sultan

sultan

AKP iktidarının baskıcı otoriter bir yönetim anlayışı ile emek örgütleri üzerinde sürdürdüğü operasyonlar sürüyor. Son olarak bugün Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği’ne (TMMOB) bağlı Mimarlar Odası’nın Yıldız Sarayı’nda bulunan binası için hukuksuz bir şekilde boşaltma kararı alınmıştır. Karara karşı çıkan aralarında Mimarlar Odası Başkanı Eyüp Muhcu, Mimarlar Odası İstanbul Şube Başkanı Sami Yılmaztürk, İstanbul şube yöneticisi Mimar Mücella Yapıcı ile Avukat Can Atalay’ın da bulunduğu 15 kişi gözaltına alınmıştır.

 

Derelerimize, ormanlarımıza, kentlerimize, köylerimize sahip çıkarak, doğanın ve insanın sömürülmesine karşı mücadele eden TMMOB ve Mimarlar Odası, kirli rant politikalarından beslenenlerin her zaman hedefinde olmuştur. Bugün yaşanan saldırı ise TMMOB’u, karalama kampanyalarıyla, torba yasalarla teslim alamayanların yeni arayışlar içine girdiğini göstermektedir.

 

Tam da Gezi Direnişinin 3. Yıldönümünde gerçekleştirilen bu saldırı elbette ki tesadüf değildir. Üç yıl önce Gezi Parkı’nın talan edilmesine karşı çıkanlar şahsında eşitliğe, özgürlüğe, demokrasiye ısrarla sahip çıkanlara göz dağı verilmek istenmektedir.

 

KÜLTÜR SANAT-SEN olarak, her tür zorbalığa karşı emeğin, özgürlüğün, kardeşliğin hakim olduğu yeni bir Türkiye mücadelesinde yan yana olmaktan onur duyduğumuz TMMOB’a karşı izlenen intikamcı politikaları kınıyor, göz altına alınanların derhal serbest bırakılmasını istiyoruz.

 

YÖNETİM KURULU

Wednesday, 01 June 2016 07:34

BU DAHA BAŞLANGIÇ MÜCADELEYE DEVAM!

İstanbul’un son yeşil alanlarından birisi olan Taksim Gezi Parkının daha fazla rant için betonlaştırılmasına, tek tip yaşam dayatılmasına itirazla başlayıp,  eşit, özgür ve demokratik bir ülke talebi ile tüm ülkeyi saran Gezi Direnişinin üzerinden tam üç yıl geçti! Bu vesileyle bizlere onurlu bir gelecek için canlarını ortaya koyan ve açıkça hedef gözetilerek katledilen gençlerimizi bir kez daha saygıyla anıyor, hala yargı önüne çıkarılmayan, AKP tarafından korunan katillerin peşini asla bırakmayacağımızı ifade ediyoruz.

Gezi direnişinde milyonlar her türlü baskıya rağmen kararlılıkla taleplerini savundu, teslim olmadı, olmuyor, olmayacak.

Gezi direnişi, AKP’nin sömürü, zorba ve gerici düzeninde sesi ve nefesi zorla kesilen halkın aldığı nefes, haykırdığı sesti. Kadınlara, gençlere ve toplumun tüm ilerici-özgürlükçü değerlerine yönelik gelişen saldırılara karşı özgür bir ülke ve hayat kurma mücadelesiydi.

Bugün o ağaçların yeşeren dalları gibi eşitlik, özgürlük ve demokrasi talebi tüm ülkeyi her zamankinden daha fazla sarmış durumda.

Gezi Parkı’nda yağmaya, talana karşı başlayan nöbet AKP’nin baskı ve zulmüne karşı birleşen milyonların mücadelesinde sürmeye devam etmektedir. Gezi direnişinin taleplerini daha yakıcı halde güncelliğini koruyor.

Çünkü AKP; en ufak itiraza karşı polisiyle yaşam alanlarımıza hala gaz bombaları yağdırıyor, silah kullanıyor. Aylara vara sokağa çıkma yasakları uyguluyor, şehirleri adeta haritadan siliyor. Halkın can güvenliği, bizzat kendilerini korumakla görevlendirilenler tarafından tehdit ediliyor. Düşman olarak görülen toplumsal muhalefet toplu gözaltı ve tutuklamalar, faili meçhuller ve her tür faşizan baskı ile teslim alınmak, ortadan kaldırılmak isteniyor. Diz çökmemizi, baş eğmemizi istiyorlar.

Polis devletini kurumsallaştırmak, hukuk dışılıklara kılıf uydurmak, yargılanmaktan kurtulmak için habire yasalar hazırlıyorlar, saraylar kuruyorlar. Yandaş medya özel savaş lobisi olarak çalışıyor, toplumsal muhalefeti etkisizleştirmek için her tür yalanı ve dezenformasyonu yapıyor.

Ancak güçlü bir akıntıya kürek çekmenin nafile olduğunu, baskı ve zor karşısında halkın er ya da geç ayağa kalkacağını ve ok yaydan çıktıktan sonra da durdurulamayacağını Gezi direnişi bir kez daha hatırlattı!

Polis şiddetine, göz altılara, tutuklamalara, her türlü baskıya, karalamaya, hukuku askıya alan uygulamalara, yalan ve dolana karşı haklı, meşru ve kararlı mücadelemiz bu faşizan düzen değişinceye kadar sürecektir.

Ethem, Ali İsmail, Mehmet Ayvalıtaş, Medeni, Hasan Ferit, Ahmet, Abdullah, Mehmet İstif, Fadime Ana, Berkin Elvan, Uğur Kurt, Ayhan Yılmaz, Soma’da kaybettiğimiz emekçiler, Roboskiler, Cizre’de apartman dairesinde yakılanlar ve kıydıkları daha binlerce canlar için yargılanmaktan kurtulamayacaklar.

İşyerlerinde ve alanlarda eşit, özgür ve demokratik bir ülke mücadelesini yıllardır sürdüren kamu emekçileri tüm Gezi dinamikleriyle birlikte mücadeleyi büyütecek, karanlığa teslim olmayacak, ellerimizden aldıklarının, bizlerden çaldıklarının hesabını soracaktır.

KÜLTÜR SANAT-SEN olarak; eşit, özgür ve demokratik bir gelecek mücadelesinde kamu emekçilerini, işçileri, gençleri, kadınları ve tüm halkımızı direnişin parçası olmaya ve mücadeleyi büyütmeye çağırıyoruz.

YÖNETİM KURULU 

Değerli Kamu Emekçileri,

Değerli mücadele arkadaşlarım,

Sizleri Kültür Sanat ve Turizm Emekçileri Sendikası – Kültür Sanat Sen adına saygıyla selamlıyorum.

Toplumsal yaşamın bütün alanlarında eğitimden sağlığa, bilimden kültür ve sanata kadar geniş bir alanda yaşanan saldırılara, iş güvencemizi kaldırma girişimlerine, baskı ve sürgün ve soruşturmalara karşı yine alanlardayız.

Laik eğitim ve laik yaşam mücadelesi başta olmak üzere, iş güvencemize ve geleceğimize sahip çıkmak, tüm işkollarında yaşanan baskı, sürgün ve soruşturmalara boyun eğmeyeceğimizi göstermek için yine bir aradayız.

Bugün iktidarın baskıcı, otoriter, tekçi ve asimilasyoncu politikalarına karşı çıkan, çocuklarının ve ülkenin geleceğinden edişe eden milyonların gözü, kulağı ve kalbi bizlerledir.

Bugün çeşitli nedenlerle aramızda olamayan, yıllarca yok sayılan, en temel talepleri ve hakları görmezden gelinen, fabrikalarda, madenlerde, tarlalarda, okullarda, hastanelerde, kültür ve sanatta, kısacası yaşamın bütün alanlarında emek, hak ve onur mücadelesi veren ve kalpleri her zaman eşit, özgür ve demokratik bir Türkiye için atan milyonlara hep birlikte selamlarımızı gönderiyoruz.

Yıllardır başta eğitim olmak üzere, toplumsal yaşam alanlarımızın aşağıdan yukarıya iktidarın siyasal-ideolojik hedefleri doğrultusunda biçimlendirenler, kültür ve sanat alanlarını da kendi çıkarları doğrultusunda düzenlemeyi sürdürüyorlar.

Geçtiğimiz yıl içinde kültür ve sanat alanında ciddi bir özgürlük daralması yaşanmış, kültür, sanat ve turizm kurumlarına yönelik siyasal müdahaleler, kadrolaşma ve sürgün uygulamaları bütün alanları kuşatmıştır.

Türkiye’deki bütün kurumlar, iktidarın ırkçı, mezhepçi, ayrımcı ve otoriter uygulamaları nedeniyle gerçek işlevlerinden hızla uzaklaştırılmıştır. İktidarın toplumsal yaşamın bütün alanlarında uyguladığı baskı, şiddet ve dayatmacı uygulamalar, laik eğitime, eşit, özgür ve demokratik yaşama karşı açık bir meydan okumanın yaşandığını göstermektedir.

Türkiye’nin egemen güçleri, siyasi iktidar öncülüğünde işçilerin, emekçilerin kanı ve canı üzerinden, emek sömürüsü üzerinden işlettikleri acımasız zulüm çarkını, yıllardır inşa ettikleri sahte inanç sistemi ile güçlendirerek bizleri havasız ve sanatsız bırakmak istemektedir.

Değerli dostlar,

Değişik din, mezhep, inanç ve dünya görüşünden insanların gerçek anlamda “eşit yurttaş” olarak kabul edilmesi, devletin bütün inançlara eşit mesafede ve tarafsız olmasına, günlük yaşamın her alanında okulda, işyerinde, üniversitede, sokakta, sahnede, nerede olursa olsun farklı inanç ve siyasal görüşleri arasında ayırım yapılmamasına bağlıdır.

Laiklik, bir ülkede din ve devlet alanlarının tümüyle birbirinden ayrılması, din ve vicdan özgürlüğünün inanan ve inanmayan herkes için eşit koşullarda geçerli olması demektir. Dolayısıyla laik eğitimi ve laik yaşamı savunan bizler devletin bütün dinler ve inançlar karşısında tarafsız olmasını, bütün yurttaşlara eşit mesafede durmasını istiyor ve savunuyoruz.

Laik yaşam mücadelesinde bilimsel, çağdaş eğitim, ifade özgürlüğü ve sanatı yayma hakkını koruyacak ve mücadele edeceğiz.

Baskıcı, totaliter rejimlerin en büyük silahıdır sansür…

Sansür; iktidarlarını devam ettirmenin halk kitlelerinin sürüleşmesinin beyin yıkama aracıdır.

Sansür; sadece sanat değil eğitim, basın, yayın, iletişim, alanlarını abluka altına alıp soyut demokrasi propagandası yapmaktır.

Toplumların belleğini silmek ve ergin istediği düşünceyi ve yaşam tarzını yerleştirme çabasıdır!

Bilgilendirmeme, gerçeği karartma, cahil bırakma aracıdır sansür.

Direnç gösterilememe, isyan etmeme kısacası uyuşturucudur!

Laik eğitim, Laik yaşam, özgür sanat, toplumun eğitimli ve okuyan kitleler olmasından geçer,

Değerli arkadaşlar;

Ülkemizde kütüphanelerin durumu içler acısıdır. Okuma alışkanlığı yerine tek tipçi, ezbere dayanan eğitim sayesinde Dünya’da 86. sıralara gerilemiştir. İnsanımız günde 1 dakikasını kitap okumaya ayıramamaktadır. Avrupa’da %21 olan kitap okuma oranı Türkiye’de sadece binde birdir nasıl demokratik çağdaş özgür bir toplum olunabilir.

 

 

Değerli dostlar,

Siyasi iktidar bir taraftan laik yaşam karşıtı uygulamalara imza atarken, diğer taraftan geçmişte kazanılmış olan haklarımızı gözünü dikmiş, zaten sınırlı olan iş güvencemizi tamamen ortadan kaldırmak için harekete geçmiştir.

Tasfiye edilmek istenen sadece kamu emekçileri değil, tüm topluma eşit ve nitelikli olarak sunulması gereken kamu hizmetlerinin bizzat kendisidir. Tüm kamu hizmetleri gibi kültür, sanat ve turizm kurumları da piyasalaştırılarak tasfiye edilmek istenmektedir. Sorun sadece bizlerin değil, tüm halkın sorunu olarak görülmek zorundadır.

Son yıllarda mücadeleci kimlikleriyle bilinen sendikalarımıza yönelik baskı ve yıldırma girişimlerinin son dönemde soruşturma ve sürgün kararlarıyla daha da artmış olması tesadüf değildir. İktidarın politikalarına itiraz eden herkesin hedef haline getirildiği bu dönemde ülke çapında başlatılan “cadı avı”na karşı ortak tutum alınması önemlidir.

Değerli arkadaşlar;

Ülkemizde kütüphanelerin durumu içler acısıdır. Okuma alışkanlığı yerine tek tipçi, ezbere dayanan eğitim sayesinde Dünya’da 86. sıralara gerilemiştir. İnsanımız günde 1 dakikasını kitap okumaya ayıramamaktadır. Avrupa’da %21 olan kitap okuma oranı Türkiye’de sadece binde birdir nasıl demokratik çağdaş özgür bir toplum olunabilir.

Bizler, ne iktidarın “muhafazakâr sanat” adı altında hayata geçirmeye çalıştığı ayrımcı politikalara, ne de oluşturmak istedikleri baskıcı-otoriter düzene teslim olacağız!

Hasan Hüseyin Korkmazgil’in dediği gibi!

Ekilir ekin geliriz ezilir un geliriz.

Bir gider bin geliriz.

Beni vurmak kurtuluş mu?

 

İktidarın kendi çıkarları için sürdürdüğü inanç istismarına yönelik tüm girişimlerini boşa çıkarmak, gerçek anlamda laik ve demokratik bir ülkede barış içinde bir arada yaşamak için herkesi ortak taleplerimiz etrafında mücadeleyi yükselteceğimize olan inancımla hepinizi saygıyla selamlıyorum.

28 MAYIS 2016, CUMARTESİ
1- ANKARA
Toplanma: 12.00 Kurtuluş Parkı, Miting: 13.00 “Kolej Meydanı”
2- İSTANBUL
Toplanma: 14.00 Bakırköy Hava İş Binası önü, Miting: 15.00 “Bakırköy Özgürlük Meydanı”
3- ADANA
Toplanma: 16.00’da Mimar Sinan Kültür Merkezi, Miting: “Uğur Mumcu Meydanı”
4- SAMSUN
Miting: 12.30 “Cumhuriyet Meydanı”
5- İZMİR
Toplanma: 15.00’da Cumhuriyet Meydanı, Miting: “Gündoğdu Meydanı”

29 MAYIS 2016, PAZAR
1- ANTALYA
Toplanma: 13.00’da Aydın Kanza Parkı, Miting: “Cumhuriyet Meydanı”
2- TRABZON
Toplanma: 13.00’da Eski Tedaş önü, Miting: “Atatürk Alanı Meydan”
3- VAN
Miting: 13.00’da “Kültür Kavşağı”
4- DİYARBAKIR
Miting: 15.00 “İstasyon Meydanı”

Bugün (25 Mayıs) saat 11.00’da Konfederasyonumuz Merkezinde, 7 Şubat – 7 Mayıs 2016 dönemi, 3 aylık Hak İhlalleri Raporumuzu konfederasyonumuz ve sendikalarımızın MYK üyelerinin katılımıyla kamuoyuyla paylaştık. Basın açıklamasını Hukuk, TİS ve Uluslararası İlişkiler Sekreterimiz Fatma Çetintaş okudu.

Hukuk, Tis ve Uluslararası İlişkiler Sekreterimizin son yıllarda sendikal hak ve özgürlükler alanında yaşanan hak ihlallerindeki artışa dikkat çektiği konuşmasında Çetintaş, “7 Şubat – 7 Mayıs 2016 tarihleri arasında 16 bin 475’i 29 Aralık grevimize yönelik olmak üzere 16  bin 646 arkadaşımız hakkında adli-idari soruşturmalar açılmış, bazı arkadaşlarımıza uyarı ya da kınama cezaları verilmiştir. 82 KESK’li sürgün edilmiş, 50 arkadaşımız ise işten atılmıştır. Yasalara ve anayasaya aykırı olarak sendikalarımızın üyelerinin iş güvenceleri ortadan kaldırılmak istenmektedir.” ifadelerini kullanarak 17 Şubat 2016 tarihinde yayımlanan Başbakanlık genelgesi ile kamuda cadı avı başlatıldığına dikkat çekti. 

28-29 Mayıs tarihlerinde “Laik Eğitim ve Laik Yaşam! İş Güvencemizden Vazgeçmeyeceğiz! Baskı, Sürgün ve İşten Atmalara Karşı Alanlardayız!” şiarıyla 9 bölgede gerçekleştireceğimiz mitinge tüm emekçileri ve vatandaşlarımızı davet ediyoruz” sözleriyle konuşmasını sonlandıran Hukuk TİS Sekreterimiz: “KESK, bağlı sendikaları ve yüzbinlerce üyesi olarak ne geçmişte ne de bugün karanlığa teslim olmadık, olmayacağız. Fiili, meşru ve hukuki mücadelemizi her ne pahasına olursa olsun yükseltecek,  tüm ezilenler ve ötekileştirilenlerle birlikte büyük bir dayanışma ağını kuracak, baskıları göğüsleyecek ve püskürteceğiz.” dedİ.

Hak ihlalleri raporu ve ilgili eki linktedir

http://www.kesk.org.tr/2016/05/25/7-subat-7-mayis-hak-ihlalleri-raporumuzu-acikladik/

 

 

 

Thursday, 26 May 2016 08:21

CABLE VE TARTUS KATLİAMINI KINIYORUZ !

Kısa süre önce de Suriye’de çoğunlukta Aleviler’in yaşadığı El-Zara köyünde yapılan katliamın acıları daha dinmemiş iken bu kez yine Alevilerin yaşadığı Lazkiye vilayetinin Cable ve Tartus kentlerinde 23 Mayıs 2016 tarihinde gerçekleştirilen 9 bombalı saldırıda 100’den fazla sivil hayatını kaybetti.

Tamamen sivillerin bulunduğu yerlere yönelik bu insanlık dışı, vahşi saldırıları ve katliamı nefretle kınıyoruz.

Ortadoğu coğrafyasını mezhepçilik ve tek tip düşünce üzerinden kan gölüne çevirenleri başta 10 Ekim olmak üzere ülkemizde de gerçekleştirilen katliamlardan iyi tanıyoruz.

Vahşet örgütleri ile karanlık ilişkiler içinde ve gönül bağı olanların saldırıları “kale yıkılıyor” başlıklarıyla, adeta sevinç gösterileri içinde kamuoyuna yansıtması insanlıktan zerre kadar nasiplenmediklerini bir kez daha açığa çıkarmıştır. Bu karanlık zihniyeti de kınıyor, protesto ediyoruz.

AKP’nin yıllardır başta Suriye olmak üzere Ortadoğu’da izlediği politikalar ve vahşet örgütleri eliyle yürüttüğü vekâlet savaşının geldiği nokta tüm insanlığı tehdit etmektedir.

Saldırılara zemin sunan her tür destek ve politikalar bir an önce terk edilmelidir.

Bu tür saldırıların giderek tüm insanlığı ve coğrafyayı hedef aldığı açıktır. Vahşet örgütlerinin ve arkasındaki güçlerin gerçekleştirdiği bu saldırıların son bulması için daha güçlü tepkilerin ve mücadelenin ortaya konması gerekmektedir.

Kurulduğu günden bu yana ülkemizde ve dünyada farklılıkların barış içinde, bir arada, eşit ve kardeşçe yaşamını savunan Konfederasyonumuz yaşam hakkını tüm hakların ön koşulu olarak görmektedir.

Suriye’de El-Zara, Cable ve Tartus’ta sivillere yönelik gerçekleşen saldırıları insanlık değerlerine ve insanlığa karşı işlenmiş suçlar olarak görüyor, bir kez daha nefretle kınıyoruz.