Devlet Tiyatroları Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüklerinde görev yapan sanat emekçilerinin dikkatine!

Kurumlarda ssp, misafir, mezun, figüran pozisyonlarında çalışan arkadaşlarımızla ilgi çıkarılan yönetmeliğe, Sendikamiz Kültür Sanat-Sen tarafindan açılmış yada açılması düşünülen bir dava söz konusu değildir.

Dava konusu olması düşünülen Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğünün çıkardığı yönetmeliktir. Güzel sanatlara bağlı koro ve topluluklarda görevli misafir sanatçı arkadaşlarımız mağdur edilmiştir. Şu haliyle uzun yıllar özveriyle güvencesiz çalışmış bir çok sanatçı arkadaşımızın sözleşmesi yenilenmeyecek yani Ocak Ayı itibariyle işsiz kalacaklardır. Geriye kalan arkadaşlarımızın bir kısmına tam zamanlı sözlesme yapılacak olup buyuk bir kısmı ise puantajli çalışmaya mecbur birakilacaklardir.

Dolayısıyla tam zamanlı çalışma umuduyla bekleyen sanat emekçilerinin, oluşacak hak kayıplarına karşı sonuna kadar yanında olduğumuzu bu durumla ilgili ise bir dizi eylem ve etkinlikte bulunacagimizi bildiririz.

Herkese güvenceli iş, güvenli bir gelecek istiyoruz. Bunun teminatı ise örgütlü mücadelemizdir.

EVRENSEL HABER

Kültür Sanat Sen, sözleşmeli personel yönetmeliğine tepki gösterdi

Kültür Sanat ve Turizm Emekçileri Sendikası, Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü sözleşmeli personel yönetmeliğine mezuniyet şartı getirilmesine ilişkin basın açıklamasında bulundu.

KESK’e bağlı Kültür Sanat ve Turizm Emekçileri Sendikası (Kültür Sanat Sen), geçtiğimiz günlerde yürürlüğe giren, Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü sözleşmeli personel yönetmeliğine mezuniyet şartı getirilmesine ilişkin basın açıklamasında bulundu. Açıklamada konuşan Kültür Sanat Sen Genel Başkanı Hülya Eryetli, mezuniyet şartının akla ve adalete sığmadığını ifade etti.

Hülya Eryetli, Cumhurbaşkanlığı Hükümet sistemine geçilmesiyle “yasaları uyumlulaştırma” amacıyla yayınlanan 703 sayılı KHK’nın kamuda yeni bir istihdam biçimi doğrduğunu aktardı. Bu yolla, kamu hizmetlerinin piyasa koşullarına teslim edildiğini ifade eden Eryetli, “Güvenceli istihdamın yerini güvencesiz istihdam biçine bıraktığı, liyakatsizliğin, keyfiyetli yönetimin önünü açan, hukuki zeminin kaydığı bir süreç yaşanmaktadır.” dedi. 703 Sayılı KHK ile oluşan yeni istihdam biçimi ile sanat kurumlarında üç tip sözleşmeyle personel çalıştırılmaya başlanıcağını belirten Eryetli, “ Bu sözleşmeler tam zamanlı, kısmi ve projelerle sınırlı olarak yapılacaktır. Başta belirtilen tam zamanlı, kısmi ve proje başına çalışma biçimleri detaylandırılmış ve ‘Ayın veya haftanın belirli günleri ya da saatleri’ şeklinde düzenlenmiştir. Yönetmelikler genel olarak kölelik sisteminin hayata geçirilebileceği şekliyle yayınlanmıştır” şeklinde konuştu.

"ÇOK SAYIDA SANAT EMEKÇİSİ İŞSİZ KALACAK"

Yönetmeliğin, Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğünün özgünlüğünü göz ardı ettiğini vurgulayan Eryetli, yönetmeliğin bu şekilde kalması halinde çok sayıda sanat emekçisinin işsiz kalacağına dikkat çekti. Eryetli, yönetmelikte “Personelde aranacak şartlar” başlığı altındaki madde de semezan ve mehteran için herhangi bir şart getirilmezken, ses sanatçıları için 4 yıllık fakülte zorunluluğu, dansçılar için ise güzel sanatlar lisesi ve yüksek okul şartı getirildiğini aktardı. Bundan sonraki alımlarda bu maddeye karşı olmadıklarını belirten Eryetli, “ Kurumlarda yıllardır çalışan hatta emekliliği gelen sanbat emekçileri için bu koşul aranmamalı ve yönetmeliğe bununla ilgili bir ek madde konulmalıdır” diye ifade etti. İşe alım ve çıkarım işlerini yürütecek kurulun oluşumu aşamasında kurul üyelerinin yeterli seviyede olup olmayacaklarının da muğlak olduğunu söyleyen Eryerli, “ Bu istihdam biçimi, geleceğin istihdam biçimi olarak kabullenilemez. Sadece çalışan hakları değil halkın kamu hizmet hakkını sağlıklı alabilmesi için de çalışanlar güvenceli olmalıdır” dedi. Eryetli, haksız uygulamalara karşı güvenceli iş ve güvenli bir gelecek için tüm sanat emekçileriyle mücadeleye devam edeceklerini belirtti. (Ankara/EVRENSEL)

Kültür ve Turizm Bakanlığında kadın çalışanların daha çok ayrımcılığa maruz kalıyor

11 Nisan 2019 10:00

Derya KAYA // Ankara

Kültür ve Turizm Bakanlığında örgütlü olan Kültür Sanat-Sen, kadın emekçilerle anket çalışması gerçekleştirdi. İş yerinde ayrımcılık ve mobbing kadınlar en çok dile getirdiği sorunlar oldu.

Kültür Sanat-Sen’in, örgütlü olduğu Kültür ve Turizm Bakanlığında yaptığı araştırmada, iş yerlerinde “ayrımcılık” gibi sorunlar kadınlar tarafından daha fazla dile getirildi. Araştırmada mobbing sorunu yaşadığını düşünenlerin yüzde 80’nin kadın olması, Bakanlıkta erkeklere oranla daha az kadının istihdam edilmesi önemli sorunlar olarak ortaya çıktı.

KESK’e bağlı Kültür Sanat ve Turizm Emekçileri Sendikası (Kültür Sanat-Sen) kadın çalışanların çalışma yaşamındaki sıkıntılarını tespit etmek ve kadın istihdamını araştırmak amacıyla anket ve araştırma çalışması gerçekleştirdi. Kültür Sanat-Sen Genel Kadın Sekreteri Özlem Toprak Cihan tarafından raporlaştırılan araştırma, yüzde 35’i kadın olan Kültür ve Turzim Bakanlığında 37 farklı ilden 162 erkek ve 260 kadın toplam 422 kamu emekçisi ile gerçekleştirildi.

‘SENDİKALAR İLGİSİZ, HAKLARIMIZI YETERİNCE SAVUNMUYOR’

Ankete katılım sağlayan 82 kişinin sendikal üyeliklerinin bulunmadığı araştırmada, üye olmayan katılımcıların üye olmama gerekçelerini şu şekilde ortaya çıktı: “Sendikaların tarafsız olmadığı düşüncesi, duyarsız ve ilgisiz olunduğu, bilgilendirilme eksikliği, üye olduğu sendikadan kaynaklı tayin aşamasında problem çıkması, sendikaların samimi bulunmaması, iş ile siyasetin birbirine karıştırılması, özlük haklarının yeterince savunulmadığı düşüncesi, kişileri sendikaların iyi temsil etmediği düşüncesi, işveren esaslı çalışılmaların yapıldığı ve haklarımızın korunmadığı düşüncesi, korku, aday memurluk ve sözleşmeli statüsünde sendikal hakkın olmaması”.

‘SENDİKALAR KADIN SORUNLARIYLA İLGİLENMİYOR, YETERLİ KADIN YÖNETİCİ YOK’

Sendika yöneticiliğinde kadınlara daha az imkan sağlandığı ya da kadınların daha az tercih etmiş olduğunun ortaya çıktığı araştırmada, sendikal faaliyetlere katılımda iş yükünün kadınlar üzerinde daha fazla olduğu görülmekte. Araştırmada, sendikal üyeliğin kariyer yükselmesinde engel teşkil ettiğini düşünenlerin çoğunluğunu ise yüzde 56 ile erkekler oluşturdu.

“Sendikanızın kadın sorunlarıyla ilgili yeterince çalışma yürüttüğünü düşünüyor musunuz?” sorusuna 260 kadın kamu emekçisinden sadece 51 kadın olumlu yanıt verirken, 127 kadın yeterince çalışma yürütmediğini, 22 kadın ise bu konuda fikrinin olmadığını belirtti. Ankete katılan kadınların yüzde 59’u sendikalarda kadın yönetici sayısının yeterli olmadığı görüşünü taşırken, ilgisizlikten şikayetçi olan ve yönetici sayısını düşük bulan kadınların yönetici olmak istemedikleri de ortaya çıktı. Ankete katılan 260 kadından 161’i yani yüzde 62’si sendika yöneticisi olmak istemezken, “Sendika yöneticisi olmak ister misiniz” sorusuna sadece 23 kadın yani yüzde 9’u “Evet” cevabını verdi.

‘İŞ YERLERİNDE DE YETERLİ KADIN YÖNETİCİ YOK’

Katılımcılara kendi kurumunda kadın yönetici sayısına ilişkin görüşleri sorulduğunda ise sendika üyesi olan erkeklerin yüzde 40’ı, kadınların ise yüzde 60’ı kadın yönetici sayısını yeterli bulmadığını belirtirken, bu oran herhangi bir sendikaya üye olmayan kadınlarda yüzde 81 olarak araştırma sonuçlarına yansıdı.

‘KADINLAR KAMUDA AYRIMCILIĞA MARUZ KALIYOR’

“Kamuda çalışan kadınlar ayrımcılığa maruz kalıyor mu?” sorusuna kadınların yüzde 63’ü, erkeklerin ise yüzde 53’ü “Evet” cevabını verdiği araştırmada, “Ayrımcılık var” diyenlerin yüzde 66’sını kadınlar oluşturdu. Kamu çalışanlarının en önemli sorunlarına ilişkin birden fazla cevabın işaretlenebildiği soruda katılımcıların yüzde 59’u (yüzde 55’i kadınlar) “Ücret yetersizliği”, yüzde 47’si (Yüzde 43’ü kadın) “Liyakatsiz yöneticilerle çalışma”, yüzde 47’si (yüzde 45’i kadın) “Kariyer ve Liyakatta Kayırmacılık”, yüzde 30’u (yüzde 68’i kadın) “Mobinge Maruz Kalma”, yüzde 24’ü (yüzde 75’i kadın) “Ebeveyn olma durumunda yakın ve güvenilir kreş” cevabını verdi.

‘KREŞ VE AYRIMCILIK’ SORUNLARINI KADINLAR DİLLENDİRİYOR

Katılımcılar işyerlerinde kendi yaşadıkları en önemli sorunları ise mobbing, haksız atama ve tayinler, ücret adaletsizliği ve amirlerle yaşanan sorunlar olarak belirtti. Kreş ve kadına yönelik ayrımcılık gibi sorunların sadece kadınlar tarafından dile getirildiği görülürken, mobbing sorunu yaşadığını düşünenlerin de yüzde 80’ini kadınlar oluşturdu.

‘DAHA FAZLA KADININ KATILIMI SAĞLANMALI’

Kültür Sanat-Sen açısından ise kadın-erkek üye (E yüzde 56, K yüzde 44) ve yönetici sayısı (E yüzde 60, K yüzde 40) yakın oranlarda olsa da araştırma sonuçlarında, sendikaların kadın sorunlarıyla yeterince ilgilenilmediğini düşünen kadın sayısı oranının da azımsanmayacak kadar fazla olduğu ve yönetici sayısının yeterli olmadığını düşünen kadın sayısının da göz ardı edilmemesi gerektiği belirtilerek bu alanda eksikliklerin giderilmesi, daha fazla kadının katılımını sağlamak için çalışmalar yapılması gerektiğine dikkat çekildi.

Misafir sanatçı ve benzeri pozisyonlarda süreli sözleşmeli olarak çalıştıran personeller hakkında Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü'nden bilgi edinme talebimize gelen yanıt...

Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü, Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü ve Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü'nden;

Misafir Sanatçı ve benzeri pozisyonlarda süreli sözleşmeli olarak çalıştırılan personelin 375 Sayılı KHK’nın ek 26. Maddesi uyarınca istihdam edileceği ile ilgili mevzuat gereği;
1- Kurum bünyelerinde çalıştırılacak süreli sözleşmeli personelin; işe alınmaları, çalıştırılmaları, özlük ve mali haklarının düzenlemesini içeren yönetmelik çalışmasının ne aşamada olduğu, 
2- Bahsi geçen yönetmelikle ilgili yapılacak sözleşmelerin yürürlük tarihinin ne olacağı,
3- 375’e Ek 26. Madde uyarınca istihdam edilecek personellerden hangi pozisyonların tam zamanlı, kısmi zamanlı ve/veya proje ile sınırlı çalışacağı, hususlarında 4982 Sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu çerçevesinde tarafımıza bildirilmesini talep ettik.

8 Mart Kadınların Uluslararası Birlik, Mücadele ve Dayanışma Gününden...

Eğitim Sen’in eğitim ve bilim emekçileriyle dayanışmak ve sendikal özgürlüklere sahip çıkmak amacıyla Ankara’da düzenlediği, “Uluslararası Sendikal Özgürlükler Sempozyumu”nun ana gündemini eğitim emekçilerine yönelik baskılar ve 15 Temmuz darbe girişiminin ardından yaşanan ihraçlar oluşturdu

Sempozyuma birçok ülkeden eğitim sendikaları temsilcilerinin yanı sıra Eğitim Enternasyonali Genel Sekreteri David Edwards ve Avrupa Eğitim Sendikaları Eğitim Komitesi (ETUCE) Direktörü Susan Flocken de katıldı.

Eğitim Sen Genel Başkanı Feray Aytekin Aydoğan, konuşmasında Türkiye’de hemen her alanda hissedilen baskıya karşı uluslararası dayanışmanın önemine dikkati çekti. İktidarın 2002 yılından bugüne izlediği politikaların büyük hukuksuzluklara yol açtığını, bu politikalara muhalefet edenlere yönelik baskının giderek arttığını anlatan Aydoğan, “Öğrencilerimizin eğitim hakkına ve geleceğimize sahip çıkabilmek için tüm mücadeleye devam ediyoruz” dedi.

BASKI GİDEREK ARTIYOR

Aydoğan, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından baskının çok daha arttığına vurgu yaparak şunları söyledi:

“AKP’nin, ‘Dikensiz gül bahçesi yaratma” arzusunun önündeki engeller, OHAL ile ortadan kaldırıldı. Öğrencisinin eğitim hakkını savunan, barış talep eden öğretmenler, özgür üniversite mücadelesi yürüten akademisyenler ihraç edildi. Barış talep eden akademisyenlere, ‘Kanlarınızda duş alacağız’ diyen bir mafya lideri, ifade özgürlüğü hakkını kullandığı gerekçesiyle suçsuz bulundu.”

TÜRKİYE’DE HAKLAR HİÇE SAYILIYOR

ETUCE Avrupa Direktörü Susan Flocken de Türkiye’de sendikal hakların hiçe sayıldığını belirterek “Burada olağanüstü baskılara maruz kalıyorsunuz” diye konuştu. Flocken, Türkiye’deki öğretmenlerin mesleki özerkliğe ve akademik özgürlüğe sahip olmamalarının, gençlerin eleştirel düşünceye sahip yurttaşlar olarak yetişmesi önünde engel olduğunu ifade etti.

Türkiye’deki eğitim emekçileriyle aynı değerleri savunduklarını sözlerine ekleyen ETUCE Avrupa Direktörü, “Bu sempozyumdan da anlaşılacağı gibi kaliteli eğitime bağlılığınız devam ediyor. Herkes için kaliteli eğitim verilmesi, kamu yatırımlarının artırılması için mücadele ediyoruz. Demokratik yurttaşlık eğitiminin ve evrensel temel değerlerin geliştirilmesini arzu ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Flocken’in ardından söz alan Eğitim Enternasyonali Genel Sekreteri David Edwards da güçlü ve bağımsız sendikaların eğitimin şekillenmesinde söz sahibi nesillerin yetişmesi açısından önemli olduğunu söyleyerek “Öğretmenlerin eğitim iklimini değiştirmeye zorlamak öğrencilerin eğitim haklarını elinden almak anlamına gelir” diye konuştu. Birçok ülkede korku ikliminin yaygınlaştırıldığını ifade eden Edwards, özellikle öğretmen sendikalarının hedef alındığının altını çizdi. Edwards, demokrasinin önemini vurguladığı konuşmasında özetle şunları söyledi:

“Tüm dünyada demokratik haklar ve kurumlar aşındırılıyor, azınlıklara yönelik saldırılar oluyor. Eğer biz küresel sendika hareketiysek aynı değerleri paylaşıyoruz ve aynı otoriterliğe karşı duruyoruz. Sendikalar sadece özgürlük ortamında gelişir. Ancak otokratlar sadece kontrol edemedikleri sendikalardan korkmakla kalmaz, öğretmenlik mesleğinin kendisinde de korkarlar.”

BOZDOĞAN VE GEZEN DE SÖZ ALDI

Sempozyuma katılan Eğitim Sen Yükseköğretim ve Eğitim Sekreteri Özgür Bozdoğan, Öğretmenlik Meslek Kanunu hakkında yaptığı sunumla katılımcılara bilgi verirken KESK Eş Genel Başkanı Aysun Gezen, OHAL sürecinde yaşanan antidemokratik uygulamaları anlattı.

Değerli Üyelerimiz ve  Mücadele Arkadaşlarımız...

Sendikamız Kültür Sanat Sen olarak bir süredir sıkıntılı bir süreç yaşıyoruz. 29-30 Nisan 2017 Olağan genel kurul ile yönetime gelen genel merkez yönetimi sendikamızın içinde bulunduğu açmazlar dolayısıyla yedekler dâhil istifa ederek yönetim için karar yeter sayısının altına düşmüş ve olağanüstü genel kurula gitme zorunluluğu doğmuştur. 

Sendikamızı olağanüstü seçime götüren sebeplerin başında eski Genel Başkan Yavuz DEMİRKAYA’nın sendikamızı adeta şirket yönetir gibi tek başına yönetmek; sendikayı sendika yapan tüm değerleri ayaklar altına alan sendikal bürokratik yönetim anlayışı ile Merkez Yönetim Kurulunu tamamen inisiyatifsizleştirme ve ülkemizde de karşı olduğumuz tek adam sistemini sendikamızda tesis etme isteğidir. 

Sendikayı maddi manevi arpalık gibi gören bu zihniyete karşı verilen mücadele sonunda; sendikamızda Mayıs 2018 de olağanüstü genel kurul gerçekleşmiş ve yönetim değişikliği yaşanmıştır. 

Bu seçimde Eski Genel Başkan Yavuz DEMİRKAYA listeye girmesine yani seçilmiş olmasına rağmen yönetime girmeyi kabul etmemiş ve feragat etmiştir. Buradan da anlaşılacağı üzere mesele ne sınıf mücadelesi nede sendikal mücadeledir. Mesele tekrar tekrar genel başkan olma hırsıdır.

Eski Genel Başkanın yaptıkları maalesef bunlarla da sınırlı kalmamıştır. Genel Merkez Olağan Üstü Genel Kurulu sonrası;

İstanbul bölge şubenin de olağanüstü seçime götürmek için çalışmaya başlamış ve yönetimden üç kişinin istifasını örgütleyerek şubeyi olağanüstü genel kurula götürmeyi başarmıştır.

Burada bilinmesi gereken önemli bir konu vardır. Eski İstanbul bölge şube yönetimini benden olsun nasıl olursa olsun mantığıyla oluşturan kişi yine Yavuz Demirkaya’nın kendisidir. Buna rağmen yine kendisinin döneminde yaşanan istifalarla yönetim beş kişiye kadar düşmüştür.

Seçimlere gelindiğinde bir sendika yönetim listesi için gerekli olan 26 kişilik listeyi bile tamamlayamamasına rağmen yani listeye kişilerin rızasını almadan yazmalarına rağmen seçime tarafımızdan itiraz edilmemiştir ve seçim yapılmıştır. İstediği seçim sonucunu elde edebilmek için delegelere ve üyelere yeni seçilen yönetimle ilgili karalama ve iftira içeren ses kaydı atmasına rağmen; İstanbul Bölge Şube yönetimi için Yavuz DEMİRKAYA’nın oluşturduğu liste sadece 19 oy alarak seçimi kaybetmiştir. Yani kendi yaptığı liste bile kendine oy vermemiştir.  

Ardından 28 ilin bağlı olduğu Ankara Bölge Şubemizin Yönetimini istifa ettirmeye çalışmak üzere olağan üstünü genel kurula taşımaya çalışmış yalnız yine başarılı olamamıştır. 

Genel merkez seçimleri, İstanbul ve Ankara bölge şubeleri seçimlerinde başarılı olamayan Yavuz DEMİRKAYA bu seferde tekrar Genel Merkez Yönetiminin olağanüstü seçime gitmesi için yeter imza toplama çalışmıştır. Genel merkezimize ulaştırılan dilekçe sahibi delegelerimizin yapılan yanlışı fark etmeleri üzerine, delegelerimiz imzalarını geri çekmişler ve yine sendikamızı olağanüstü genel kurula götürmeyi başaramamışlardır.

Genel Merkez Yönetim Kurulu olarak tüm bu süreçler yaşanırken sendikamıza yönelik işledikleri maddi manevi suçlardan eski Genel Başkan Yavuz Demirkaya ve eski Genel Örgütlenme Sekreteri Asım ÜNER’i Genel Merkez Disiplin Kuruluna sevki gerçekleştirilmiş; disiplin kurulu gerekli incelemeleri yaptıktan sonra sendikanın mali kaynaklarını şahsi çıkarları doğrultusunda kullanmaları ve sendikamıza verdiği diğer zararlardan dolayı ihraç edilmesi yönünde karar vermiştir. Yazıyı tebellü etmemek için türlü çabalar içine giren Yavuz Demirkaya sonunda sendika üyeliğinden istifa etmiş ve ardından Yavuz DEMİRKAYA yine kendinin genel başkanlığında yeni bir sendika kurmuştur.

Yaptığı tüm girişimler başarısız kalan eski Genel Başkan Yavuz Demirkaya ve kendisiyle ayrılan birkaç kişilik bir grup şimdi kimi üyelerimizi KESK karşıtlığı üzerinden; kimilerini sanki hiç seçim olmamış da cebren yönetimde görevden alınmış ve mağdur edilmiş gibi; kimilerini sendikanın kapanmak aşamasına geldiği; açılmış davası olan kimilerini ise yeni kurduğu sendikada davalarına bakılmaya devam edileceği yönünde yanlış yönlendirerek sendikamızdan istifalarını örgütlemektedir.  

Tüm bunlara karşı; iktidarın emekçiler üzerindeki baskısı ve hak gasplarının gün gün arttığı, yeni yasal düzenlemelerle iş kolumuzun tamamen güvencesiz bir hale getirilmeye çalışıldığı, örgütlülüğe en çok ihtiyacımızın olduğu şu günlerde sendikal bürokrasiye karşı, kişilerin değil sınıfın çıkarlarının hâkim kılınacağı bir sendikayı yeniden yapılandırma mücadelesi içerisindeyiz.

Biz kimliğinde hareket ederek, insanca bir yaşam için sınıf taleplerimiz etrafında birleşerek sendikacılığı meslek haline dönüştürmüş bürokratik anlayışa  ve bizleri içimizde bölmek için çabalayan kişilere karşı birlikte olmak ve sendikamıza sahip çıkmak için üyelerimizin desteklerini bekliyoruz. 

KESK karşıtlığı üzerinden yapılan bu karalama kampanyalarına itibar etmeyiniz. Bu ülkede kamuda örgütlü tek muhalif konfederasyon KESK’tir. KESK’ e de sendikamız Kültür Sanat Sen’e de sahip çıkmak geleceğimize sahip çıkmaktır. 

Emekten yana günümüze kadar elde edilen kazanımları korumak ve emeğin örgütlü mücadelesiyle tüm bu kötü gidişata karşı durmak amacı ve bilinciyle, bu mücadele alanının önemli bir parçası olan Kültür, Sanat ve Turizm İşkolunda mücadele veren Sendikamızda yeni yönetim olarak görevimizin başındayız. 

Bölünerek değil çoğalarak haklarımıza sahip çıkma bilinci ve umudu ile

Saygılarımızla, 

Kültür Sanat Sen Genel Merkez Yönetimi

Ankara Devlet Tiyatrosu sanatçısı değerli üyemiz Tuncer YIĞCI; çalışanları ilgilendiren sanat ve yönetim kurulu kararlarının, Bilgi Edinme Hakkı Kanunu kapsamında tarafına iletilmesi talebi kurum tarafından reddedilince Bimer’e yaptığı itiraz kabul edilmiş ve kararların iletilmesi istenmiştir. Ancak yönetim, kararların tümünü vermemiştir. ikinci itiraz ile üyemiz  tüm kararları alabilmiştir. Bu süreci Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. adlı kapalı grupta  ifade edince hakkında kınama cezası verilmiştir. Buna karşı açtığı davada ilk derece mahkemede kazanmış, fakat kurumun itirazı üzerine Bölge İdare Mahkemesi itirazı yerinde bulunca Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru hakkını kullanmıştır. 5 yıl süren bu serüven AYM kararıyla üyemizin lehine sonuçlanmış bulunuyor. Bu kararın tüm çalışanların demokratik bir çalışma ortamına kavuşmasına katkı sağlamasını umuyoruz...

Hürriyet Haber :

AYM: Eleştirel yazıya disiplin cezası, ihlal

ANAYASA Mahkemesi (AYM) iki ayrı kararıyla kurum içi ifade özgürlüğüne vize verdi ve eleştirel yazıları nedeniyle disiplin cezası verilen başvuruların ifade özgürlüklerinin ihlal edildiğine hükmetti.

AYM, ilk kararında, Devlet Tiyatroları’nın kurum içi paylaşım sitesinde yazdığı eleştirel yazılar nedeniyle “kınama cezası” alan tiyatro sanatçısı Tuncer Yığcı’nın, “ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine”, yeniden yargılama yapılmasına ve 5 bin 500 lira tazminata hükmetti. AYM, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde yeniden yargılamaya karar verdiği için her iki başvurucunun da disiplin cezası ihlal kararı ışığında kaldırılacak. AYM kararları benzer şekilde disiplin cezası alanlar yönünden lehte örnek niteliği taşıyor. Kurum çalışanlarının üye olduğu internet siteleri, kurum bültenlerindeki eleştirileri nedeniyle verilen disiplin cezalarına karşı dava açıp reddedilenler de AYM’ye başvurabilecekler.

DEMOKRATİK TOPLUM DÜZENİ

AYM ikinci kararıyla Balıkesir Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası’na kayıtlı çalışan, Katılımcı Demokrat Muhasebeci Mali Müşavirler olarak adlandırılan bir grup tarafından çıkarılan “Fenıame” adlı bültende, “Soruyoruz!” başlıklı yazı yayınlayan Metin Yalçın’a verilen disiplin cezasını ifade özgürlüğünün ihlali saydı ve yeniden yargılamaya hükmetti. AYM’nin 6 Şubat tarihli oybirliği ile verilen bu kararı da özetle şöyle:

“Başvurucunun ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamadığı, bu itibarla demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun bir müdahale olmadığı sonucuna varılmıştır. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.”

Cumhuriyet Haber:

AYM'den özgürlük dersleri

Anayasa Mahkemesi (AYM), kurumlarının uygulamalarını eleştiren iki kişiye ceza verilmesini “ifade özgürlüğü” ihlali saydı. AYM, muhalefet etme ve görüş açıklamanın, “demokratik bir katılım için vazgeçilmez olduğunu” vurguladı.

Balıkesir Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası’na kayıtlı olan serbest muhasebeci mali müşavir Metin Yalçın, “Demokrat Muhasebeci Mali Müşavirler” olarak adlandırılan bir grup tarafından çıkarılan “Fername” adlı bültende “Soruyoruz !” başlıklı yazı kaleme aldı. Yalçın, yazıda, oda yönetim kurulunun uygulamaları ile ilgili olarak bazı iddialara yer verildi. Yazı nedeniyle Yalçın’a uyarı cezası verildi. Karara itirazdan sonuç alamayan Yalçın, AYM’ye bireysel başvuruda bulundu. Başvuruyu karara bağlayan AYM, “muhalefet etme” ve “ifade özgürlüğü” vurgusu yaparak yeniden yargılama yapılmasını istedi. Karar oybirliğiyle alındı. AYM, ifade özğürlüğüne yönelik başka bir karar daha verdi. Ankara Devlet Tiyatrosu Müdürlüğü’nde 28 yıldır görev yapan tiyatro sanatçısı Tuncer Yığcı, sadece devlet tiyatrosu çalışanlarının üye olduğu kapalı bir grup olan “Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.” adlı sitede, “Sanat ve Yönetim Kurulu’nun 3 yıllık kararlarını nasıl elde ettim?” başlıklı bir yazı kaleme aldı. Yığcı’ya kınama cezası verildi. Cezaya itirazından sonuç alamayan Yığcı, AYM’ye bireysel başvuruda bulundu. AYM, cezada “kanunilik şartının” sağlanmadığına vurgu yaptı. Ayrıca güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edildiği belirtti. Yeniden yargılama yapılması istendi. Kararda, 5 bin 500 lira manevi tazminat ödenmesine de hükmedildi.

Sayfa 1 / 59