Pazartesi, 03 Haziran 2013 13:49

SANAT KURUMLARI SAHİPSİZ DEĞİLDİR!

AKP hükümeti, tüm kamu hizmetlerinde olduğu gibi, bir süredir siyasi ve ideolojik baskılarla yeniden biçimlendirmeye çalıştığı kültür ve sanatı ticarileştirmek, kültür ve sanat kurumlarının toplumsa özünü ortadan kaldırmak istemektedir. Yani Hükümet kamuya ait alanlar üzerinden kelimenin tam anlamıyla silindir gibi geçiyor. Geçtiği her yerde daha fazla sıkıntı ve sorunu da beraberinde getiriyor. Hastanelerin hastası, okulların öğrencisiyken müşterisi olduk. Özelleştirelim güzelleştirelim dediler, faturaları ödeyemez hale getirdiler. Kamu kurumlarının görevlisiyken ücretli köleleriyiz artık. Sıra sanat kurumlarına geldi Sanatkârlara ne unvan verilecek bilemiyoruz ama sanatseverlere ne deneceğini çok iyi biliyoruz:

MÜŞTERİ

Sanat kurumlarının sanatkârı olmazda neyi olur

Sanat kurumlarının izleyicisi olmaz da neyi olur 

Ömründe üç tane opera, tiyatro, bale eseri izlememiş, klasik müzik dinletisi dinlememiş birileri nasıl bu üç kurumu yönetir. Sanat ve sanat emekçilerinin çalışma prensiplerini İl Kültür Turizm Müdürleri mi belirleyecek? Açık öğretim işletme fakültesinden mezun olmak yeterli mi bir ülkenin sanat politikalarını belirlemeye..

Halkımıza sesleniyoruz! Artık bir dur demenin vakti geldi. AKP iktidarı toplumsal yaşamın bütün alanlarını “daha fazla kar” uğruna ticarileştirmiş, hızla piyasa ilişkileri içine çekmiştir. Dünyanın hiçbir yerinde sanat üzerinden kar elde etmeye çalışan bir iktidar yoktur. Kütüphaneler, müzeler, sanat kurumları piyasaya açılacak, üzerinden kazanç hesapları yapılabilecek rant alanları değildir, olmamalıdır!

Daha fazla demokrasi, daha ileri demokrasi diye yeri göğü inleten AKP hükümeti sanat kurumlarında senaryosunu kendinin yazdığı ve yönettiği, adamlarına da oynattığı bir yapı kurmaya çalışmaktadır. Biz böyle bir demokrasi istemiyoruz. Getirilmek istenen sistem, bizzat iktidar partisi tarafından atanan kişilerden oluşturulmaktadır ve sanatın değil iktidarın sözcüsüdür. Mevcut durumda sanat kurumları tüzel kişiliktir ve kendi yasaları ile korunmaktadır. En alt birimlere kadar Sanatkarlar tarafından seçilmiş kişilerden oluşmaktadır. Siyasi iktidarın atamaları ile oluşacak bu kurul farklı sanatlar icra eden kurumları temsil edebilecek bir yapı değildir.

657’de yapılması düşünülen değişikliklerle, kamuya özel sektörden CEO tarzı yönetici atanabilmesinin sağlanması, üst düzey devlet memurlarının iktidarlarla gelip gitmesi için düzenlemeler yapılması hedeflenmektedir. AKP’nin yapmak istediği hükümetin sözünde çıkmayan, halka değil iktidara hizmet eden “hükümet memurları” yaratmaktır. Bu olayın benzeri sanat kurumlarında da yapılmak istenmekte, Yani güvencesiz, proje bazında, hükümet onayıyla çalışacak “hükümet sanatçısı” yaratılmaya çalışılmaktadır. Mevcut sanat kurumlarının yetmiş yıllık bilgi ve birikimini bir çırpıda silip atan bu yasa, yerine sanatsal uzmanlık bakımından yetersiz olacağı açık olan bir kurul getirmek istemektedir. Ve bu kurulun repertuarlarını, sadece iktidarın desteklediği ve onayladığı şekilde belirleyeceği su götürmez bir gerçektir. 

Hatırlanacağı gibi, Başbakan Erdoğan’ın “Devlet eli ile tiyatro olmaz, özelleştireceğiz” demesinin hemen ardından, Şehir Tiyatroları yönetmeliğinde bir değişiklik yapılmış ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından 2 milyon 750 bin TL bedelle 3 oyun satın alınmıştır. Gösterimi yapılacak 3 oyun için 2 milyon 750 bin lira ödemekte mahsur görmemiştir. Halkımızın bilmesi gereken bir gerçek vardır. Devlet Tiyatrolarında 2012 yılında 152 oyun oynanmış olup, oyunlara harcanan para 15 milyon liradır. Hangisi daha verimli gerisini varın siz hesap edin.

Bir de dillerinden hiç düşürmedikleri Avrupa örnekleri var yalnız gerçek anlattıkları gibi değil halkımız bunu da bilmelidir. Avrupa ülkelerinde personelle sanat kuruluşları arasında imzalanan sözleşmelerin içeriğinin ilgili sendika ve sanat kuruluşları arasında yapılan görüşmeler sonucunda belirlendiği ve projeleri belirleyen sanat konseylerinin sanat kuruluşlarıyla finansman garantisi için uzun dönemli anlaşmalar yaptığı bilinmektedir. Bu ülkelerde, bahsi geçen sanat konseylerinin üyeleri seçimle göreve gelen, bağımsız üyelerden oluşmaktadır. AKP’nin taslağındaki gibi bürokratlar ise böylesi bir yapı içinde asla yer almamaktadır. 

İkinci dillerinden düşürmedikleri konu ise sanat kurumlarının “pahalı ve verimsiz” olarak nitelendirilmesidir. Oysa ki Avrupa ülkelerinden örneğin; İtalya’da devletin kişi başı kültür ve sanat harcamaları 112 Euro, Almanya’da 101 Euro, İngiltere’de ise 143 Euro civarındadır. Türkiye’de kişi başına düşen kültür ve sanat harcamasının 10 Euro civarında olduğunu düşünürsek, acaba hükümet hangi pahalılıktan ve verimsizlikten bahsetmektedir.

Buna ek olarak, taslakta örnek alınan İngiliz Sanat Konseyi’nin yapısı ve işleyişi bahsi geçen Türkiye Sanat Kurulu’ndan oldukça farklıdır. Öyle ki; İngiliz Sanat Konseyi 16 üyeden oluşmakta ve bütün üyelerinin çeşitli sanat dallarında yetkin ve uzman kişiler olmaları gerekmektedir. Getirilmek istenen Türkiye Sanat Kurumu’ndaki gibi bürokratlar ise bu yapı içinde yer almamaktadır. Ayrıca, İngiliz Sanat Konseyini oluşturan 16 kişinin 9 ‘u İngiltere’nin bölgelerini yani yerellerini temsil eden kişilerden oluşmakta olup, 1 üye kontenjanı ise siyah ve Asyalı vatandaşlar için ayrılmıştır. Bu özelliğiyle, İngiliz Sanat Konseyi hükümetten bağımsız ve demokratik bir temsil kuruluşu olarak, çoğulcu bir yapıyı benimsemiştir. Tüm bunların yanında, İngiliz Sanat Konseyi, 2011-2015 yılları arasında kültür ve sanata yapılan devlet yatırımının 1.4 milyon Sterlin olduğunu açıklamıştır. Ayrıca Milli Piyango Fonu’ndan gelen desteğin ise yaklaşık 1 milyon Sterlin olduğu belirtilmiştir. Tüm bu özellikler dikkate alındığında, İngiliz Sanat Konseyi ve Türkiye Sanat Kurumu arasında ne yapısal olarak ne de uygulama yönünden hiçbir benzerlik olmadığı görülecektir. 

Sonuç olarak; bu yasa taslağı sanat kurumlarını yok etmeyi amaçlamaktadır. Yerine getirilmesi düşünülen ucube yapı kesinlikle kabul edilemez. Halkın ucuz ve nitelikli sanat hakkı gasp edilemez! Sanat emekçilerinin de kurumları! Kültür Sanat-Sen olarak bu girişime asla izin vermeyeceğimizi kamuoyuna duyururuz.

Hava İş Sendikasının Grev Hakkına Sahip Çıkıyoruz, Mücadelesini Destekliyoruz…Hava İş Sendikasının Grevine  İstanbul Bölge Şubemiz tarafından destek ziyareti yapılmıştır.
Hava İş Sendikasının Bilgilendirme Yazısı :

Değerli yolcular,
Türkiye hükümeti ülkenin kısıtlayıcı hükümlerle dolu olan sendika karşıtı yasalarını daha da anti-demokratikleştirerek, havacılık sendikalarının greve çıkma hakkını ortadan kaldıran adımlar atmaktadır.
11 Mayıs günü iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) bir milletvekili olan Metin Külünk, var olan Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt yasasına yönelik bir değişiklik tekli verdi. Bu yasa değişikliği teklinin amacı havacılık sektörünü grev yasağı kapsamında yer alan işkolları arasına sokmaktı.
Sendikamız Hava-İş (Türkiye Sivil Havacılık Sendikası) hâlihazırda havacılık işçilerinin grev hakkını ortadan kaldıran bu girişime karşı mücadele vermektedir.
29 Mayıs günü, Türk Hava Yolları’nda ve Türk Hava Yolları Teknik’te çalışan işçiler kendilerini iyi hissetmediklerini belirterek bir günlük doktor raporu aldılar –mevcut yasal kısıtlamalar altında hükümetin planlarını protesto edebilmek için başvurabilecekleri tek yöntem buydu.
Hemen sonrasında Türk Hava Yolları’nda çalışan 300 ve yüzde 100 THY’nin iştiraki olan Türk Hava Yolları Teknik’te çalışan 45 işçi işten çıkarıldılar. Bu insanlara metin mesajları ve e-posta gönderilerek ya da telefon edilerek işten çıkarıldılar ve giriş kartları iptal edildi. Türk Hava Yolları aynı zamanda sendikaya karşı dava açacağını da ilan etti. Şirketin amacının sendikayı ortadan kaldırmak olduğu ortadadır.
4 Mayıs günü havacılık işçilerine greve çıkma ve grevlerde yer alma yasağı getiren yasa değişikliği Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından onaylandıktan sonra Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Beklendiği gibi Gül yasa tekli değişikliğine onayını çok hızlı bir biçimde verdi.
Şurası çok açıktır ki, gün geçtikçe daha baskıcı hale gelen AKP hükümetinin, konu işçiler ve sendikal haklar olduğu zaman uluslararası yükümlülüklerini yerine getirmek gibi bir niyeti bulunmamaktadır. Başkanımız Atilay Ayçin’in kısa bir süre önce söylemiş olduğu gibi: “Grev hakkı olmadan, sahip olduğumuz diğer birçok hak ve zorluklarla elde etmiş olduğumuz kazanımlar tehlike girecektir ve henüz elde edememiş olduklarımızı da elde etmemiz olanaksız hale gelecektir.

Perşembe, 14 Mart 2013 20:21

7 Gün 24 SAAT SANAT

Kadıköy-Selamiçeşme Özgürlük Parkı 16-22 haziran 2012 Gece gündüz,24 saat sahne,durmaksızın. Tiyaro oyunları, kukla gösterileri,dans,müzik,pandomim,kısa film,paneller,söyleşiler,ustalar,gençler ard ardına sahnedeler. Sürebildiği kadar özgür sanat için üretip,sergilediler. 

SANAT MARATONU SÜRÜYOR! Gel Şehrim, Seyreyle!

24 saat durmadan ve günlerce sürecek olan Sanat Maratonu'muz, 16 Haziran 2012 Cumartesi günü, Kadıköy Selamiçeşme Özgürlük Parkı'nda, saat 17:00 de okunacak basın bildirisinin ardından başlayacak!

16-22 Haziran tarihleri arasında gerçekleştirmeyi amaçladığımız ve ardı ardına eklemlenen, tiyatro, dans, müzik, şiir dinletileri, söyleşiler, kısa film gösterileri gibi, sanatın pek çok dalından gönüllü katılımlarla oluşturulan Sanat Maratonu'muz, gece gündüz devamlılığı nedeniyle bir ilk olma niteliği taşıyor. 

Genco Erkal, Tülay Günal, Vedat Sakman, Grup Gündoğarken, Levent Kırca, Çiğdem Erken, Güvenç Dağüstün, Fırat Tanış, Ufuk Karakoç ve daha pek çok sanat meslek örgütünün, Şehir Tiyatrosu, Devlet Tiyatrosu, Özel Tiyatrolar, Üniversite topluluklarından sanatçıların katılımıyla gerçekleştirilecek bu benzersiz "Sanat Maratonu"Guınness gözlemcilerince de takip edilecektir. Halk ile sanatın ve sanatçıların buluşması ve dayanışması için tasarlanan, dünyada bir benzeri daha olmayan Sanat Maratonu'muza herkes davetlidir.

İstanbul Devlet Opera ve Balesi Müdürlüğü ve Sendikamız arasında 14 Aralık 2012 tarihinde gerçeleşen toplantı tutanağı ektedir.