“Kelebekler”, ya da “Mirabel Kardeşler” olarak da anılan Maria Mirabel, Minerva Mirabel, Patria Mirabel kardeşlerin 1960 yıllarda Dominik Cumhuriyeti’ni yöneten faşist diktatör Trujillo tarafından “terörist” ilan edilerek hedef gösterilmeleri sonrasında tecavüz edilip sopalarla dövülerek öldürülmesinin ardından Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 1999’da Kelebeklerin öldürüldüğü gün olan 25 Kasım'ı “Kadına Yönelik Şiddetin Ortadan Kaldırılması İçin Uluslararası Mücadele Günü” ilan etti. Kadının yüz yıllardır süren var olma mücadelesinde öldürülen kız kardeşlerimizi sevgiyle anıyoruz.
AKP iktidarı döneminde kadına yönelik şiddetin artırması tesadüf değildir!
Ülkemiz de de bu ataerkil, kapitalist ve siyasal İslamcı iktidarın şiddeti olağanlaştıran cinsiyetçi söylem ve politikaları kadına yönelik şiddeti her geçen gün artırmaktadır. Kadın emeğine, bedenine, kimliğine karşı saldırı hiç olmadığı kadar artmıştır.
Her gün kadınlar, genellikle de en yakınındaki erkekler tarafından, öldürülmektedir. Bunun en önemli sebebi ise katillerin cezasız bırakılarak cesaretlendiriliyor olmasıdır. Hemen her kadın cinayetinde duruşmada sanığın, öldürdüğü kadını itibarsızlaştırmaya çalışmak istemesi boşuna değildir. Çünkü bunun yargıda bir karşılığının olduğunu ve lehe sonuç verdiğini çok iyi bilinmektedirler. Öldürülen kadınların itibarına saldırmanın en etkili işe yarar savunma yöntemi olması yargının da suça ortak olduğunu göstermektedir.
Korona döneminde ev de iş yerinde yaşamın her alanında şiddetin dozu bir kat daha arttı.
Covid-19 Salgınının, ölümcül sonuçları artarak devam ederken, tüm dünyada kadınlar bu süreçte daha çok şiddete maruz kalmakta, kadına yönelik psikolojik, cinsel, fiziksel şiddet ile çocuk istismarı artmaktadır.
Salgın sürecinde “evde olmak” bir sağlık tedbirinin zorunlu hali iken kadınlar kendilerine şiddet uygulayan erkeklerle bir arada yaşamaya zorlanmakta, bu “evlerde” daha çok şiddete maruz kalmaktadırlar. Ayrıca, şiddete tanıklık eden çocuklar da sürekli bir travma yaşamakta veya cinsel, fiziksel istismara uğramaktadırlar.
“Evde” karantina ve izolasyon koşullarında yaşayan kadınların ve çocukların bu süreçte nasıl etkilendiğine yönelik yapılan araştırmalar psikolojik şiddetin, ekonomik şiddetin, dijital şiddetin, fiziksel şiddetin ve cinsel şiddetin arttığını göstermektedir.
Kadınlar tarih boyunca tüm hakları için ettiği mücadeleyi, şiddete karşı da sürdürmekte kararlı
Devlet destekli erkek şiddeti ile mücadelenin simgesi olan 25 Kasımda her yıl olduğu gibi bu yılda haykırıyoruz. Kadın hak ve özgürlüğüne dair bugün ne varsa tümü bu mücadelenin sonucudur. Kadınlar bugün de bu kararlı mücadeleyi sürdürmektedir. Kadınlar üzerinde kurduğu sistematik tahakkümü kırmanın tek yolu yine sürekli ve örgütlü kadın mücadelesini yükseltmekten geçmektedir.
İstanbul sözleşmesi uygulansın!
İstanbul sözleşmesi bu topraklarda yine bu toprakların kadınlarının mücadelesi sonucu edinilmiş bir kazanımdır. Kadınlar uzun mücadeleler sonucunda elde ettiği kazanımlarından da öyle kolaylıkla vazgeçmeyeceklerdir.
İstanbul sözleşmesinden çekilmek, kadın cinayetlerinin, kadın ve çocuk istismarlarının, şiddetin tacizin tecavüzün çocuk yaşta evlendirmelerin artması anlamına gelecektir. Bu geri adımın atılması sonrasında, gelecekte kadına yönelik işlenen suçlarda, mevcut yaslarında uygulanmaması suretiyle hak gasplarının daha da artacağı maalesef gerçektir. Bunun bir adım sonrası boşanma hakkının engellenmesi, çocuğu tecavüzcüsüyle evlendirilmesinin meşrulaşması, nafaka hakkının kaldırılması şeklinde devam eder. Ve bu ülkenin kadınlarının bunu istemediği de açıktır
BİZ KÜLTÜR SANAT-SEN’li kadınlar olarak yine bu 25 Kasımda şiddete karşı mücadelemize devam ediyoruz. Kadına yönelik şiddetin toplumsal bir sorun olmasından hareketle iktidarın bu soruna kalıcı çözümler getirmesini ve bunun ilk koşulu olan İstanbul sözleşmesinin tam anlamıyla uygulanmasını istiyoruz.
Hayatlarımızdan ve haklarımızdan vazgeçmeyeceğiz!
KÜLTÜR SANAT-SEN /KESK





