Kültür Sanat Sen
BU DAHA BAŞLANGIÇ MÜCADELEYE DEVAM
İstanbul’un son yeşil alanlarından birisi olan Taksim Gezi Parkının daha fazla rant için betonlaştırılmasına, tek tip yaşam dayatılmasına itirazla başlayıp, eşit, özgür ve demokratik bir ülke talebi ile tüm ülkeyi saran Gezi Direnişinin üzerinden tam iki yıl geçmiş bulunuyor.
Gezi Parkı’nda yağmaya, talana karşı başlayan nöbet AKP’nin baskı ve zulmüne karşı birleşen milyonların mücadelesinde sürmeye devam etmektedir.
Daha fazla rant için gittikçe betonlaştırılan İstanbul’un son yeşil alanlarından birisi olan Taksim Gezi Parkının etrafında oluşturulan sevgi çemberi ve direnişi tüm Türkiye’yi sarmalamış bulunuyor.
Her şey ‘3-5 ağaç’ için başladı, ancak bugün o ağaçların yeşeren dalları gibi eşitlik, özgürlük ve demokrasi talebi tüm ülkeyi sarmış durumda.
31 Mayıs’ta AKP’nin zulüm ve baskı düzenine karşı gelişen tepki ve itirazlar Türkiye’nin dört bir yanına dalga dalga yayılan halk direnişine dönüştü. Milyonlar her türlü baskıya rağmen kararlılıkla taleplerini savundu, teslim olmadı, olmuyor, olmayacak.
Tüm ülkeye yayılan direniş sadece Gezi Parkı’nı değil, bütün bir ülkeyi sermayenin talanına açan, yıllardır emek ve demokrasi düşmanlığının bayraktarlığını yapan, yaşam alanlarına müdahale eden, tüm özgürlük ve demokrasi alanlarını daraltanlara karşı halkın yükselen tepkisinin ifadesi oldu.
Gezi direnişi, AKP’nin sömürü, zorba ve gerici düzeninde sesi ve nefesi zorla kesilen halkın aldığı nefes, haykırdığı sesti. Kadınlara, gençlere ve toplumun tüm ilerici-özgürlükçü değerlerine yönelik gelişen saldırılara karşı özgür bir ülke ve hayat kurma mücadelesiydi.
Gezi’de korku imparatorluğu yaratmaya çalışan AKP’nin otoriter, dayatmacı ve baskıcı politikalarına karşı ayağa kalkan halk, ‘Artık Yeter!’ demiştir.
AKP, “Ezmeyi ve Yok Etmeyi” Öngören Bir Dil ve Politikada Israr Ediyor!
Buna rağmen milyonların taleplerini görmemekte ısrar eden AKP; en ufak itiraza karşı polisiyle yaşam alanlarımıza gaz bombaları yağdırıyor, silah kullanıyor. Halkın can güvenliği, bizzat kendilerini korumakla görevlendirilenler tarafından tehdit ediliyor.
Demokratik ve meşru talepleri için alanlara çıkan herkes düşman olarak görülüyor, vuruluyor, gözaltına alınıyor, tutuklanıyor.
Polis devletini kurumsallaştırmak, hukuk dışılıklara kılıf uydurmak, yargılanmaktan kurtulmak için habire yasalar hazırlıyorlar, saraylar kuruyorlar. Yandaş medya özel savaş lobisi gibi çalışıyor, toplumsal muhalefeti etkisizleştirmek için her tür yalanı ve dezenformasyonu yapıyor.
Ancak güçlü bir akıntıya kürek çekmenin nafile olduğunu, baskı ve zor karşısında halkın er ya da geç ayağa kalkacağını ve ok yaydan çıktıktan sonra da durdurulamayacağı gerçeğini unutuyorlar!
Polis şiddetine, göz altılara, tutuklamalara, her türlü baskıya, karalamaya, hukuku askıya alan uygulamalara, yalan ve dolana karşı haklı, meşru ve kararlı mücadelemiz bu faşizan düzen değişinceye kadar sürecektir.
Ethem, Ali İsmail, Mehmet Ayvalıtaş, Medeni, Hasan Ferit, Ahmet, Abdullah, Mehmet İstif, Fadime Ana, Berkin Elvan, Uğur Kurt, Ayhan Yılmaz, Soma’da kaybettiğimiz emekçilerin ve kıydıkları daha binlerce canlar için yargılanmaktan kurtulamayacaklar.
İşyerlerinde ve alanlarda eşit, özgür ve demokratik bir ülke mücadelesini yıllardır sürdüren kamu emekçileri tüm Gezi dinamikleriyle birlikte mücadeleyi büyütecek, karanlığa teslim olmayacak, ellerimizden aldıklarının, bizlerden çaldıklarının hesabını soracaktır.
KESK olarak; eşit, özgür ve demokratik bir gelecek mücadelesinde kamu emekçilerini, işçileri, gençleri, kadınları ve tüm halkımızı direnişin parçası olmaya ve mücadeleyi büyütmeye çağırıyoruz.
YÜRÜTME KURULU
Bu Daha Başlangıç, Mücadeleye Devam!
Yaşasın Gezi Direnişi!
BASINA ve KAMUOYUNA
Düşüncelerinden dolayı Levent Üzümcü’yü itibarsızlaştırıp silmeye kalkanlara soruyoruz:
Eleştiri Suç mu?
Korkunun ve çıkarcılığın hepimizi “yoksun” bıraktığı günümüzde, düşüncelerini korkmadan aktaran sanatçı arkadaşımız Levent Üzümcü, Şehir Tiyatroları’ndan, memuriyetine de son verilerek çıkarılmak isteniyor.
Sanata ve sanatçıya tahammülsüzlüğün ve karalama zincirinin yeni bir halkası olarak gördüğümüz bu saldırıyı, bir sindirme operasyonu olarak değerlendiriyoruz. Sanatçıları işsiz ve sahnesiz bırakmakla tehdit ederek etkisizleştirmeyi hatta birer emireri haline getirmeyi hedefleyen bu yaklaşım kabul edilemez.
Levent Üzümcü, özgürlüğe olan inancında yalnız değildir. Özgür insan elbette eleştirecektir. Özgür insan elbette yanlışa karşı çıkacaktır.
Şehir Tiyatroları Görev ve Çalışma Yönetmeliği’nin “Temelli Çıkarılmayı” düzenleyen 46. ve 657 sayılı kanunun 125/E maddesindeki hiçbir unsur, Levent Üzümcü ile ilişkilendirilemez. Bu işlem tamamıyla hukuksuzdur.
Büyükşehir Belediyesi Yüksek Disiplin Kurulunu oluşturan Belediye Encümeni üyelerini ve başta Başkan Kadir Topbaş olmak üzere tüm yetkilileri bu büyük yanlışa dur demeye çağırıyor ve bir “akıl tutulması” yaşamayacaklarına inanıyoruz.
Şu unutulmasın: Tiyatro Sanatına ve Sanatçılarına bu haksız saldırıları yapanlar, karşılarında önce sanatçıları sonra seyircilerimizi bulacaklardır.
Evet, bugün Levent Üzümcü, yarın kim?
Ardından ikinci soru geliyor, seçimler sanat ve sanatçılar için umut mu?
Kültür ve Sanata Sayın Maliye Bakanının biçtiği “ÇEREZ PARASI” kadar bile bütçe ayırmayı düşünmeyen AKP’nin tekrar iktidara gelmesi halinde değil.
2014 yılında 3 milyar 300 milyonu, emirlerindeki makam araçlarına ayırabilenler, bu ülkenin Sanat ve Kültürü için ancak 1 milyar 868 milyonluk bir bütçe ayırıyorlar. Anlaşılan onların gözlerinde Kültür ve Sanatın, “Çerez” kadar değeri yok.
Sanat ve Sanatçı için umut; Diyanet İşleri Başkanlığının bütçesi kadar bütçe ayıracak iktidarlarla doğacak…
Sanat ve Sanatçı için umut; tüm Ödenekli Sanat Kurumlarını kapatmayı amaçlayan TÜSAK Tuzağına hayır diyen iktidarlarla doğacak…
Sanat ve Sanatçı için umut; Sanat Kurumlarında iş güvenceli istihdamın gerçekleştiği, sendikal hak, örgütlenme ve ifade özgürlüğünü esas alan bir yaklaşımın yer aldığı, taşeron çalışma düzeninin olmadığı, sanat üreticilerinin meslek tanımlarının tartışılmayacak şekilde yapıldığı, yeni teknolojilerle donatılmış, uygarçalışma ortamlarının sağlandığı, yaygınlaşmayı böylesine uygun mekânlarda sürdürmeyi amaç edinmiş, sanatın isterleri doğrultusunda özerk, özgün ve merkeziyetçiliği sıfırlanmış, kişilerle değil, kurullarla yönetimi esas alan, mesleğin çalışma koşullarına uygun emeklilik düzenlemesinin de içinde yer aldığı, çağdaş yasalar yapmaya hazır iktidarlarla doğacak.
Sanat ve Sanatçı için umut; Atatürk Kültür Merkezini Cibali Karakolu olmaktan kurtarıp, tekrar Sanatın emrine verecek iktidarlarla doğacak.
Sanat ve Sanatçı için umut; bu alana yapılacak atamalarda, liyakati, sanatta yeterliliği esas alan, adil, demokratik ve çağdaş yöneticileri atayacak iktidarlarla doğacak.
Sanat ve Sanatçı için umut; sansürü hiç düşünmeyen, üretilenin ve üretenin üstünde idari ve parasal araçları kullanarak denetim kurmaya kalkmayan iktidarlarla doğacak.
Sanat ve Sanatçı için umut; Levent Üzümcü’ye, Defne Halman’a, Fazıl Say’a, Ferhan Şensoy’a, Mehmet Ali Alabora’ya ve aşağılanıp itibarsızlaştırılmaya çalışılan tüm onurlu sanatçılara, hak ettikleri saygıyı gösterecek, iktidarlarla doğacak.
Peki, bu umudu taşıyor muyuz?
Elbette.
Ülkemizde yaşanan bugünkü zor ortamdan, sanatın yol göstericiliğinde çıkacağız. Bizler er ya da geç bu gelişmenin yaşanacağına eminiz!
KÜLTÜR SANAT SEN (Kültür Sanat Ve Turizm Emekçileri Sendikası)
DETİS (Devlet Tiyatrosu Sanatçıları )
OPSOD (Opera Solistleri Derneği)
TOBAV (Devlet Tiyatrosu Opera ve Balesi Çalışanları Vakfı)
TOMEB (Tiyatro Oyuncuları Meslek Birliği)
BASIN TOPLANTISINA ÇAĞRI
Sanatçılar Soruyor; Bu Gün Düşüncelerinden Dolayı Levent ÜZÜMCÜ Yarın Kim?
Seçimler Sanat ve Sanatçılar İçin Umut Mu?
YER: KÜLTÜR SANAT SEN GENEL MERKEZİ
KOCATEPE MAH. MEŞRUTİYET CAD. NO:29/11
KIZILAY/ANKARA
TARİH:29 MAYIS 2015 SAAT:11.00
KÜLTÜR SANAT SEN (Kültür Sanat Ve Turizm Emekçileri Sendikası)
DETİS (Devlet Tiyatrosu Sanatçıları )
OPSOD (Opera Solistleri Derneği)
TOBAV (Devlet Tiyatrosu Opera ve Balesi Çalışanları Vakfı)
TOMEB (Tiyatro Oyuncuları Meslek Birliği)
METAL İŞÇİLERİNİN HAKLI TALEPLERİNİN DESTEKLİYORUZ.
Metal işçileri Bursa’da Renault,Tofaş ve Coşkunöz’deki fabrikalarda fiili olarak grev yapmaktalar. Sürdürdükleri mücadeleleri her geçen gün büyüyor.Bugün Mako işçileri de üretimi durdurarak mücadeleye katıldılar.
Grev yasaklarına,patrolarına, MESS’e,emek düşmanı AKP Hükümetine,Türk Metal Sendikasına rağmen mücadele ediyorlar.4 Fabrikada 15600 işçi fiilen Grev yapıyor, Metal İşçilerin nezdinde tüm emekçilerin yüreği onlarla beraber atıyor.
Metal İşçilerinin haklı talepleri kabul edilsin.
1-İşten Atmama garantisi verilsin.
2-Türk Metal’e ait temsilcilikler işçilerin sözcülerine verilsin
3-Üçretler Bosch sözleşmesi esas alınarak yapılsın.
4-Anlaşma metni işçi temsilcileri ile protokol altına alınsın
KÜLTÜR SANAT SEN GENEL MERKEZİ
Yaşasın İşçi Sınıfının Onurlu Direnişi
TOPLU SATIŞ SÖZLEŞMELERİNE KARŞI DİRENİŞ BÜYÜYOR!
Bursa'daki Renault Fabrikası'nda çalışan, metal işkolundaki işçilerin dün akşam itibariyle başlattığı haklı, meşru ve onurlu direnişi selamlıyor, destekliyoruz.
Metal işkolunda bir süredir devam eden ve toplu satış sözleşmesini kabul etmeyen, onurlu ve insanca yaşanacak bir ücret isteyen işçilerin eylemi özgür ve gerçek toplu sözleşmeye giden yolu açacak niteliktedir.
Konfederasyonumuz işbirlikçi ve yandaş sendikaların düşük ücret dayatmasına karşı metal işçilerinin başlattığı ve kamu emekçilerinin de temel taleplerinden olan gerçek ve özgür toplu sözleşme düzeni sağlanıncaya kadar süreceğine inandığımız eylemi her platformda sahiplenecek, dayanışma içerisinde olacaktır.
Hükümet grev yasaklama ve yandaş yapılanmalar üzerinden baskı kurma politikasından vazgeçmeli, işveren işçilerin taleplerini karşılamalı, işbirlikçi sendikalar direnişçi işçileri işten ayrılmaya zorlamaktan vazgeçerek kendileri bu alandan çekilmelidir!
Yaşasın Metal İşçilerinin Onurlu Direnişi!
Soma’yı Unutmadık, Unutturmayacağız!
Manisa Soma’da 13 Mayıs 2014’te meydana gelen ve 301’i canımızı yitirdiğimiz yüzyılın en büyük iş faciasının yıldönümü bugün.
301 canımızın acısı hala yüreğimizde. 13 Mayıs işçi katliamında Soma’da yaşamını yitiren tüm maden emekçilerini saygıyla anıyor, yakınlarına ve tüm maden emekçilerine bir kez daha başsağlığı diliyoruz.
DİSK-KESK-TMMOB-TTB
Bugün, bu acıyı unutturmamak için, böyle acıların bir kez daha yaşanmaması için alanlardayız.
Ne yazık ki böylesine büyük bir facianın ardından sorumluların görünen bir kısmının yargılandığı Soma davası bu haliyle kamuoyunu tatmin edecek bir tablo çizmemektedir.
Ülkemizde Soma gibi bir facia yaşandıktan sonra dahi her ay onlarca emekçi iş cinayetlerinde yaşamını yitirmekte.
Bu kaza mıdır, kader midir? Hayır bu resmen cinayettir! Emekçileri güvencesizliğe, taşeronlaşmaya, denetimsizliğe teslim edenlerin işlediği cinayet…
Soma’da 13 Mayıs günü yaşanan facianın, bu katliamın sebebi, uygulamaya konulan özelleştirme, taşeronlaştırma, rödovans, örgütsüzleştirme, sendikasızlaştırma, köleci çalışma sistemi; kamu madenciliğinin yok edilmesi ve kamu kurumlarında uzun yıllar sonucu elde edilmiş olan madencilik bilgi ve deneyim birikiminin dağıtılması gibi neoliberal politikalardır.
Türkiye’de özellikle AKP iktidarı döneminde uygulanan politikalarla üretim; teknik bilgi ve alt yapı olarak yetersiz, deneyimi ve deneyimli uzmanı bulunmayan kişi ve şirketlere bırakılmıştır. Kamusal denetimin de yeterli ve etkin bir biçimde yapılamaması iş cinayetlerinin Soma’da olduğu gibi katliama dönüşmesine neden olmuştur.
Bir kez daha söylüyoruz; Soma’da yaşanan kaza değil cinayettir. 301 maden emekçisinin ölümü kader değil katliamdır. Bu katliamın sorumluları hala hesap vermemiştir.
Bugüne kadar uyarılarımızın hiçbirini dikkate almayan hükümet; "Bu işin fıtratında var" diyerek bilim ve tekniğin karşısında olduğunu ilan etmiştir.
Biz, öngörülen ve önlenebilir risklerin ne kaza, ne fıtrat olmadığını biliyoruz.
Göz göre göre ölümle karşılaşmamanın, çeşitli meslek hastalıklarına yakalanmamanın olanaklı olduğunu biliyoruz. Dünya, bunun bilimsel, teknolojik, yasal, demokratik koşullarını çoktan sağlamışken, tüm dünyadan ileri olduğunu söyleyenlerin bizi ölüme mahkum etmesini kabul etmiyoruz.
Biz yaşamını alın teriyle kuran emekçiler, güvenceli koşullarda çalışmak ve emeğimizin karşılığını almak istiyoruz.
Bir kez daha yineliyoruz;
İşçi sağlığı ve iş güvenliği sorunları piyasacı yaklaşımlarla çözülemez. Sendikaların, meslek odalarının, üniversitelerin karar süreçlerinde ve yönetiminde yer aldığı, idari ve mali yönden bağımsız, demokratik bir işleyişe sahip Ulusal İşçi Sağlığı Güvenliği Kurumu bir önce oluşturulmalıdır.
Emekçilerin güvencesiz ve kayıtdışı çalıştırılması engellenmelidir.
Sendikalaşmanın önündeki ILO standartlarıyla çelişen engellemeler kaldırılmalıdır.
İşçi sağlığı ve iş güvenliği kavramlarıyla temelden çelişen ve özellikle kamuya ekonomik anlamda da yük olan, işçileri köleleştiren taşeron ve rödovans sistemlerine son verilmedir.
İş cinayetlerine, işçi katliamlarına, taşeronlaşmaya, güvencesiz çalışmaya, denetimsizliğe dikkat çekmek için DİSK, KESK, TMMOB ve TTB olarak Mart ayında “Kader Değil! Fıtrat Değil! Kaza Değil! Cinayet!” başlığı ile bir imza kampanyası başlattık. İmza kampanyasıyla dile getirdiğimiz talepleri 7 Haziran seçimlerinden sonra oluşan yeni Meclis’e taşıyacağız.
16 Mayıs Cumartesi günü de Soma’dan bir kez daha haykıracağız;
SOMA’YI UNUTMADIK, UNUTMAYACAĞIZ, UNUTTURMAYACAĞIZ…





