sultan
GENÇLERİMİZİ SADECE 19 MAYIS'DA HATIRLAMAK İSTEMİYORUZ
19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nı kutlarız
İşgal altındaki yurdumuzda, emperyalizme karşı kurtuluş savaşımızın başlangıcının yıl dönümündeyiz.
Bugün ülkemiz yine emperyalist saldırı altında. Adeta bir kaos ortamı var. Bir parmak hareketiyle hükümetler devriliyor. Parlamenter sistem ağır bir darbe tehdidini yaşıyor. Tek bir kişinin talebiyle Türkiye’de rejim değiştirilmek isteniyor.
Her gün ölüm haberleriyle sarsılıyoruz. Her gün ocaklara ateş düşüyor. Canımız çok yanıyor.
Yoksulluk, eşitsizlik alabildiğine. Çocukları yurt dışında okuyanlar bizim gençlerimizi imam hatip okullarına, çocukları gemi sahibi olanlar bizim gençlerimizi işsizliğe, yoksulluğa, iş cinayetlerinde ölüme mahkûm ediyorlar. Kendileri alabildiğine ve özgürlük sınırlarını da aşarak konuşanlar gençlerimizi en barışçıl sözlerinden suçluyor, yargılıyor, mahkûm ediyorlar.
Gençlerimizin fiziksel, ruhsal, sosyal sağlığını koruyabilmesi, geliştirebilmesi için gerekli ifade özgürlüğü ortamı, hukuk düzeni, sağlıklı çevre, toplumcu belediyecilik, nitelikli sağlık hizmeti bize çok uzak.
19 Mayıs, aynı zamanda gençlik ve spor bayramı olarak kutlanıyor olsa da yıllardır gençlerimiz evde, okulda, üniversitede, iş yerlerinde her türlü baskıcı uygulamalarla karşı karşıya kalmakta, iktidarın milliyetçi-şoven politikalarına yedeklenmeye çalışılmaktadır.
Gençlik, okuldan çalışma yaşamına kadar bugün birçok sorunla karşı karşıyadır. Kültür ve Sanatta yaşanan ticarileşme ve özelleştirme politikaları nedeniyle milyonlarca çocuk ve gencimiz hızla eğitim sisteminin dışına doğru itilirken, her yıl yüz binlerce gencimiz çalışma yaşamında işsizlik, güvencesizlik, taşeron çalışma gibi ağır sömürü koşullarıyla karşı karşıya bırakılmakta, iş cinayetlerine kurban gitmektedir.
Arzumuz, gençlerimizin laik, eşit, özgür, demokratik, barış içinde bir Türkiye’de geleceklerini diledikleri gibi kurmaları ve sağlıkla güzel, uzun bir yaşam sürdürmeleridir.
Başta gençlerimiz olmak üzere, tüm yurttaşlarımızın 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nı kutlarız.
28-29 MAYIS’TA BÖLGE MİTİNGLERİMİZDEYİZ!
Çocuklarının ve ülkenin geleceğinden endişe eden herkesi, 28-29 Mayıs’ta Ankara, İstanbul, İzmir, Adana, Diyarbakır, Antalya, Samsun ve Van’da yapacağımız bölge mitinglerine katılmaya, ülkemizin ve çocuklarımızın geleceğine hep birlikte sahip çıkmaya çağırıyoruz.
İSTİSMARI EVLİLİK KURUMU ALTINDA AKLADIĞINIZ RAPORU KABUL ETMİYORUZ!
14 Ocak’ta kurulan ’’Aile Bütünlüğünü Olumsuz Etkileyen Unsurlar ile Boşanma Olaylarının Araştırılması ve Aile Kurumunun Güçlendirilmesi İçin Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi İçin Meclis Araştırması Komisyonu’’nun kuruluş amacından kullandığı usullere göre kadınları ve çocukları yok saydığını, haklarını gasp ettiğini bir kez daha görmekteyiz.
Komisyon’un hazırladığı rapora göre, çocukların cinsel istismarının “rızaya” dayalı olabileceğini ama yine de suç olarak kalması gerektiğini söyledikten sonra çocuk istismarcısının tecavüz ettiği çocukla 5 yıl boyunca “sorunsuz” ve “başarılı” bir evlilik sürdürmesi halinde denetimli serbestlikten yararlanmasını öneriyor. İstismarı gerçekleştiren de 15 yaşın altında olursa istismar suç olmaktan çıkarılıyor. Bu, ailelerin 15 yaş altı çocuklarını fiilen evlendirmelerinin yolunu açıyor.
Yine raporda; çocuk evliliğinin teşviki, hadım uygulaması, hem şiddet başvurularında hem de boşanma davalarında arabuluculuk ve uzlaşma uygulanması, şiddete maruz kalan kadınların mesai saatlerinde karakollara başvurmasının önünün kesilmesi, şiddete karşı koruma kararları için delil veya belge aranması, tedbir süresinin kısaltılması, aile hukukuyla ilgili tüm duruşmaların gizli yapılması, boşanmanın zorlaştırılması, kadının nafaka hakkının süreye bağlanması, mal paylaşımında dava açma süresinin kısaltılması, eşin ölümünde kadının mal rejiminden kaynaklı %50 payının verilmek istenmemesi, aileye yönelik psikolojik rehberlik ve danışmanlık hizmetinin dini temele oturtulmak istenmesi yer alıyor.
AKP iktidarı boyunca kadın yaşam alanları her geçen gün daralmaya devam etmiş, güvenli yaşam hakkı elinden alınmıştır. Kadın cinayetlerinin normalleştirilmeye çalışıldığı süreçlerden geçiyoruz. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı’nın bir kereden bir şey olmaz söylemi, Diyanet’in ensestin ve cinsel istismar vakalarının üstünü örtmek için verdiği vaazları unutmamışken, şimdi de kurulan bu komisyon ve istismarda bulundukları çocukla evlendikleri takdirde ceza almamalarını sağlayacak rapor tam da bu zihniyetin göstergesidir. 479 sayfalık rapor, kadınların ve çocukların haklarını koruyan az sayıdaki kanunu da kadınların ve çocukların aleyhine sonuçlar yaratacak biçimde değiştirmeyi öneriyor.
Kadın cinayetleri ve çocuk istismarı ile her geçen gün artan taciz ve tecavüzü görmezden gelen bu zihniyet şimdi de çocukların tecavüzcüleriyle evlendirilmesi halinde suçu ve suçluyu görmezden gelmemizi bekliyor.
2016 yılının ilk dört ayında 115 kadın cinayeti yaşanmış, 2002 yılından bugüne kadar çocuk istismarında %434’lük artış yaşanmış, cinsel tacizde ise %439’luk bir artış yaşanmıştır. Tüm bu gerçekler, mücadelenin nasıl hayati bir önemi olduğunu bir kez daha biz kadınlara gösteriyor.
Bizler KESK olarak, yürüttüğümüz kadın özgürlük mücadelesi ile kadına yönelik şiddet, taciz, tecavüz ve çocuk istismarı vakalarının üstünün kapatılmasına ve normalleştirilmesine karşı sesimizi yükseltmeye devam edeceğiz. İktidar tarafından yaşam hakkı elinden alınan kadınlar ve çocuklar için mücadelemizi yükselteceğiz.
KESK Kadın Sekreteri Gülistan Atasoy
SOMADA KAYBETTİĞİMİZ MADENCİLERİ SAYGI İLE ANIYORUZ
Konfederasyonumuz, DİSK, TMMOB ve TTB öncülüğünde Soma katliamının yıl dönümünde yaşamını yitiren 301 madenci birçok ilde yürüyüşler ve basın açıklamalarıyla anıldı. On binler: “Ne unuturuz ne de affederiz” dedi. İllerdeki açıklama ve yürüyüşlere birçok siyasi parti ve demokratik kitle örgütü de destek verdi, yürüyüşlerde madenci baretleri takıldı.
Ankara’da Yüksel Caddesi’nden Madenci Anıtı’na yürüyüş gerçekleştirdi. “Somayı unutmadık unutturmayacağız” pankartının açıldığı yürüyüşte, “İşçilerin katili taşeron sistemi”, “Kaza değil cinayet”, “Kader değil katliam” dövizleri taşınarak, “Katliamların hesabını emekçiler soracak”, “Katiller susacak halk konuşacak” sloganları atıldı. Ankara’daki yürüyüşün sonunda madenci heykelinin önüne karanfil bırakıldı. Saygı duruşu ardından basın açıklaması yapılarak AKP iktidarının Soma katliamına rağmen inatla yeni facialara zemin hazırladığı, sermayenin ihtiyaçlarına göre davrandığı belirtildi. AKP tarafından TBMM’den geçirilen, kölelik yasası olarak adlandırdığımız Özel İstihdam Yasası ile emekçilere bir darbe daha vurulduğu belirtilen konuşmalarda kuralsız ve esnek çalışmanın yaygınlaştırılarak, iş güvencesinin tamamen ortadan kalkacağı, sömürünün derinleşeceği ifade edildi.
İllerde okunan ortak basın açıklaması metni için aşağıdadır:
SOMA’YI UNUTMADIK, UNUTTURMAYACAĞIZ
Bugün, Soma’da 13 Mayıs 2014’te meydana gelen ve 301’i canımızı yitirdiğimiz yüzyılın en büyük iş faciasının ikinci yıldönümü. 301 canımızın acısı hala yüreğimizde.
13 Mayıs’ta Soma’da yaşamını yitiren tüm maden emekçilerini saygıyla anıyor, yakınlarına ve tüm maden emekçilerine bir kez daha başsağlığı diliyoruz.
Bugün, bu acıyı unutturmamak için, böyle acıların bir kez daha yaşanmaması için alanlardayız.
Ülkemizde Soma gibi bir facia yaşandıktan sonra dahi her ay onlarca emekçi iş cinayetlerinde yaşamını yitirmeye devam etmektedir. Hükumet ve ilgili kamu kurumları tarafından faciadan sonra alınan ders nedir diye bakıldığında, sermayenin ihtiyaçlarını karşılamak ve yeni katliamlara zemin hazırlamak dışında bir şey görülmemektedir. Bu acı gerçek, ülkemizde emeği ile geçinen milyonlarca işçiye ölümden, sakatlanmaktan ve sömürülmekten başka bir şeyin reva görülmediğini ortaya koymaktadır.
İş cinayetlerinin başlıca nedeni; ülkemizde uygulanmakta olan neo-liberal ekonomi politikaları sonucunda iş güvencesinin azalması, esnek çalışma biçimlerinin artması, çalışma koşullarının ağırlaşması; özelleştirme, sendikasızlaştırma ve taşeronlaşmanın yaygınlaşmasıdır.
Son olarak AKP tarafından TBMM’den geçirilen, Kölelik Yasası olarak adlandırdığımız Özel İstihdam Büroları Yasası ile emekçilere bir darbe daha vurulmuştur. Bu düzenleme ile; güvencesiz, kuralsız ve esnek çalışma yaygınlaşacak, iş güvencesi tamamen ortadan kalkacak, emekçiler açlık sınırının altında ücretlerle çalışmaya mahkum edilecek, örgütsüz çalışma yaygınlaşacaktır. İşçi sağlığı ve iş güvenliği açısından en riskli işçiler yine kiralık işçi statüsünde çalışan emekçiler olacaktır. Ayrıca bu yasadan en olumsuz etkilenecek olanlar kadın işçiler olacak ve kadın işçiler üzerindeki sömürü derinleşecektir.
İşçi sağlığı ve iş güvenliği alanında, işçiyi her türlü korumadan uzak bırakan, mühendis ve hekimi iş kazaları tazminatlarından sorumlu tutan, işvereni ve iş yaşamını denetlemekten sorumlu olan devleti ise her türlü sorumluluktan arındıran bir politika ile karşı karşıyayız. En son Cumhurbaşkanının 8. İş Sağlığı ve Güvenliği Konferansı’nda “İşçilerin ‘bana bir şey olmaz’ anlayışıyla hareket ettikleri için iş güvenliği ihlalleri yaptığı ve canından olduğu” söylemi bunun en net yansımasıdır.
Türkiye’de özellikle AKP iktidarı döneminde üretim; teknik bilgi ve alt yapı olarak yetersiz, deneyimi ve deneyimli uzmanı bulunmayan kişi ve şirketlere bırakılmıştır. Kamusal denetimin de yeterli ve etkin bir biçimde yapılamaması iş cinayetlerinin Soma’da olduğu gibi katliama dönüşmesine neden olmuştur. AKP’nin iktidara geldiği Kasım 2002’den beri iş cinayetlerinde 17 binin üzerinde emekçi yaşamını yitirmiştir.
Ne yazık ki Soma gibi büyük bir facianın ardından yürütülen, gerçek sorumluların yargılanmadığı, sorumluların görünen bir kısmının yargı önüne çıkartıldığı dava da kamuoyunu tatmin etmekten uzaktır.
Soma’da yaşanan acı gerçeğin nedenleri ortadadır. Bu nedenler ile hesaplaşılmadığı sürece fabrikalarda, madenlerde, inşaatlarda ve tüm çalışma alanlarında bizleri bekleyen yeni Soma’ların yaşanması kaçınılmazdır.
Bizler,
Göz göre göre ölümle karşılaşmanın ne kader ne de fıtrat olmadığını çok iyi biliyoruz.
Her anı ölüm, sakatlanma ve meslek hastalıklarına yakalanma riski taşıyan çalışma koşullarının ortadan kaldırılmasının zor olmadığını çok iyi biliyoruz.
Dünya, bunun bilimsel, teknolojik, yasal, demokratik koşullarını çoktan sağlamışken, tüm dünyadan ileri olduğunu iddia eden AKP’nin bizi ölüme mahkum etmesini kabul etmiyoruz.
Biz yaşamını alın teriyle kuran emekçiler, güvenceli koşullarda çalışmak ve emeğimizin karşılığını almak istiyoruz.
Güvencesiz, sendikasız ve kayıt dışı çalıştırılmak istemiyoruz.
İşçi sağlığı ve iş güvenliği kavramlarıyla temelden çelişen ve özellikle kamuya ekonomik anlamda da yük olan, işçileri köleleştiren taşeron ve rödovans sistemlerine son verilmesini istiyoruz.
İşçi sağlığı ve iş güvenliği sorunları piyasacı yaklaşımlarla çözülemez. Sendikaların, meslek odalarının, üniversitelerin karar süreçlerinde ve yönetiminde yer aldığı, idari ve mali yönden bağımsız, demokratik bir işleyişe sahip Ulusal İşçi Sağlığı Güvenliği Kurumu bir önce oluşturulması gerektiğini bir kez daha yineliyoruz.
Soma’da yaşanan iş cinayetini doğuran nedenler ve bu cinayetin sorumluları ile hesaplaşmadan sağlıklı ve güvenli çalışmanın mümkün olmadığının altını bir kez daha çiziyoruz.
SOMA’YI UNUTMADIK, UNUTMAYACAĞIZ, UNUTTURMAYACAĞIZ…
DİSK-KESK-TMMOB-TTB
28-29 MAYIS’TA BÖLGE MİTİNGLERİMİZİN AFİŞLERİ
Çocuklarının ve ülkenin geleceğinden endişe eden herkesi, 28-29 Mayıs’ta Ankara, İstanbul, İzmir, Adana, Diyarbakır, Antalya, Samsun ve Van’da yapacağımız bölge mitinglerine katılmaya, ülkemizin ve çocuklarımızın geleceğine hep birlikte sahip çıkmaya çağırıyoruz.
28-29 MAYIS’TA BÖLGE MİTİNGLERİMİZİN AFİŞLERİ
Çocuklarının ve ülkenin geleceğinden endişe eden herkesi, 28-29 Mayıs’ta Ankara, İstanbul, İzmir, Adana, Diyarbakır, Antalya, Samsun ve Van’da yapacağımız bölge mitinglerine katılmaya, ülkemizin ve çocuklarımızın geleceğine hep birlikte sahip çıkmaya çağırıyoruz.





