kaynak bulma hedefi ile Varlık Fonu kapsamındaki kurumların ‘ipotek’ edilmesi gibi düzenlemelere yer verilmesi tasarrufun yine emekçiler üzerinden, emekçilerin mevcut haklarının budanması üzerinde yapılacağını göstermektedir.

        Kısacısı ekonomide yaşanan/yaşanacak olumsuzluklara neden olanlar ne pahasına olursa olsun korunurken, krizde hiçbir sorumluluğu olmayan emekçilere krizin bedelini ödetmek için yoğun bir hazırlık yapılmaktadır.

     Bugün ‘müjde’ olarak sunulan kamuda esnek çalışma,  hükümet temsilcileri tarafından kamuda istihdamın daraltılacağına ilişkin yapılan açıklamalar, kamuda kadrolu-güvenceli istihdam sınırlanırken sözleşmeli-güvencesiz istihdamın yaygınlaşması, önümüzdeki süreçte alınacak 80 bin kişinin bile kadrolu olarak değil, maaşı İŞKUR tarafından-İşsizlik fonundan karşılanan Toplum Yararına Programlar (TYP) kapsamında çalışanlardan olması söz konusu hazırlığın adımlarıdır.

       Tüm bunlara bakıldığında hükümetin kamu çalışanlarına ‘müjde’ vermek gibi bir niyetinin olmadığı, aksine mevcut haklarını daraltmayı hedeflediği görülmektedir.

        Tüm kamu emekçilerini seçim öncesinde 3.600 ek gösterge sözü verip aradan üç ay süre geçmesine rağmen gereğini yerine getirmeyenlerin yeni “müjdelerine”, hele de krize çözüm olarak sunulan Yeni Ekonomi Programına bağlanan müjdelerine temkinli yaklaşmaya, hak kayıplarımızı artıracak düzenlemelere karşı ortak mücadeleye çağırıyoruz.

 

                                                                                                                                                               YÜRÜTME KURULU

Devlet Tiyatrosu emekli sanatçılarından Ferdi Merter Fosforoğlu ve Oytun Şanal vefat etmiştir. Bu iki usta tiyatro ve seslendirme sanatçısını saygıyla…
Wednesday, 12 September 2018 08:27

12 EYLÜL SÜRÜYOR... Featured

Written by

Sivil/askeri tüm darbeciler karanlıktan, gericilikten, milliyetçilik ve şovenizmden beslenirler. Barış ve demokrasi havarisi kesilip darbe gerçekleştirirler ancak kısa süre içerisinde barış ve demokrasi düşmanı olup demokratik birikimleri bir bir ortadan kaldırırlar. Toplumsal kutuplaşma ve yeni düşman odaklar yaratarak sürekliliklerini sağlamaya çalışırlar.

12 Eylül bunun tipik bir örneğidir.

Emperyalizmin ve sermayenin çıkarları doğrultusunda, finans kapitalin ve uluslararası tekellerin ihtiyaçlarına yönelik kurulan neoliberal politikaların rahatça uygulanması için gerçekleşen 12 Eylül faşist darbesinin üzerinden 38 yıl geçti.

Darbe ile 650 bin kişi gözaltına alınmış, 1 milyon 683 bin kişi fişlenmiş, 30 bin kişi “sakıncalı” olduğu için işten atılmış (İşten atılanların 3 bin 854’si öğretmen, 120’si öğretim üyesi ve 47’si hâkim) 31 gazeteci cezaevine gönderilmiş, seçilmiş belediye başkanları görevden alınarak yerine sıkıyönetim tarafından atama yapılmış, 517 kişi idam cezasına çarptırılmış, 50 kişi acımasızca asılmış, yüz binlerce insan akıl almaz işkencelerle, göz altılarla, cezaevlerinde ölüme terk edilmiştir. Yüzlerce sendika, konfederasyon, dernek ve demokratik kitle örgütü kapatılmış, yöneticileri tutuklanmıştır.

Darbeciler ülkemizin geleceği gençleri idam sehpalarına yollamış, aydın, üretken beyinleri ülke dışına kaçırtmış, üniversiteleri YÖK karanlığına teslim etmiştir.

“Ülke elden gidiyor” gerekçesine sığınan darbeciler ülkenin kaynaklarını uluslararası sermayeye peşkeş çekmiş, yolsuzluk ve rüşvet çarkının parçaları olmuş, eğitim sistemini gerici ülkelerin finanse ettiği Türk/İslam sentezci laiklik karşıtı müfredatla donatmışlardır.

12 Eylül’ün Karanlığı Dağılmadı!

15 Temmuz’da ülkemiz yeni bir askeri darbe ile karşı karşıya kalmıştır. Son on yıllarda ve özellikle de AKP hükümetleri döneminde devlet fideliğinde büyütülen, “ne istediyse verilen”, devletin tüm kurumlarında kadrolaşmasının önü açılan cemaat, ikili iktidara son verip tek başına iktidar olma amacıyla darbe girişiminde bulunmuştur. 15 Temmuz darbe girişimi en sistematiği AKP Hükümetleri döneminde olmak üzere bir kez daha devlet kurumları içerisinde beslenmiş, halklarımıza ve emekçilere karşı gerçekleştirilmek istenmiştir.

Darbe girişimine hazırlıklı olan AKP, emekçilerin ve halklarımızın darbe karşıtı pozisyon almasını da değerlendirerek darbe girişimini bir lütuf olarak görmüştür.

AKP 15 Temmuz darbe girişimini kendi otoriter-totaliter, tekçi, mezhepçi, dayatmacı, toplumu kutuplaştırıcı bir siyaset ile başkanlık sistemini inşa etmek için bir fırsat olarak kullanmaya çalışmıştır. AKP, darbe girişimini yarım kalmış operasyonlarını tamamlamak için de bir bahaneye dönüştürmüş durumdadır.

15 Temmuz’dan bu yana on binlerce kamu emekçisi ihraç edilmiştir. Bunlardan 4.237’si konfederasyonumuza bağlı sendikaların üyesi olup yüzlerce arkadaşımız açığa alınmıştır.

AKP, darbe girişiminden hemen sonra, 20 Temmuz 2016 tarihinde OHAL ilan edip sivil darbe ile Meclisi devre dışı bırakarak ülkeyi KHK’lerle yönetmeye başlamış, torba yasalar, genelgelerle her türlü demokratik hakkın kullanımını ortadan kaldırmış, kendisine muhalif olarak gördüğü tüm kesimlere karşı adeta savaş başlatmıştır.

Öncesinde ve oy kullanma günü 24 Haziran’da yaşananlara bakıldığında AKP’nin OHAL’i niçin kaldırmadığı bir kez daha görülmüştür.

24 Haziran seçimi sıradan bir seçim olmanın ötesinde, fiilen uygulanan tek adam rejimi kurumsallaştırılmış, parlamenter rejimini sona erdirilmiş, “Reis”e göre uyarlanmış, Türkiye tipi başkanlık rejimi yürürlüğe sokulmuştur.

Artık Meclis üyelerinden oluşan ve seçimle gelen Hükümet değil, Başkanın atadığı kişilerden oluşan, biçimsel de olsa güven oylamasına dahi sunulmayan Hükümetlerle yönetilen bir ülke gerçekliği ile karşı karşıyayız.

Darbe Mekaniği Devam Ediyor!

İçte ve dışta uyguladığı savaş politikaları ile ülkeyi tam bir cehenneme çeviren AKP iktidarı, Kürt sorununun demokratik, barışçıl ve diyaloğa dayalı siyasal çözümü yerine bir kez daha silaha, çatışmalara sarılmıştır.

12 Eylül faşist cuntasının tüm hukuk-kurum ve yasaları bugün iktidardadır ve ‘Demokles’in Kılıcı’ gibi emekçi halkların üzerinde sallanmaya devam etmektedir. AKP+MHP ittifakının anti-demokratik, tekçi, otoriter, faşizan ve emek karşıtı uygulamaları 12 Eylül ve sonrası iktidarların devamı niteliğindedir.

12 Eylül’ün sadece anayasası değil politikaları da günümüzde uygulanmaktadır. OHAL’in adı değişse de tüm uygulamaları kalıcı hale getirilerek devam ettirilmektedir. Akademisyenlere ve üniversitelere yönelik artan baskı ve davalar nedeniyle bir kez daha 12 Eylül’de olduğu gibi yurt dışına doğru beyin göçü yaşanmaktadır.

İşçilerin ve emekçilerin kendi kaderlerini belirleme haklarını ellerinden alan, iradelerini yok sayan, kazanılmış haklarını gasp eden 12 Eylül zihniyeti bugün AKP iktidarında da işçilerin ve emekçilerin yaşamlarını tek başına belirlemek istemektedir.

İşçilerin yaşamlarını bile değersiz gören ödünç işçilik, kiralık işçi büroları, vb. Uygulamalar gibi 19.yy’ın kölelik koşulları bu hükümlerden aldığı mirasla bugün yaşamımıza taşınmaktadır.

Neo liberal politikaların kaçınılmaz sonucu olarak ortaya çıkan ekonomik krizin faturası emekçilere çıkarılmak istenirken, sermayeye kriz ortamında da yeni ayrıcalıklar tanınmakta, kamu kaynakları peşkeş çekilmektedir.

Bugün, halkın büyük çoğunluğunun yoksulluk ve sefalet içinde yaşadığı, özgürlüklerinin kısıtlandığı, anayasa ve uluslararası sözleşmelerden doğan hakların askıya alındığı, gençlerin gelecek umutlarının yok edildiği, kamu emekçilerinin hukuksuz ve keyfi olarak açığa alınıp, işten atıldığı, ülkemizin siyasi, ekonomik ve askeri bakımından emperyalizme daha da bağımlı olduğu, gericiliğin toplumsal alanı kuşattığı bir ülkede yaşıyorsak, bu 12 Eylül ile birlikte kurulan ve bugün AKP iktidarıyla devam eden yeni sömürü düzeninin bir  sonucudur.

12 Eylül koşullarının devam ettiği bir süreçte, yasaklara rağmen fiilen kendi sendikalarını kuran emekçiler, yeni rejimin baskılarına ve dayatmalarına teslim olmayacak, ülkemizin aydınlığı ve çocuklarımızın geleceği için eşitlik, özgürlük, barış, demokrasi ve laiklik mücadelesini sürdürecektir.

KESK olarak, 12 Eylül’ün 38 yıldır sürdürülen karanlığında AKP darbesi ile şiddetlenen tüm saldırıları geriletmeye, barışı egemen kılmaya dönük laik, demokratik bir ülke temelinde halkların özgürlüğü ve eşit yurttaşlık talepleriyle, yeni bir demokratik anayasayı hayata geçirinceye dek toplumsal muhalefetin tüm unsurlarıyla birlikte ortak mücadeleyi esas almaya devam edeceğiz.

KAHROLSUN 12 EYLÜL FAŞİST DARBESİ!

FAŞİZME VE DARBELERE HAYIR!

YAŞASIN EMEK, DEMOKRASİ VE BARIŞ MÜCADELEMİZ!

 KESKYÜRÜTME KURULU

Tuesday, 04 September 2018 11:49

OLAĞANÜSTÜ GENEL KURUL İLANİ

Written by

Sendika Şubemizin Olağanüstü Genel Kurulu 08.09.2018 tarihinde saat 11.00’da Hüseyin Ağa Mah. Dudu Odaları Sok. Bedir Han No:1/701  Beyoğlu/ İstanbul adresindeki Kültür Sanat- Sen İstanbul Bölge Şube Salonu’nda aşağıdaki gündemle yapılacaktır.

Belirtilen gün ve saatte çoğunluk sağlanamazsa ikinci toplantı 15.09.2018 tarihinde saat 11.00’da Kemankeş Mah. Kemankeş Caddesi No:31 Karaköy Beyoğlu/İstanbul adresindeki TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi’nde aşağıdaki gündemle yapılacaktır. DUYURULUR

GÜNDEM

1-Yoklama açılış ve saygı duruşu

2-Divan seçimi

3-Açılış konuşması

4-Çalışma ve denetleme kurulu raporlarının sunumu

5-Çalışma ve denetleme kurulu raporlarının ibrası

6-Seçimler Yönetim Kurulu, Denetleme Kurulu, Disiplin Kurullarının asil ve yedek üyelerinin seçimi

7-Dilek ve temenniler

8-Kapanış

 

 

KÜLTÜR SANAT-SEN İSTANBUL BÖLGE ŞUBESİ 

 

 

   Kültür Sanat- Sen İstanbul Bölge Şubesi Olağanüstü Genel Kurulunda, delege olarak katılacakları ve oy kullanacakları kapsayan delege listesi ile gündem Beyoğlu 1. İlçe Seçim Kurulu Başkanlığının belirlemiş olduğu tarihler olan 01-02-03 Eylül 2018 Cumartesi, Pazar, Pazartesi günlerinde sendika binasında asılmak suretiyle, 3 gün ilan edilecektir. Listede ki düzeltmelerin, ilan süresi içerisinde, belgeleri ile birlikte doğrudan Beyoğlu 1. İlçe Seçim Kurulu Başkanlığına yapılması gerekmektedir.

 

Uluslararası Barış Günü, her yıl 21 Eylül tarihinde kutlanıyor. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 1981’deki 57. birleşiminde, “Genel Kurul’un açılış günü…
Annelerimize, Kadınlarımıza Karşı Yapılan Şiddeti ve İşkenceyi KINIYORUZ! 1995 yılından bu yana her hafta cumartesi günü sessiz oturma eylemi yapan…
Tuesday, 14 August 2018 11:13

KRİZİN FATURASINI KRİZE YOL AÇANLAR ÖDEMELİDİR! Featured

Written by

AKP’nin uyguladığı katıksız neoliberal politikaların kaçınılmaz olarak geldiği nokta krizdir. Bugün yaşanmakta olan kriz, göz göre göre, bağıra bağıra gelmiştir. Görünen yüzü tutuklu vatandaşları nedeniyle ABD ile restleşme olsa da asıl neden ranta dayalı ekonomik politikaların tıkanmasıdır. “Ekonomik savaş içindeyiz” diyerek 16 yıldır uygulanan sermayeye kaynak aktarmaya ve yatırıma dönüşmeyen, spekülatif büyümeye dayalı ekonomi politikalarının yol açtığı krizin nedenini çarpıtamazlar.

ABD ile son bir-iki hafta içinde yaşanan ve gerçek yüzünün tam bilinemediği gerginlikten çok öncesinden, AKP ve iktidar ortağı MHP dışında tüm kesimler tarafından bir ekonomik krizin, resesyonun geldiği yıllardır söylenmekteydi.

Yandaş medya sağırları, körleri oynasa da uzun süredir pazarlar yangın yerine dönüştü. Dolar bu kadar yükselmeden de patates, soğan, domates başta olmak üzere temel gıdaların fiyatları cep yakıyordu.

Bu kriz, küresel kapitalist bunalımın ve ülkedeki siyasal rejim krizinin bileşkesi olarak karşımıza çıkmıştır.

24 Haziran seçimleri sonrasında; ‘yeni rejimin ortaya çıkardığı belirsizlikler’, ‘24 ay süren OHAL hukuksuzluğunun kalıcılaşması’, ‘kamu kurum ve hizmetlerinde liyakat ve kanunilik ilkesinin terk edilmesi’, ‘genel olarak hukuk devleti ilkesinin yaygın bir şekilde ihlal edilmesi’ gibi koşullarda iyice kırılgan hale gelen ekonomi beklenen krize girmiştir.

460 Milyar dolara yükselen “döviz endeksli borçlanma”, son 15 yılın en yüksek gerçekleşmelerini yaşayan ve % 60 oranında sapma gösteren enflasyon ‘hedefi’, % 20’nin üzerine yerleşen faiz ve enflasyon göstergeleri, iki haneli işsizlik oranının yeniden artış eğilimine girmesi ekonomide yaşanan yapısal krizin göstergeleridir.

24 Haziran seçimleri için AKP’nin seçim ekonomisi uygulamaları, rekor düzeyde bütçe açıklarına neden olurken, üretim ve tüketimdeki dışa bağımlılık ise dış ticaret açığının giderek büyümesine, rekor seviyelere ulaşmasına yol açtı.

Ekonomiye duyulan güvensizlik son bir haftadaki ‘döviz krizi’ ile birlikte saman alevi gibi yayılıyor. Bu yangının alevi de samanı da AKP politikalarıdır.

AKP Genel Başkanı’nın bir hafta önce açıkladığı “100 günlük icraat metni” ve Hazine ve Maliye Bakanı’nın 10 Ağustos 2018 tarihinde açıkladığı “Yeni Ekonomi Modeli (YEM)” ekonomik krize yönelik bir çözüm sunmamaktadır. Bu modelde bol laf, bol şema dışında hiçbir yenilik yoktur. Yalan üzerine kurulu bir modelden emekçilere bir fayda gelmez. YEM’in en büyük yalanı “katılımcı” bir model olduğu iddiasıdır. Günlerdir sermaye ile toplantı üzerine toplantı yapılmasına rağmen bir kez olsun emekçilere tek bir soru sorulmamıştır. Bu model %1’in modelidir, içinde %99 yoktur.

Emekçilerin sorunlarına bir çözüm içermeyen ve sermaye açısından günü kurtarma amacında olan iktidarın planlarının ortalama ömrü bir haftayı geçememektedir.

Seçimlerden sonra hızlanan ve son bir hafta içerisinde şok etkisi oluşturan TL’deki “değersizleşme”; aslında AKP iktidarı boyunca yaşanan bir durumdur. Kamu emekçileri, emekliler, asgari ücretliler ve “işsizler” değersizleşen TL ile ücretlerini aldıkları için reel satın alma güçleri düzenli olarak azalmıştır. Bu azalış seçimlerden sonra ivme kazanmıştır. Çünkü enflasyon verileri % 20 bandına yerleşme eğilimdedir.

Dolar kuru 24 Haziran seçimleri sonrasında % 33 artış göstermiştir. Bu oran saat saat yukarı doğru seyir izlemektedir.

10 Ağustos Cuma günü yaşanan “TL değersizleşmesi” tek başına % 20’lere varmıştır. 2018 yılı başından bu yana Türkiye’nin kredi risk primi (CDS) 150’den 440’a kadar yükselmiştir. Bu yükselişin % 33’ü seçimlerin sonrasındadır. Yakın dönem borçların çevrilmesi sorununa işaret eden bu veri krizin ne kadar kontrolden çıktığını da göstermektedir.

Döviz kurlarında yaşanan hızlı yükseliş; dövizle borçlanmış yurttaşları, firmaları ve kurum/kuruluşları borç çevriminde krize sokmaktadır. İşçiler, kamu emekçileri, emekliler ve işsizlere yansımaları ise çok boyutlu olmaktadır. Tedbir alınmaması halinde döviz kurlarındaki artışın sonucunda bugüne kadar gerçekleşen enflasyon ve faiz artışlarında ivmenin daha da hızlanması olasıdır. Tarihte ve mevcut durumda örnekleri yaşanmış hiper enflasyon durumuna gidiş söz konusudur.

AKP iktidarının yıllardır “enflasyon farkı” adı altında “sabit ücretlileri” yandaş sendikaların işbirlikçiliği ile yoksullaştırdığı bilinmektedir. Yaşanan krizin etkisiyle “daha yüksek” veya “hiper” enflasyon durumunda bu yoksullaştırma eğiliminin hızlanacağı bilinmelidir. Enflasyon farkı almak reel zam almamaktır. Ayrıca enflasyon farkının enflasyon yaşanan dönemde değil sonrasında verildiği görülmelidir. Yani enflasyonu peşin yaşayan emekçiler “farkını” izleyen dönemde geciken bir şekilde almaktadır.

Enflasyonun hızlı bir şekilde yükselmesinin emekçilere olumsuz etkileri sadece reel ücret zammı alamamaları şeklinde olmamaktadır. Bu ana olumsuz etkiye ek olarak, gelirlerinin önemli bir bölümünü kira, gıda ve ulaşım gibi kalemlere harcayan emekçiler daha da yoksullaşmaktadır.

Kamu emekçilerinin yılbaşından bu yana döviz kuru etkisiyle kayıpları Dolar bazında % 18, Euro bazında % 11 olarak gerçekleşmiştir. Emekliler için kayıp Dolar bazında % 37 iken, Euro bazında ise % 32 oranındadır. En büyük kayıp sabit ücretli olan asgari ücretlilerde yaşanmaktadır. Temmuz ayında ortaya çıkan “enflasyon açığı” nedeniyle asgari ücretlilerin kaybı dolar bazında % 42 ve Euro bazında ise % 37’dir.

Emekliler ve asgari ücretlilerdeki yoksullaşma diğer emekçi gruplarına göre daha derindir. Gelir düzeyi düşüklüğü yoksullaşma oranını arttırmaktadır.

Siyasal iktidar halkın tümünü yoksullaştıran, gelir dağılımında adaletsizliği derinleştiren enflasyonu ve faizi arttıran politikalara derhal son vermelidir.

16 yıldır kendi gemilerinde, “gemiciklerinde” sefa sürenlerin şimdi “aynı gemideyiz” demelerinin nedenini biliyoruz. Krizin faturasını emekçilere ödetmek isteyen söylem ve girişimlere emekçilerin karnı toktur.

İktidarın şu an içine girdiği krizi yönetebilmek için daha çok otoriterleşme tutumu krizi derinleştirmekten öte bir sonuç doğurmaz.

Hamasi nutuklara, “savaş” naralarına son verilmeli, ‘döviz krizinin’ olumsuz etkileri nedeniyle ortaya çıkan gelir kayıplarının azaltılması için acil bir eylem programı açıklanmalıdır.

Olası işten atmalara karşı işten çıkarmaların yasaklandığı ilan edilmelidir.

Türkiye’deki ekonomik krizin hukuk ve demokrasi krizinden bağımsız olmadığı görülmelidir. Tek adam rejimi sürekli kriz hali demektir. Cumhuriyet rejimi demokratikleşmediği sürece bir kriz bitse de yeni krizler yaşanacaktır. Kapitalizmin kendisi krizlere gebedir ve nihai krizi çöküştür. Emekçiler çöküşün altında kalmamak için sınıfsal mücadeleyi yükseltecektir.

Bu nedenle KESK olarak aşağıdaki taleplerimizin acilen hayata geçirilmesini talep etmekteyiz.

    İç ve dış politikada çatışma ve savaş söylem/pratiği terk edilmeli ve barış politikası savunulmalıdır. Barışın refah ve huzur getirdiği, savaşın yıkım ve yoksulluk getirdiği görülmelidir. Savaş sadece silah tüccarlarının arzu edebileceği ve tüm halklara zararı olan bir politik tercihtir. Türkiye’nin refahı barıştadır. Krizden çıkış barışın tesisiyle mümkündür.
    Kamu kurumlarında evrensel hukuk hükümleri, anayasa ve yasalarla koruma altında olan haklara yönelik saldırılar derhal durdurulmalıdır. OHAL fırsatçılığıyla hukuksuzca ihraç edilen kamu emekçileri derhal işlerine iade edilmeli, geriye dönük tüm kayıpları karşılanmalıdır.
    Kamu hizmetlerinde, atama ve terfilerde, disiplin hükümlerinin uygulanmasında “olağan hukuka geri dönülmelidir”. OHAL rejimi ihraçları, kayyumları, medya gaspları vb. tüm sonuçları ile ortadan kaldırılmalıdır. Yargı bağımsızlığı ve hukuk devleti ilkesi yeniden tesis edilmelidir.
    2018 ve 2019 Yıllarını Kapsayan 4. Dönem Toplu Sözleşmede, ücret hükümleri önceki enflasyon gerçekleşmesi, yeni enflasyon hedefi ve son döviz krizi nedeniyle geçersizleştiğinden güncel ve reel değerlere göre yeniden düzenlenmelidir. Geriye dönük kayıplar karşılanmalı, enflasyon hedefinin üzerinde gerçekleşen enflasyon verileri dikkate alınmalı, reel kayıplarımız karşılanmalı, büyümeden pay verilmelidir.
    Döviz kuru etkisi nedeniyle benzin ve mazotta ÖTV üzerinden uygulanan “zamların yansıtılmaması” uygulaması özellikle ilaç fiyatlarındaki belirsizliğin gittikçe artan düzeyde halk sağlını tehdit eder düzeye geldiği gözetilerek sağlık gibi alanlarda da uygulanmalıdır.
    Kamu kurum ve kuruluşlarında liyakatsiz, yandaş ve israfa yol açan yönetim anlayışı derhal terk edilmeli ve kanun dışı harcamalar idarecilere rücu edilmelidir.
    Varlık fonu, Kredi Garanti fonu, Savunma Sanayi Fonu gibi kamuoyu denetimi dışına “kaçırılmış” uygulamalar sonlandırılmalı ve derhal kamuoyu denetimine açılarak kamusal hizmet ve üretim amacıyla kullanılmalıdır. Varlık fonu adı altında yapılan harcamalar sorumlulara rücu edilmeli ve geçen süre içerisindeki faaliyet raporu kamuoyuna açıklanmalıdır.
    “Saray” rejimine yönelik devasa bütçe, örtülü ödenek ve kanun dışı mali kaynak kullanımı derhal durdurulmalıdır.
    Kamudaki “taşıt ve bina kiralama” işlemleri azaltılmalı, var olanlar kamuoyu denetimine açılmalıdır.
    İşsizlik sigortası fonu sadece işsizlere verilmelidir. İşsizliğin artışı engellenmelidir.
    Rantçı sermayeyi destekleyen “yatırım ve istihdamı arttırmayan” teşvik sistemi lağvedilmelidir. İstihdam ve üretim artışı sağlayacak adımlar atılmalıdır.
    Vergi sistemindeki adaletsiz bölüşüme son verilmeli ve dolaylı vergilerin payı azaltılmalıdır. Rant, faiz ve sermaye gelirleri vergilendirilmelidir.

Yaşanan krizin faturasının emekçilere, emeklilere ve işsizlere çıkarılmasına izin vermeyeceğiz. Kemer sıkma amacıyla “acı reçete” peşinde olan iktidar cenahını uyarıyoruz. Çözüm ve reçete arayışında iseniz emekçilerin temel taleplerini dikkate alın.

OHAL’i aşan rejiminizle hak arama mücadelemizi engelleyeceğinizi sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Fiili ve meşru mücadele içinden gelen ve aynı anlayışla yoluna devam eden emekçiler faturayı krize yol açanların ödemesi için mücadelesini yükseltmekten geri durmayacaktır.

Tüm emek ve demokrasi güçlerini krizi yaratanların krizin faturasını emekçilere, ezilenlere çıkartma girişimlerine ve saldırılarına karşı hızla harekete geçmeye ve birlikte mücadeleye yürütmeye çağırıyoruz.

SİRKECİ'DE, tarihi Büyük Postane binasının restorasyonunda, restoratör olarak çalışan 23 yaşındaki Dilek Dayar'ın iskeleden düşerek hayatını kaybetmesi protesto edildi. KÜLTÜR…
    Sirkeci Büyük Postane binası restorasyon çalışmasında yüklenicinin güvenlik ihmalleri sebebiyle, genç restoratör Dilek Dayar iskeleden düşerek hayatını kaybetmiştir.…
Page 6 of 32