30 Nisan 2012 Pazartesi günü başlayacak 2012-2013 Toplu Sözleşme Süreci hakkında Kültür Sanat İşkolunda yetkili olan sendikamız 25 Nisan 2012 tarihinde saat 10.00′da Mülkiyeliler Birliği Lokalinde Toplu İş Sözleşmesi talepleri ile ilgili kahvaltılı basın toplantısı yapmıştır.

Kültür, Sanat ve Turizm Emekçilerinden Aldığımız Yetki ile Toplusözleşme Görüşmelerine Başlayacak, Taleplerimizi Kararlılıkla Savunacağız!

2.5 milyona yakın kamu emekçisi ile 1 milyon 800 bin memur emeklisinin aylardır merakla beklediği toplusözleşme maratonu 24 Nisan Salı itibariyle başlamış bulunmaktadır. 4688 sayılı yasa yürürlüğe girdiğinden bu yana kültür, sanat ve turizm hizmet kolunda genel yetkili sendika olan Kültür Sanat Sen, bu yıl da hizmet kolunda çalışan 18 binden fazla kültür, sanat ve turizm emekçisinin talepleri, istek ve beklentileri doğrultusunda masaya oturacaktır.

Bilindiği gibi AKP hükümeti, tamamen kendi çıkarları doğrultusunda hazırladığı 4688 sayılı yasanın çıkmasını geciktirmiş, bu nedenle kamu emekçileri ve emekliler ekonomik anlamda ciddi mağduriyetler yaşamışlardır. Öte yandan 4688 sayılı yasada yapılan değişikliklerle evrensel sendikal hak ve özgürlükler gözetilmemiş, hükümetin kendisine yakın sendikaların etkili ve yetkili olmasını istediği, toplu görüşme döneminden bile geri düzenlemeler yapılmıştır.

4688 sayılı yasada yapılan değişiklikler ile yıllardır kararlılıkla savunduğumuz grevli toplu sözleşme hakkımız yasal teminat altına alınmamıştır. Toplusözleşmenin kapsamından tarafların belirlenmesine, uyuşmazlık halinden Hakem Kurulunun yetki ve bileşimine kadar özgür bir toplu pazarlık düzeni ile uzaktan yakından hiçbir ilgisi olmayan, hemen her alanda sendikal özgürlükleri kısıtlamayı hedefleyen değişiklikler yapılmıştır. Yasa değişikliklerinin, özüne de ruhuna da yasakçı ve denetleyici bir mantığın hâkim olduğu, sendikamız Kültür Sanat Sen tarafından çeşitli platformlarda belirtilmiştir.

Bütün itirazlarımıza rağmen, kamu emekçilerinin ücret ve sosyal haklarına ilişkin düzenlemelerin, tamamen hükümetin çizdiği çerçevede ele alınması kabul edilemez bir durumdur. Ancak Kültür Sanat Sen’in hizmet kolunda yetkili sendika olarak sözleşme görüşmelerinde kendi hak taleplerinden vazgeçmeyeceği bilinmelidir.

Kültür Sanat Sen olarak, 2012–2013 toplusözleşme döneminde ilişkin taleplerimiz, işyerlerimizde yaptığımız uzun hazırlık toplantılarında gerek üyelerimizin, gerekse henüz üyemiz olmayan kültür, sanat ve turizm emekçilerinin önerileri ile oluşturulmuştur. Kültür, sanat ve turizm hizmet kolunda yıllardır fedakarca çalışan bütün arkadaşlarımızın öneri, istek ve beklentileri doğrultusunda toplusözleşme masasına oturacak ve görüşmelerin her safhasını kamuoyu ile paylaşacağız. Toplusözleşme görüşmelerini tek başına hükümetin çizdiği sınırlar çerçevesinde değil, uluslar arası sözleşmeler, sendikal hak ve özgürlükler çerçevesinde yürüteceğimizin bilinmesini istiyoruz.

Uzun bir hazırlık süreci sonrasında oluşturduğumuz 2012–2013 Dönemi Toplusözleşme Taleplerimizin bazılarını siz basın mensuplarıyla ve kamuoyu ile paylaşmaktan mutluluk duyuyoruz.


Kültür Sanat Sen olarak 2012–2013 toplusözleşme döneminde;

• Zam oranı olarak 2012 yılı için yüzde 20, 2013 yılı için yüzde 16 zam verilmesini,
• Ek ödemelerin emekli maaşlarına yansıtılmasını,
• 250 TL Aile yardımı, her bir çocuk için 100 TL çocuk yardımı, 4 bin TL evlenme yardımı, 750 TL doğum yardımı, Çalışanın kendisinin görev esnasında kaza sonucu ölümü halinde net 3 bin TL anne-baba eş ve çocukların ölümü halinde net 1.500 TL ölüm yardımı ödenmesini,
• Doğal afet bölgesi olarak ilan edilen yerlerde, çalışanlara asgari ücretin iki katı tutarında, bir yıl süre ile doğal afet yardımı yapılmasını,
• Çalışanlara yılda bir kez Eylül ayında 1.500 TL yakacak yardımı verilmesini,.
• Tüm çalışanlara genel Toplu Sözleşme primi olarak 250 TL verilmesini
• 2012 yılı için 150 TL, 2013 yılı için 180 TL Toplu Sözleşme ikramiyesi verilmesini,
• 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin ek 3. maddesi uyarınca ek ödeme almayan personele ek ödeme verilmesini,
• Yolluk ve harcırahların yüzde 100 oranında artırılmasını,
• Sanat Kurumlarında çalışan sanatkarlara uygulanmakta olan pozisyonların ücret tavan ve taban oranlarının yüzde 20 oranında artırılmasını,
• Sahne uygulatıcısı uzman memurların maaşlarının emekli müktesep hak aylığına getirilmesini,
• Sanat kurumlarında çalışan idari sözleşmelilerin emekliliklerine yansımayan ikramiye ve teşvik ikramiyelerinin emekliliğe yansıması için maaşla birleştirilmesi ve emekli ikramiyelerinin bu hesaba göre ödenmesini,
• Anayasaya, 657 sayılı Kanunun özlük hakları ve disiplin hükümlerine aykırılık arz etmesi sebebiyle performans değerlendirme kriterleri uygulamasına son verilmesini talep ediyoruz.

Hizmet kolumuzdaki 18 bin kültür, sanat ve turizm emekçisi adına grevli toplusözleşme talebimize yönelik ısrarımız sürmektedir. Hükümetin bizleri “tek tipleştirme” ve yandaş sendikaları güçlendirme operasyonuna bütün gücümüzle karşı duracağımızdan kimsenin şüphesi olmamalıdır. Kültür Sanat Sen, grev hakkımızın yasal teminat alındığı, özgür bir Toplu Sözleşme düzeni talep etmeyi ve örgütlenme özgürlüğü önündeki bütün engellerin kaldırılmasını savunmayı sürdürecektir.

Hükümetten ve Kültür Bakanlığı’ndan talebimiz, tek tek işyerlerinde en geniş katılımla oluşturulan toplusözleşme taleplerimizin karşılanmasıdır. Yıllardır kültür, sanat ve turizm işkolunda yaşanan ekonomik ve sosyal hak eşitsizlikleri başta olmak üzere, tüm yapısal sorunlara kalıcı çözümler getirilmesini özellikle talep ediyoruz.

Toplusözleşme sürecinin her aşamasına, tüm olanaklarımızı ve enerjimizi kullanarak müdahil olacağımızı ve temsilcisi olduğumuz bütün kültür, sanat ve turizm emekçileri adına hazırladığımız toplusözleşme taleplerimizin arkasında olduğumuzun bilinmesini istiyor, kamuoyuyla paylaşıyoruz.

Üyemiz Konya Mevlana Müzesi çalışanı Necdet Demirkaya görevi başındayken Akp Konya İl Başkan Yardımcısı Necip Çimen tarafından darp edilmişti. Necdet Demirkaya’nın dava açması üzerine ilk duruşma günü olan 2 Nisan öncesi basın toplantısı yapılmıştır.

01.04.2012
BASINA VE KAMUOYUNA

AKP hükümetinin önceki gün yasalaştırdığı 4+4+4 diye adlandırılan zorunlu eğitimi kesintili hale getirerek eğitim sistemini gerici ve piyasacı hale getirmeyi amaçlayan kanunun ( İlköğretim ve Eğitim Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun) ve Kamu emekçilerinin sendikal mücadelesini etkisizleştirmeyi hedefleyen 4688 sayılı kanunda yapılacak değişiklikleri protesto etmek amaçlı 28-29 Mart 2012 tarihli Eğitim-sen ve KESK’in düzenlediği merkezi Ankara eyleminde Hükümet çalışanlara karşı safını bir kez daha net bir şekilde göstermiştir.
AKP Hükümeti Sendikalarımıza ve emekçilere saldırısını,ülkenin her yerinde, her alanda her fırsatta yapmaktadır. İlimizde bunun son örneğini; Konfederasyonumuz KESK’e bağlı Kültür Sanat sen Konya şubesi üyelerinden Necdet DEMİRKAYA ‘ya 25.12.2011 tarihinde gerçekleştirdiğini biliyorsunuz.
Daha önce sizlerle paylaştığımız bilgileri hatırlarsanız;
Mevlana Müzesi ziyaretine gelen AKP KONYA ili Halkla ilişkilerden sorumlu Başkan Yardımcısı Sayın Necip ÇİMEN türbe içerisinde “Kamera ve Fotoğraf çekmek yasaktır” uyarı yazılarına rağmen türbenin içinde çekim yapmıştır. Görevli memur sendika üyemiz Necdet DEMİRKAYA görevi gereği çekimin yasak olduğunu söyleyerek çekimi sonlandırmasını istemiştir. AKP KONYA ili Halkla ilişkilerden sorumlu Başkan Yardımcısı Sayın Necip ÇİMEN görevli memur arkadaşımıza “sen kim oluyorsun, … beni Müdürüne götür” demesi üzerine Necip ÇİMEN’i müze müdürü ile görüştürmek üzere refakat ederek dışarı çıktığında, Necip ÇİMEN tarafından darp edilmiştir.
Bu olayı tekrar şiddetle kınıyoruz. Bu olay hukuk tanımazlığın geldiği boyutu göstermektedir. Barışın, kardeşliğin ve hoşgörünün sembolü olmuş Mevlana huzurunda bu olayın gerçekleşmesi ayrıca üzüntü vermektedir.
Olay günü sizlerle paylaştığımız gibi bu darp ve hukuk tanımazlığı yargıya taşıdık ve takipçiyiz. Yarın 2 Nisan 2012 pazartesi günü Konya 6. Asliye Ceza Mahkemesinde sabah 09.50 de duruşması vardır. Bir kez daha bu davanın takipçisi olduğumuzu hatırlatır, failin en ağır şekilde cezalandırılmasını istiyoruz.
Tüm bu baskıları ve hukuk tanımazlığı protesto etmek, iki gün önce Merkezi iki günlük Ankara eyleminde hükümetin tavrını ve duruşunu protesto etmek için (yarın) 2 Nisan 2012 saat 12.00 de camlı köşkte buluşmak üzere…..

KONYA KESK Şubeler Platormu

Sanat kurumlarında güvencesiz ve sendikasız olarak çalıştırılan “Geçici süreli sözleşmeli Personel”in (Misafir Sanatçı) kamu Görevlileri sendikalarına üye olabileceğine dair açmış olduğumuz TESPİT davasının 22 Mart 2012 Perşembe günü sabah saat 09.30’da 3. İş mahkemesinde duruşması öncesi adliye sarayı önünde saat 09.00’da sendikamız basın açıklaması yapmıştır.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın yasal dayanak olarak sunması gereken belgeler için zamana ihtiyaç olduğu beyanından sonra mahkeme tarafından 2. Duruşmanın 17 Mayıs 2012 tarihinde yapılmasına karar verilmiştir. 

DEĞERLİ BASIN EMEKÇİLERİ
Bugün burada Sanat kurumlarında kadroluların görevlerini yapan ancak ne kamu görevlisi ne de işçi olmadıkları iddia edilen Misafir sanatçıların kamu görevlileri sendikalarına üye olabileceğine dair, sendikamız Kültür Sanat-Sen’in açmış olduğu davanın duruşması için bulunuyoruz.
Sanat kurumlarında “Misafir sanatçı” sıfatı tüm Dünyada olduğu gibi ülkemizde de aslında “Tek bir eserdeki önemli bir rol için davet edilen eser bittiğinde asıl görevine dönen Sanatçılar” için kullanılan bir adlandırmadır. Geldiğimiz noktada ise, Misafir Sanatçı sıfatı her yerde çalıştırılan joker bir kadro adı halini almıştır.
Şu anda Devletin Sanat Kurumlarında İdari sözleşmeli personelin görevini yaptığı halde güvencesiz ve sendikasız olarak 6 aydan 12 aya kadar sözleşmeyle çoğu 50 tl yevmiyeyle çalıştırılan, sanatsal yardımcı eleman, sahne üzeri ve gerisi teknik personeli ve Sanatçı olarak çoğu Konservatuvar mezunu 1500’e yakın Misafir sanatçı personel bulunmaktadır. Bu joker personel yasal bir düzenleme olmadfığı için, günde 16 saate kadar çalıştırılabilmektedir.Oysa her şeye rağmen ne 4/Bliler ne de 4/Cliler bu kadar angaryaya maruz kalmamaktadır. SANAT KURUMLARINDA ANGARYAYA SON!
Misafir Sanatçıların Kamu görevlisi olduğunu kanıtlamak için dava açmak zorunda kalmamızın müsebbibi ise ne yazık ki başka bir sendika, Memur-Sen’e bağlı Kültür Memur-Sen’dir. Kültür Memur-Sen Devlet Personel Başkanlığından kamu görevlisi olmadıklarına dair YASAL BİLGİ DEĞİL MÜTAALA almış, böylece de sebep olduğu güvencesizlik ve sendikasızlıktan hiç rahatsız olmadığı gibi, Kültür Sanat-Sen olarak Misafir sanatçıları üye yaptığımız için bizi “Yağız hırsız” ilan etmiştir. Oysa Kültür Memur Sen’in hesabı zaten kendisine üye olmak istemeyeceklerin sendikalı olmasını da engellemektir. Bu durum bir sendika için dünyada eşi benzeri görülmemiş bir emekçi karşıtı tutumdur ve dava ne şekilde sonuçlanırsa sonuçlansın, bir sendika olarak bu kara lekeyi hiçbir zaman üzerinden atamayacaktır. EMEKÇİ DÜŞMANLIĞI UNUTULMAZ!
Sendikamız ise Devlet Personel Başkanlığına MÜTAALA değil yasal statü sormuştur. Cevap: “bunlar işçi de değil, kamu görevlisi de” olmuştur. Oysa Misafir sanatçı istihdamına dayanak yaptıkları 190 ve 375 SAYILI KHK, BÜTÇE KANUNUN 23. MADDESİ dahil kamuyla ilgili tüm yasal hükümler diğer kamu görevlileri ve daha çok da kadrolu İdari sözleşmeliler ve 4/Bliler’le ilişkilendirilmiş hükümlerdir. Ayrıca başta ANAYASA, 4688 SAYILI YASA ve CEZA KANUNU da kamuda 657’nin 1. ve 4. Maddeleri dışında istihdamı yasadışı saymaktadır. Bu durumda geriye tüyler ürperten tek bir olasılık kalmaktadır,o da köleliktir. MİSAFİR SANATÇI KÖLE DEĞİLDİR!
Devlet Personel Başkanlığı ve Kültür Memur-Sen’in aynı türküyü söylemeleri tesadüf değildir. Çünkü Kültür Memur-Sen her yerde hükümetle yakınlığıyla övünmekte hatta bürokraside önemli rol oynadığını iddia etmektedir. Anlaşılmayan konu ise şudur, Hükümet zaten iyi bir şeyler yapacaksa nerdeyse kendisiyle beraber çalışan bir sendikaya ve konfederasyona niye ihtiyacı vardır? Bu tüm kamu emekçilerinin sorması gereken bir sorudur; çünkü Memur-Sen’in Uluslarası Sendikalar Konfederasyonu tarafından üyeliğe alınmamasının nedeni hükümetten bağımsız olmaması, yani hükümetin güvencesizleştirme politikalarına karşı emekçilerin yanında olmamasından kaynaklanmaktadır. Şimdi üyeliğe bu nedenle alınmayan Dünyada tek konfederasyon olan Memur-Sen, Toplu Sözleşmede tüm Kamu emekçilerini temsil etmekten bahsetmektedir; ancak buna kimse inanmadığı için en çok üyeye sahip olsa da, emek dünyası içinde tamamen anlamını yitirmiş durumdadır. Kültür,Sanat ve Turizm hizmet kolunda yetkili olan sendikamızsa, Toplu Sözleşmede de Kültür Memur-Sen’in çanak tuttuğu güvencesizleştirme, hak kayıpları ve sendikasızlaştırmaya karşı her türlü mücadeleyi verecektir. TOPLU SÖZLEŞME HAKKIMIZ GREV SİLAHIMIZ!
AKP hükümetinin adım adım gerçekleştirdiği, Sanat kurumlarında kadrosuzlaştırma hedefinin en önemli ayağı olan bu sendikasızlaştırma planı ise, kamuda istihdamla ilgili yasal metinler ve hukuk mücadelemizle boşa çıkarılacaktır. Sendikamızın Kültür ve Sanat hizmet kolundaki fiili meşru emek mücadelesi ise, dün olduğu gibi bugün ve yarın da kararlılıkla sürecektir. MİSAFİR SANATÇI KAMU EMEKÇİSİDİR!

27 MART DÜNYA TİYATRO GÜNÜNÜ YILLARDIR
ÇÖZÜM BEKLEYEN SORUNLARLA KARŞILIYORUZ!

Türkiye’nin ısrarla içine itilmeye çalışıldığı karanlığa karşı sanatın işlevi, anlamı ve öneminin her geçen gün daha da arttığı bir dönemde, Dünya Tiyatro Gününü birkez daha isyanla kutluyoruz.

Kültüre ve sanata yönelik piyasacı müdahalelerin belirgin bir şekilde arttığı bugünlerde, Kültür Sanat-Sen olarak, sahne emekçilerinin süresiz, güvencesiz ve kuralsız çalıştırılmasına karşı, kolektif sanatın gelişmesi ve özgürleşmesi için kararlı mücadelemiz sürmektedir.

Bugün Devlet Tiyatrosu ve Operası, Devlet Senfonileri yasalarına rağmen fiilen işleyemez hale getirilmekte, sahne emekçilerine 16 saate varan anayasaya aykırı angarya çalışma koşulları dayatılmakta, Devlet Tiyatrosunda mevzuat boşluğundan oluşan keyfi uygulamalarla geceyarısından sabaha kadar da çalışma yaptırılmakta, sahne emekçileri kimi günler evlerine bile gidememektedir. Bütün bu çalışmalara fazla mesai ödenmediği gibi bir günlük hafta tatili hakları bile ihlal edilmektedir.

Uluslararası İşgüvenliği ve sağlığı kuralları uygulanmayan Sanat kurumlarında, turnelerde uzun süren yolculuk sonrası sahne emekçileri dinlenmeden çalışmaya zorlanmaktadır. Uygulanan angarya nedeniyle sakatlanıp “ağır iş yapamaz” raporu alanlara sözleşmelerinin fesh edileceği tehdidi yapılmaktadır.

Sahne emekçilerinin ücret ve sosyal hak talepleri görmezden gelinmekte, kadrolularla aynı işi yapan süreli sözleşmeli personel hukuka aykırı olarak güvencesiz, günde 50 TL yevmiyeyle çalıştırılmakta, ne işçi ne kamu görevlisi olmadıkları iddiasıyla sendikasızlaştırılmaktadır. Sendikamız pek çok hukuksuzluğa olduğu gibi, Sanat kurumlarında yerleştirilmek istenen bu hukuka aykırı düzenlemeye de dava açmıştır. Bütün bunların yanı sıra İstanbul AKM gibi birçok sanat mekânının kapatılmak istenmesi ya da yerel yönetimlere devri gibi tartışmalar, Türkiye’de sanata yapılmak istenen siyasi müdahaleyi gösteren dikkat çekici gelişmelerdir.

Bir tür sistemli mobbing anlamına gelen bu uygulamaların yapılabilmesi için ise AKP hükümeti ve Bakanlık gerçek dışı beyanlarla Sahne emekçilerini toplumun gözünden düşürmeye çalışmaktadır.
Kültür ve sanatı “elitlerin işi” göstererek, toplumdan dışlamaya çalışan özelleştirmeci zihniyet, ülkemizin tarihsel, kültürel, sanatsal değerlerini gerçek dışı bilgilerle karalamaya çalışarak ve toplumsal barışı zedeleyebilecek, inanç gibi hassas konuları harekete geçirerek, tehlikeli söylemlerle bir taşla birkaç kuş vurma peşine düşmüş görünmektedir.

Önce, sayıları topu topu 6500 civarında olan Sanatçı ve Sahne emekçilerinin toplumun parasını boşuna harcadığı vurgulanmış, sonra Devlet Sanat yapmaz denmiş, ardından Sanat uzmanlık istemez herkes olabilir denmiş, en son olarak da, daha dün, Vatan gazetesinde yer alan habere göre, Cumhurbaşkanlığından “Muhafazakar Sanat yapısını oluşturmalıyız” açıklaması gelmiştir. Toplumun inancı ve siyasi tercihlerine karşı tarafsız olması gereken Cumhurbaşkanlığı için manidar olan bu söylemse aslında ne yazık ki tesadüf değildir.

Bu söylemler 12 Eylül darbesini gerçekleştiren sermayenin kamu kurumlarının gereksizliği hatta para tuzağı olduğu ve özelleşse toplum için daha iyi olacağı propogandasında da kullanıldı; o gün olduğu gibi, AKP döneminde de halkın önemli ihtiyaçlarını karşılayan yüzlerce kamu kurum ve kuruluşu bu propagandayla ya satıldı ya da kapatıldı ama Brecht’in de söylediği gibi “ama ekmek satılmadı eskisinden ucuza…” Brecht kapitalizmin ve onun bekçisi faşizmin karanlık yüzünü halka gösteren çok değerli Tiyatro yazarlarından yalnızca biri ve Sanat kurumlarını susturmak isteyenler aslında en çok da onları susturmanın yolunu arıyor gibiler.

Ne müzelerin özelleştirilmesi, ne kütüphanelerin kapatılması ne de Sanatın baskılanarak sanat kurumlarının toplumdan dışlanmaya çalışılması toplumun hiçbir kesimini mutlu kılacak icraatlar değildir. Bir toplumu mutlu kılacak icraatlar bellidir; herkese güvenceli iş, herkese ekmek, fırsat eşitliği, herkese parasız eğitim, parasız sağlık ve sosyal devletin olmazsa olmaz parçası kültür ve sanat. Sanat kurumlarımızın kapıları dün olduğu gibi bugün de ayrım yapmaksızın tüm topluma açıktır. Seyirci sayısı ve yelpazesi de bunu kanıtlamaktadır zaten.

İnançla ilişkilendirilen toplumsal barışı zedeleyebilecek söylemlerse tıpkı diğer özelleştirme ya da kapatıp yok etme söylemleri gibi, aslında toplumda yankısını bulmayacak, bu nedenle de toplumun tüm kesimlerine yapılan fiili baskıyla icra edilebilecektir ancak.

Kültür Sanat-Sen olarak Sanatı gözden düşürmeye, sahne emekçilerini güvencesiz hale getirmeye çalışan ucuz ve pazarlamacı zihniyete karşı mücadelemiz kararlılıkla sürerken taleplerimiz şunlardır:
 Genel bütçedeki Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın payı en az Diyanet Başkanlığı’nın payı kadar olmalıdır.
 Ödenekli sanat kurumları katkı payları ile amatör ve özel tiyatrolara verilen mali destek artırılmalıdır.
 Sanat kurumlarının yasalarına dokunulmamalı, siyasi müdahaleler yapılmamalı, bu kurumların mevzuatları kendileri tarafından hazırlanmalıdır.
 Kadrolu, iş güvenceli, sendika hakkı olan İdari Sözleşmeli istihdamı sabitlenmelidir.
 Yeni sanat ortamları ve mekanları için yatırım yapılmalıdır.
 Okullarda sanatın çeşitli dalları mutlaka ders olarak yer almalıdır.
 Sahne emekçilerinin özlük ve mali hakları yeniden düzenlenmeli ve Sanat Kurumlarını kapatma ya da özelleştirme sevdasından vazgeçilmelidir.
 Geçici süreli sözleşmeliler İdari sözleşmeli olarak kadroya alınmalıdır.
 Hiçbir yasal dayanağı olmayan performansa dayalı çalışma uygulamalarına derhal son verilmelidir.
Kültür Sanat Sen olarak, tüm Sanatçı ve Sahne emekçilerinin Dünya Tiyatro gününü kutluyor, perdelerin daima bağımsız, özgür ve özerk sanat için açılacağı günleri birlikte yaratmak için herkesi ortak mücadeleye çağırıyoruz ve yine Brecht’in çok tanıdık bir dizesiyle bitiriyoruz sözümüzü;

KURTULUŞ YOK TEK BAŞINA, YA HEP BERABER YA HİÇBİRİMİZ!
SELAM OLSUN DÜNYANIN TÜM SAHNE EMEKÇİLERİNE!

Türkiye, bu yıl 48. kez Kütüphane Haftası kutlayacak. 26 Mart- 1Nisan tarihleri arasında kutlanacak olan Kütüphane Haftası, kutlamadan ziyade kütüphanelerin sorunlarının biriktirilerek tartışıldığı günler haline gelmiştir. Kütüphanelerin içinde bulunduğu durum hiç de umut verici değildir. Türkiye’deki kütüphaneler, hem sayı, hem içeriğinde yer alan eserler, hem de ziyaretçi açısından oldukça geri duruma getirilmiştir. Halk kütüphanelerinin istatistiklerinden, bu kütüphanelerin kullanıcı ve üye sayılarının da yıllar itibariyle düştüğü gözlemlenmektedir. Okul kütüphanelerinin yetersiz kalması nedeniyle kitap okumaktan ziyade ödev yapmak amacıyla gelen sadece öğrencilerin uğrak yeri haline gelmiştir.

Öncelikle bir ülkenin eğitim sisteminin okuma alışkanlığını geliştirecek, bilimsel eğitim ve öğretimi yaygınlaştıracak, mevzuatları düzenlemesi gerekmektedir. Birbirinden bağımsız olmayan eğitim ve kültürün birlikte yürütülebileceği çalışmaların olmaması, mevcut müfredatlarda kitap ve kütüphanelere önem verilmemesi, kütüphaneciliğin seçmeli ders olarak dahi okutulmaması, çocukları ve gençleri ezberci, bilimsel olmayan kavramlarla kitaplardan tamamen uzaklaştırmıştır. Eğitim politikası kütüphanelerin gelişmesinin önünde engel olması gelecek kuşakların düşünmeyen, araştırmayan, sorgulamayan ve üretmeyen kitlelere dönüştürülmesine neden olmaktadır.

Alınan yayınların bilimsel içerikli, objektif ölçütler doğrultusunda, toplumun gereksinimlerine cevap verebilecek, estetik duygularını geliştirebilecek ve demokrasi kültürünü yerleştirerek toplumun gelişmesine hizmet edecek nitelikte olmalıdır. Ayrıca Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü’nün bütçeden ödeneği yıllar itibariyle gittikçe kısılmış, yetkisi daraltılmış, herhangi bir proje hazırlamak bir yana kanun ve mevzuat konusunda bile yıllarca ilerleme sağlayamamış, uzman personellerinin mali sosyal ve özlük haklarında iyileştirme yapamamışken nitelikli bir hizmet beklentiside anlamsızdır.

Halk kütüphaneleri, mevcut kullanıcı potansiyelinin yanında, aynı zamanda dışlanmış gruplar ve engellilere hizmet sunabilen birer eğitim-kültür merkezi de olmalıdır.

Kütüphaneler yerel yönetimlerin insafına bırakılamaz

Kütüphaneciler olarak kütüphanelerin yerel yönetimlere devredilmesini istemiyoruz. “Yerel yönetimler, yasal zorunluluk olmadığı sürece politik ve rant getirisi olmayacağı düşüncesiyle kütüphane hizmetlerine yeterli finansal kaynak ayırmayacaktır. Halk kütüphanelerine seçilen kaynakların, yerel yöneticilerin politik tavrına bağlı olarak alınacağı da aşikârdır. Uzman personel eğitim aldığı uzmanlık alanı dışında farklı işlerde kullanılacaktır.

Ülkemizin toplumsal bellekleri olan kütüphaneler yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır.
Kültür politikaları da en az milli eğitim konuları kadar önemli ve ulusaldır. Halkın okuma alışkanlığı ve orta öğretim den sonra ücretsiz olarak özgürce bilgi ve becerilerini geliştirebilecekleri yerler olan halk kütüphanelerinin yönetici kadroları ihtisas elemanlarından oluşamaması okuma kültürünü yok edecek ve verilen hizmeti niteliksizleştirecektir. Ardından da iktidarlar tarafından devredelim satalım söylemleri başlayacaktır.

Gezici kütüphaneler gezemiyor. Halk kütüphanelerinin gezici kütüphane ağları ile desteklenmesi gerekirken var olanlar bile personel ve ödenek yetersizlikleri nedeniyle zaman içinde yok olarak yaşamımızda nostalji olarak yerini alacaktır.

Sürekli yön ve muhatap değiştiren halk kütüphanesi politikasının, personel alımı standardı ile de hedefe ulaşamadığı görülmektedir. Bu gün ülkemizin birçok ilçesinde kütüphaneci bulunmamaktadır.

Ülkemizdeki uygulamalara bakıldığında, Bilgi –Belge Yöneticileri ve uzmanlarının gerek istihdam edilmelerindeki yaşanan sıkıntılar gerekse bilgi merkezlerindeki alt yapı sorunlarının çözülmemiş olması ülkemizin kültür politikalarını da olumsuz etkilemektedir.

Kütüphanelerin geliştirilmesi için “Kütüphaneler Yasası”nın mutlaka ve geciktirilmeksizin çıkarılması gerekmektedir.

Maliye Bakanlığı daha önce olumlu görüş vermesine rağmen, bir soru önergesine verdiği yanıtta bu meslek için” mesleki teknik eğitim” almamışlardır diyerek kurumların kafasını karıştırmakta, adeta yürütmenin başıymış gibi davranmaktadır. YÖK’ün görev alanına giren bir konuda kendi görüşünü dayatmaktadır. Kaldı ki Danıştay içtihatlarıyla görüleceği üzere üniversite mezunları için “mesleki teknik eğitim “şartı kaldırılmıştır.

10.01.2010 bakanlar kurulu kararı ile teknik hizmetler sınıfına geçirilen, 04.07.2011 tarihli Kanun Hükmünde Kararname ile de kanun niteliği kazandırılarak kadro ihdasları teknik hizmetler sınıfına yapılan Kütüphaneciler emsal unvanlar ile (arkeolog, istatistikçi vb.)657’de aynı grupta değerlendirilmelidir.

Yıllar boyunca yoğun toza maruz kalarak çalışan, astım vb. hastalıklara yakalanma riski olan kütüphane çalışanlarına iş riski tazminatı verilmelidir.

İstanbul AKM’yi Kurtaran Kültür ve Turizm Bakanlığı Değil,
Kültür ve Sanat Örgütlerinin Kararlı Mücadelesidir!

Kültür ve Sanata verilen değer, bir ülkenin gelişmişlik düzeyi açısından önemli bir gösterge olarak kabul edilmektedir. Kültür ve Sanatı “elit” bir uğraş olarak görüp küçümseyen çağdışı zihniyet, toplumun ve ülkemizin tarihsel, kültürel, sanatsal değerlerini gerçek dışı bilgilerle yozlaştırıp, manipüle ederek, toplumun derin bir karanlığın içine çekilmesine neden olmaktadır. Bu zihniyetin bir yansıması olanların, Devlet Operası ve Tiyatrolarının ve daha bir çok kurumun yaşadığı sorunlara çözüm bulmaktan kaçınanların, sadece Kültür Sanat örgütleri açısından değil, tüm toplum tarafından önemsenen AKM gibi değerleri tadilat gerekçesiyle yıkma girişimlerini unutmuş değiliz.
2008 Mayısı AKM perdelerini kapadı. Yıkılacak-yenilenecek tartışmaları ve çeşitli projeler dolaştı kamuoyunda… 2010 İstanbul Kültür Başkenti Ajansı 75 trilyonluk AKM tadilat parasının nereye gittiğini açıklayamadı ve AKM’yi teğet geçti!
AKM’nin korunup korunmayacağı iktidar, Bakanlık ve Ajans hatta bir kısım medya tarafından ısrarla tartışmaya açılıp aslına uygun yapılmasını isteyen sendikamız başta olmak üzere demokratik kitle örgütleri AKM’nin yapılamamasından dolayı sorumlu tutulmaya çalışıldı. Hatta daha ileri gidilerek mahkeme hedef gösterildi ve AKM panolarına “Mahkemenin aldığı karar nedeniyle AKM yapılamamaktadır.” afişleri bile asıldı.
Geçtiğimiz dört yıl içinde, AKP hükümetinin kültüre ve sanata yönelik saldırıların hem hedefi hem de önemli bir simgesi haline gelmiş olan AKM’nin tadilat gerekçesiyle yıkılmayacak olması, basına yansıtıldığı gibi Kültür ve Turizm Bakanlığının başarısı değil, sendikamız, Mimarlar odası ve çok sayıda diğer kültür ve sanat örgütünün kararlı mücadelesi ve ısrarlı takibinin sonucudur.
AKM’nin geleceği için belleğimize, sanatımıza, hakkımıza sahip çıkmak için alandaki demokratik kitle örgütleriyle onlarca eylem gerçekleştirdik. 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununa uygun onarım yapılmasını istedik. Uzun bir mücadele ve takip neticesinde, sonunda AKM’nin yaklaşık onarım maliyetinin yarısına yakını Sabancı Holding’ten alınarak yapılacağı Bakanlık tarafından basına yansıtıldı; ancak Koruma Kurulundan geçen projenin Tabanlıoğlu Mimarlıkla uzlaşmaya varılan proje olup olmadığı hala bilinmemektedir. Sabancı Holding’in AKM’nin aslına uygun yapılması koşulu getirmesini ise memnun edici bir söylem olarak kabul etmekteyiz.
Sendikamız, mekânsal olarak tarihi, sosyolojik değerleri olan sanat ortamlarına ve kültür merkezlerine, AKM gibi önemli yapılara sahip çıkmaya devam edecek, AKM’nin ve diğer kültür ve sanat değerlerimizin halkın yararına ve onların hizmetinde olması için dün olduğu gibi, bugün ve gelecekte de kararlı mücadelesini sürdürecektir.

Misafir Sanatçıların Sendika Üyeliğine İtiraz Eden Kültür Memur Sen Kimi Temsil Ediyor?

Memur Sen’e bağlı Kültür Memur Sen Sendikası Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü’ne bir yazı yazarak, merkez ve taşra teşkilatlarında çalışan 270 figüran, 30 sanatsal yardımcı eleman, 500 misafir sanatçı ve 485 sahne uygulatıcılarından oluşan toplam 1285 kültür ve sanat emekçisinin sendika hakkının olmadığını ileri sürmüş ve belki de sendikal mücadele tarihinde görülmemiş bir adım atarak, işveren konumunda olan Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü’nden Kültür Sanat Sen’e üye olan misafir sanatçıların aidatlarının kesilmemesini istemiştir.

Bu yazı ile Kültür Memur-Sen, Devlet Personel Başkanlığının bilimsel ve hukuki dayanaktan yoksun mütalaasını temel alarak, geçici süreli sözleşmeli personelin kamu görevlisi niteliği taşımadığını bu nedenle de kamu görevlileri sendikalarına üye olamayacaklarını iddia etmektedir. Devlet Personel Başkanlığı daha da ileri giderek, söz konusu personelin işçi de olamayacaklarına dair bir mütalaa daha yayınlamıştır. Tüm bu emekçi düşmanı politikalara karşı sendikamız, misafir sanatçıların sendikamıza üye olabileceklerinin tespiti için, zamanında tekel işçilerinin kamu görevlileri sendikalarına üye olabilecekleri kararını da vermiş olan Ankara 3. İş Mahkemesine başvurarak tespit davası açmıştır. Yani sendikamız, kamu işvereninin yanında bir başka sendikaya karşı da mücadele sürdürmek zorunda kalmıştır.

Sendikanın görevi, bulunduğu hizmet kolunda ki tüm emekçilerin hakkını korumaktır. Bu konuda önüne çıkan engelleri aşmak için mücadele etmelidir. Sendikal örgütlenmenin önündeki setlerin kaldırılması da bunlardan biridir. Bilindiği gibi, kültür, sanat ve turizm hizmet kolunda genel yetkili olan sendikamız Kültür Sanat Sen, hizmet kolumuzda çalışan bütün kamu emekçilerini aralarında hiçbir ayrım yapmaksızın örgütlemeye çalışmaktadır. Durum böyleyken nasıl bir sendika örgütlenme hakkını kullananları resmi yazı ile “ihbar” eder ve kendine sendikayım der.

Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu(ETUC) tarafından hükümetten bağımsız olmadıkları gerekçesiyle üyelikleri kabul edilmeyen bir konfederasyona bağlı olan Kültür Memur Sen’e sesleniyoruz; bir hükümet görevlisi bir ili ziyarete gittiğinde neden Memur-sen temsilcisini eşlikçi olarak tercih eder.

Nasıl bir sendika, güvencesiz kamu çalışanları için , “yalnızca kamu görevlileri sendikalarına değil, işçi sendikalarına da üye olamayacaklarını” söyleyen bir zihniyetin yanında durur.
Her yerde ve her konuda hükümete yakınlıklarıyla övünen bir sendika nasıl bir sendikadır.
Süreli sözleşmeli sanat emekçilerinin sendikaya üyelikleri sizleri neden bu derece rahatsız ediyor?
Toplu sözleşme görüşmelerinde işveren konumunda olan bir kuruma resmi yazı yazıp, misafir sanatçıların sendika üyeliklerini iptal etmeye çalışarak kime ya da kimlere hizmet ediyorsunuz?

Sendikalar emekçiden yana mücadele örgütlemedikleri sürece tabela sendikası olmanın ötesine gidemezler. Kültür Memur Sen’in, ezilene karşı ezenin yanında bir tutum sergilemesi sendikal mücadele açısından utanç verici bir durumdur. Böylesine büyük bir ayıba imza atanların, yarın kültür, sanat ve turizm emekçilerinin karşısına nasıl çıkacaklarını merak ediyoruz.

Bugüne kadar Kültür Sanat Sen olarak, hizmet kolumuzda çalışan bütün arkadaşlarımızın gün be gün yok edilmeye çalışılan hakları için yürüttüğümüz mücadelemizde, birilerinin yaptığı gibi bakanlık bürokratlarına değil, kendi öz gücümüze dayanarak hareket ettik. Bugünden sonra da bu çizgimizi sürdürmekte kararlıyız. Kültür, sanat ve turizm emekçileri, kimlerin kendileri için mücadele ettiğini ve haklarını savunduğunu çok iyi bilmektedir. Kültür Sanat Sen’in mücadele çizgisi, işverenle içli dışlı olarak ya da onlarla kol kola gezerek değil, talepler üzerinden mücadele ile belirlenmiştir. Bu son olay, Kültür Memur Sen’in gerçek niyetini ortaya çıkarmıştır. Takdir bütün kültür, sanat ve turizm emekçilerinindir.

KÜLTÜR SANAT-SEN GENEL MERKEZ YÖNETİM KURULU

Kamu emekçilerinin yaşadığı mağduriyetler giderilmeli, grevli toplusözleşme hakkımızın önündeki bütün yasal ve fiili engeller kaldırılmalıdır!

2.5 milyona yakın kamu emekçisi ile 1 milyon 800 bin memur emeklisinin zamlı maaşlarını 15 Nisan’dan önce almasının mümkün olmadığına ilişkin haberler basına yansımaya başlamıştır. AKP hükümetinin kendi çıkarları doğrultusunda hazırladığı 4688 sayılı yasanın çıkmasını geciktirmesi nedeniyle kamu emekçileri ve aileleri ciddi mağduriyetler yaşamaktadır.

Toplu sözleşmeyi sadece konfederasyonlarla yapılacak olan genel toplu sözleşme ile sınırlayan yasa tasarısında grevli toplu sözleşme hakkımız yasal teminat altına alınmamış, örgütlenme özgürlüğünün önündeki engeller aynen varlığını sürdürmektedir. Kapsamından tarafların belirlenmesine, uyuşmazlık halinden Hakem Kurulunun yetki ve bileşimine kadar özgür bir toplu pazarlık düzeni ile uzaktan yakından hiçbir ilgisi olmayan, hemen her alanda özgürlükleri tamamen kısıtlamayı hedefleyen yasa tasarısının özüne de ruhuna da tamamen yasakçı ve denetleyici bir mantığın hâkim olduğu sendikamız Kültür Sanat Sen tarafından çeşitli platformlarda belirtilmiştir.

Bütün itirazlarımıza rağmen, kamu emekçilerinin ücret ve sosyal haklarına ilişkin düzenlemelerin, tamamen hükümetin çizdiği çerçevede ele alındığı 4688 sayılı yasada değişiklik öngören düzenlemeler 23 Ocak Pazartesi günü TBMM’ye sunulmuş olmasına karşın TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda ele alınıp alt komisyona gönderilmesi nedeniyle süreç uzamış ve kamu emekçileri bir kez daha mağdur edilmiştir.

Hükümet güdümlü sendikacılığı ve “sosyal diyalog” mekanizmasını kurumsallaştıran 4688 sayılı yasa değişiklikleri önce Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülecek, daha sonra TBMM Genel Kuruluna gelecektir. Meclis ve Cumhurbaşkanı onayı ile birlikte düşünüldüğünde toplusözleşmenin Mart ayından önce başlayabilmesi mümkün görünmemektedir. Toplusözleşme görüşmelerinin bir ay içinde tamamlanacağı göz önüne alındığında, zamlı maaşların 15 Nisan öncesine yetişmesi mümkün görünmemektedir.

Faturamızı bir gün geciktirdiğimizde bizlerden bedelini yasal faizi ile tahsil etmesini bilenlerin, sıra ülkenin dört bir yanında kamu hizmetlerinin sağlıklı bir şekilde yürütülmesi için fedakarca çalışan kamu emekçilerinin ücret ve sosyal haklarına gelince “üç maymunu” oynamaları dikkat çekicidir.

Kültür Sanat Sen olarak, yurttaşların fatura ve vergi ödemelerini geciktirdiği zaman çeşitli oranlarda “gecikme zammı” yapan hükümete sesleniyoruz; kamu emekçilerinin ücret artışlarını üç ay gibi uzun sayılacak bir süre geciktirdiğiniz için, tüm kamu emekçileri ve memur emeklilerine olağan ücret artışının yanı sıra “gecikme zammı” yapılmalı, KESK ve Kültür Sanat Sen’in 4688 sayılı yasada yapılması düşünülen değişikliklere ilişkin önerileri dikkate alınmalıdır.

Kültür Sanat Sen, grev hakkımızın yasal teminat altına alındığı özgür bir Toplu Sözleşme düzeni talep etmekte ve örgütlenme özgürlüğü önündeki tüm engellerin kaldırılmasını savunmaktadır. Her sendikanın kendi üyeleri adına toplu sözleşme yapabilmesi imkanını sağlamayan bir düzenlemenin bizler tarafından kabul edilebilmesi mümkün değildir.

Komisyonlarda görüşüldükten sonra TBMM Genel Kuruluna sevk edilecek olan yasa sürecinin her aşamasına, tüm olanaklarımızı ve enerjimizi kullanarak müdahil olacağımızı ve temsilcisi olduğumuz bütün kültür, sanat ve turizm emekçileri adına hazırladığımız toplusözleşme taleplerimizin arkasında olduğumuzun bilinmesini istiyoruz.

KÜLTÜR SANAT-SEN GENEL MERKEZİ

Üyemiz, Çanakkale Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’na daktilograf olarak çalışmakta iken amirinin küçümseyici, aşağılayıcı tavırlarına ve cinsel tacizine maruz kalmıştır. Bunun yanı sıra, aynı iş yerinde geçici işçi olarak çalışan bir personelden 19.10.2010 tarihinde mesai saati içinde dayak yemiştir. Sendikamız konuyu mahkemeye intikal ettirmiş ve süreç devam etmektedir. Valilik konu ile ilgili soruşturma açtırmıştır. Müdürün tayini iki ay önce Malatya’ya çıkmasına rağmen halen görevini Çanakkalede devam ettirmektedir. Üyemiz ise 76. Madde konu edilerek Edirne’ye tayin edilmiştir.
Bu konuda 16 Ocak 2012 pazartesi günü Ankara’da saat: 11.30’da Opera Binası önünde buluşup Bakanlık Binası’nın önünde yaptığımız basın açıklamasına ilişkin basın metni :

Kadınlara dayak yemelerini, böylelikle sorunların çözüme ulaşacağını salık veren Bursa Müftüsünden sonra, geçtiğimiz günlerde İstanbul Küçük Çekmece belediyesinde bir söyleşinin konuğu olan Yazar Sema Maraşlı’nın “Kadın erkekleşmemeli, teslimiyetçi olmalı, erkeğin kadınlar üzerinde üstünlüğü var” şeklindeki açıklaması, aslında iktidarın kalemşörleri vasıtasıyla kadınların haksızlığa, hukuksuzluğa karşı tepkilerini pasifize etme ve kanıksatma operasyonunun bir parçası gibi görünmektedir.
Şiddeti, tacizi, tecavüzü kadının yaşamının bir parçasıymış gibi meşrulaştırmaya yönelik olan girişimlerin, erkek egemen kültür ve iktidarın resmi kurumları aracılığıyla da besleniyor olması, kadına yönelik işlenen suçların her geçen gün artmasında önemli bir etmen haline gelmektedir; üyemizin yaşadığı sorunlar da aslında bu bütünün bir parçasıdır.
Çanakkale’ de Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı bir kurumda çalışırken, amirinin tacizine uğrayan üyemiz, konunun mahkemeye taşınması, ses ve telefon kayıtlarının mahkemece bilirkişiye inceletilmesi üzerine, usulsüz olarak bakanlığa bildirilmeden valilik oluru ile Bakanlığa bağlı başka bir kurumda geçici olarak görevlendirilmiştir.
Üyemiz, işyerinde maruz kaldığı cinsel tacizden önce de üç yıl boyunca psikolojik taciz (mobbing) ile mücadele etmiş, göreve başladığı ilk günlerden itibaren, Müdürün küçümseyici ve aşağılayıcı tavırlarına katlanmak zorunda kalmıştır. Bunun yanı sıra, amirinin kışkırtmaları sonucunda aynı iş yerinde geçici işçi olarak çalışan erkek mesai arkadaşından işyerinde dayak yemiştir.
Olayların özellikle yerel basın olmak üzere basında bir hayli yer bulması rahatsızlık yaratmış olacak ki, tepkileri durdurabilmek için amirin tayini Malatya’ya çıkarılmış, ancak aradan 2,5 ay geçmesine rağmen bu tayin gerçekleşmemiştir.
Bir yandan adli süreç devam ederken, üyemiz üzerindeki baskıların artarak devam ettiğini görmekteyiz. 2,5 ay önce hakkında taciz iddiaları bulunan müdürün tayini çıkmasına rağmen tayin belgesinin henüz tebliğ edilemediği anlaşılmaktadır. Oysa tacize uğrayan üyemiz, 06.01.2012 tarihinde müdür odasına çağrılarak Edirne’ye tayin edildiği bildirilmiş ve resmi yazı üç gün sonrasının tarihiyle (09.01.2012) kendisine zorla imzalatılmıştır. Üyemiz tayininin çıktığını o dakikada duymuş, tayin kararı kendisine zorla tebliğ edilmiş, konu ile ilgili avukatını araması bile engellenmiş ve nasıl olabiliyorsa odasından çıkması bile yasaklanmıştır. Bu tebliğ belgesinin altında, her ne hikmetse 2,5 aydır tayini gerçekleşmeyen kurum amirinin imzası bulunmaktadır.
Kültür Bakanı Ertuğrul Günay’a ve tüm yetkililere soruyoruz: Üyemizin Edirne’ye 76. madde uyarınca, hem de şu dönemde tayin edilmesi düşündürücü değil midir? 2,5 ay önce tayini çıkan erkek amire tayini hala tebliğ edilmemişken, üyemizin tayini aynı gün içinde nasıl tebliğ edilebilmiştir? Cinsel tacize ve şiddete karşı sessiz kalmamak suç mudur? Kuruma gelen müfettişin raporunu 10 aydır tamamlayamamasının nedeni nedir? Şubat 2010 tarihinde üyemize il içinde yapılan geçici görevlendirme (Genel Müdürlük personeli olmasına rağmen) usulsüz değil midir?
Cinsel tacize, mobbinge ve şiddete maruz kalan, sessiz kalmadığı için sürgün edilen, aile düzeni alt üst olan üyemizin sürgün emri bir an önce iptal edilmeli ve sorumlular cezalandırılmalıdır.

2014-2015 dönemini kapsayan Toplu İş Sözleşmesi görüşmelerinde sendikamızın taleplerinden biri olan Misafir Sanatçı-Süreli Sözleşmeli Personelin kadroya alınması talebimiz Kamu İşveren Heyeti ve Kamu Görevlileri Hakem Kurulu tarafından kabul edilmemesi üzerine, Kamu Personeli 2013 yılı Kasım ayı Danışma Kurulu toplantısında sendikamız tarafından tekrar gündeme getirilmiştir. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sayın Faruk Çelik’in 2014-2015 dönemi TİS görüşmelerinde çözüme dair yasalaşması gereken genel ve hizmet kollarına ait çeşitli konuları içeren ve Ocak ayında çıkması muhtemel Torba Yasada yer alması düşünülen konular tartışılmıştır. Bu konuların başında 4/C li personelin kadroya alınması gündeme gelmiştir. Sendikamız geçtiğimiz aylarda 100 bine yakın sözleşmelinin kadroya alınması aşamasında Misafir Sanatçı ve Süreli Sözleşmeli Personelin de kapsaması için yoğun çaba harcamıştır. Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı sanat kurumlarında çalışan Süreli Sözleşmeli-Misafir Sanatçı kadrosunda istihdam edilen ve yıllık sözleşme ile çalışan personel için ocak ayında çıkması muhtemel, TİS sürecinde bağıtlanamayan bazı taleplerin torba yasaya ne şekilde eklenebileceği Devlet Personel Başkanlığı ile yapılan toplantıda ele alınmıştır.

03.12.2013 tarihinde Devlet Personel Başkanı Sayın Mehmet Ali KUMBUZOĞLU ile Sendika Genel başkanı Yavuz DEMİRKAYA ve örgütlenme sekreterimiz Şeref EKER ’in katılımları ile yapılan toplantıda Misafir Sanatçı ve Süreli Sözleşmeli Personelin istihdam biçimi ayrıntılı olarak anlatılmıştır. Sendikamız tarafından hazırlanan görev tanımı, unvan, çalışma koşulları, özlük ve mali haklarını içeren dosya Devlet Personel Başkanlığına sunulmuştur. Bu toplantıdan önce DT, DOB ve Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü ile ön görüşme gerçekleştirilmiştir.

Mevcut sanat kurumları ile ilgili yasa tasarısının gündemde olduğu düşünüldüğünde iş güvencesinin önemi bir kat daha artmaktadır. İlerleyen süreçte sendikamız bu konu ile ilgili yoğun biçimde çalışmaya devam edecektir.

Bakanlığımızda THS’na dâhil olarak çalışan ‘Folklor Araştırmacısı, Kütüphaneci, konservatör ve restoratör ." unvanlarına derece verilmesi ve bu unvanların mali ve sosyal hakları ile ilgilide ayrı bir bilgi notu Devlet Personel Başkanlığına sunulmuştur.

Sayfa 3 / 4