Açık Gazete 13.07.2011
Türkiyede Sendikal Haklar – , Boyut:105.3 kB, 54 kez indirildi
Devamı →
TEM
Türkiyede Sendikal Haklar – , Boyut:105.3 kB, 54 kez indirildi
Devamı →
Kültür_sanat_ve_Turizmde_talana_Karşı_.pdf – , Boyut:621.43 kB, 58 kez indirildi
AKP_Sanata_Kör_Bakıyor – , Boyut:184.73 kB, 55 kez indirildi
Baskılara_Karşı_Mücadele_Çağrısı – , Boyut:1.73 MB, 48 kez indirildi
13 Ocak 2011 CUMHURİYET GAZETESİ
Sanat meslek örgütlerinden Erdoğan’a tepki
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Kars’taki İnsanlık Anıtı heykelini ısrarla “ucube” olarak nitelendirmesi ve heykelin kaldırılmasını istemesi, sanat meslek örgütlerinin tepkisine neden oldu. Birleşmiş Ressamlar ve Heykeltıraşlar Derneği Başkanı Önder Aydın, heykelin sanatçı Mehmet Aksoy’un rızası dışında kaldırılmasının yasal olmadığını savundu.
ANKA
Ankara – Birleşmiş Ressamlar ve Heykeltıraşlar Derneği Başkanı Önder Aydın yaptığı açıklamada, Başbakan’ın heykeli beğenmemesinin doğal karşılanabileceğini, ancak bütün sorunun “bunu kaldırın” dediği anda başladığını ifade etti. “Sanat eserleri devlet adamlarının iradeleriyle ortadan kaldırılacak olursa orada demokrasiden bahsedilemez” diyen Aydın, “O heykelin oradan nasıl kaldırılacağının koşulları bellidir. Sanatçının rızası olması gerekir. Yasal olarak sanatçıdan izin alınmaksızın hiç kimse o heykeli oradan kaldıramaz. Böyle bir yasal yetki yoktur. Yasalarda olmayan bir şey için kimse, Başbakan dahi olsa, bunu yapamaz. Sanaçtı Mehmet Aksoy ile, heykeli sipariş eden Kars Belediyesi arasında bir sözleşme olması gerekir. Dolayısıyla Mehmet Aksoy’un rızası olmadan heykel kaldırılamaz” diye konuştu.
“Başbakan halktan özür dilemeli”
Kültür ve Sanat Emekçileri Sendikası tarafından yapılan açıklamada da “Her fırsatta, her konuşmasında şiirler okuyan, sanatçıları ve aydınları kahvaltılı toplantılar düzenleyerek politikalarına ikna etmeye çalışan, mitinglerinde soldan ve sağdan sanatçıların ismini aynı anda zikreden ve böylece sanata ve sanatçıya önem verdiğini kanıtlamaya çalışan Başbakanın aslında sanatın ve sanatçının dostu olmadığı anlaşılıyor” denildi. Hiçbir Başbakanın bir sanat eserine müdahale etme hakkına, sanat eserinin ortadan kaldırılmasını isteme hakkına sahip olmadığı belirtilen açıklamada, “Hiçbir Başbakan’ın Türkiye’nin önde gelen heykeltıraşlardan birinin yapıtına ucube deme hakkına sahip değildir. Başbakan Tayyip Erdoğan bir kez daha haddini aşarak sahip olmadığı bir hakkı kullanmaya kalkmıştır. Ama şunu da gördü ki bu ülkenin sanatı sahipsiz sanatçısı yalnız değildir. Mehmet Aksoy’un heykeli için ettiği laf sanatçılarda ve sanatseverlerde derin bir öfke yaratmıştır. Biz Başbakanın sözlerini geri almasını, sanatçılardan ve halktan özür dilemesini ve bir daha sanatı ve sanatçıyı rencide etmemesini istiyoruz” denildi.
”Bu ülkenin sanatı sahipsiz sanatçısı yalnız değildir”
Kültür Sanat-Sen Genel Merkezinden yapılan yazılı açıklamada da , Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Kars gezisi sırasında Mehmet Aksoy’un heykelini ”ucube” olarak nitelendirmesi ve heykelin kaldırılmasını istemesi eleştirildi.
Mehmet Aksoy’un Türk Ermeni dostluğu için yaptığı heykele, Başbakan Erdoğan’ın ”ucube” deme hakkına sahip olmadığı öne sürülen açıklamada, şu görüşlere yer verildi:
”Hiçbir başbakan bir sanat eserine müdahale etme, sanat eserinin ortadan kaldırılmasını isteme hakkına sahip değildir. Ama şunu da gördü ki; bu ülkenin sanatı sahipsiz sanatçısı yalnız değildir. Biz Başbakan’ın sözlerini geri almasını, sanatçılardan ve halktan özür dilemesini ve bir daha sanatı ve sanatçıyı rencide etmemesini istiyoruz.”
Öte yandan Adana’da da Çukurova Üniversitesi Öğretim Elamanları Derneği, Kültür Sanat Sen, Eğitim Sen, Evrensel Kültür ve çeşitli sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri, ”ucube heykel” tartışmalarına ilişkin Başbakan Erdoğan’ın tavrını eleştiren açıklama yaptılar.
14/01/2011 EVRENSEL GAZETESİ
İşte AKP’nin ‘heykel çöplüğü’
Başbakan Erdoğan’ın ‘İnsanlık Anıtı’na ucube demesine tepkiler dinmek bilmiyor. “Heykel Çöplüğü”nde bir araya gelen aydın ve sanatçılar AKP Hükümetinin kültür ve sanatı çöplüğe çevirdiğine dikkat çekti.
‘İnsanlık Anıtı’na ‘ucube’ diyen ve yıkılmasını isteyen Başbakan Erdoğan’a tepkiler dinmek bilmiyor. Aydın Çubukçu, Cengiz Bektaş, Erkan Can, Sennur Sezer, Settar Tanrıöğen, Derya Alabora, Meral Okay ve Mehmet Güleryüz’ün bulunduğu bir çok aydın ve sanatçının çağrısıyla bir araya gelen sanatçı ve aydınlar, TRT’nin Tepebaşında bulunan binasının önündeki bekçi kulübesinin hemen arkasına atılmış heykellerin önünde açıklama yaptılar. Bulundukları yeri ‘Heykel Çöplüğü’ olarak nitelendiren sanatçı ve aydınlar, AKP hükümetinin kültür politikalarını protesto etti.
Öte yandan Başbakan Erdoğan’ın ‘ucube’ lafının yanlış anlaşıldığını savunan Bakan Günay’ın Başbakanın lafını toparlama çabası sonuçsuz kaldı. Erdoğan ‘Ucubeyi heykel için söyledim’ diyerek söylediklerinin başka bir tarafa çekilmemesini istedi. Başbakanın bu açıklamasını da değinen aydın ve sanatçılar, Başbakanın niyetinin ortada olduğunu ve bu zihniyetten kurtulmak gerektiğini dile getirdiler.
AKP, SANATA YAŞAM HAKKI TANIMIYOR
Aralarında Erkan Can, Sennur Sezer, Adnan Özyalçıner, Settar Tanrıöğen, Önder Çakar ve Şebnem Sönmez gibi isimlerin bulunduğu sanatçı ve aydınlar, Heykeltraş Atilla Onaran’ın Odakule’de bulunan Göktaşı Heykeli önünde bir araya geldi. Buradan TRT binası önünde bulunan ‘Heykel Çöplüğü’ne kadar yürüyen aydın ve sanatçılar, AKP Hükümetinin sanatçıya özgürlük, sanata da yaşam hakkı tanımadığını belirttiler.
Çöpe atılmış heykeller hakkında açıklama yapan İstanbul Heykelleri hakkında kitabı bulunan Fotoğraf Sanatçısı Ferda Çağlayan, iki heykelin Büyükçekmece Belediyesinin 2000 yılından beri devam eden Uluslararası Heykel Sempozyumu’nda yapıldığını aktardı. Hollandalı sanatçı Jerome Symons’ın ve Ümit Öztürk’ün her ikisi de “Dalga” ismini taşıyan heykellerinin, Büyükçekmece Belediyesi tarafından TRT’ye hediye edildiğini söyleyen Çağlayan, heykellerin önce Harbiye’de İstanbul Radyosu önüne yerleştirildiğini ancak TRT yönetiminin değişmesinin ardından heykellerin buraya atıldığını dile getirdi.
BAŞBAKAN ÖZÜR DİLESİN
Daha sonra basın açıklamasını Evrensel Kültür Dergisi Yazı İşleri Müdürü Nuray Sancar okudu. AKP Hükümetinin iktidara geldiğinden bu yana milliyetçi, muhafazakar, çağ dışı bir kültür politikası izlediğine dikkat çeken Sancar, bir uygarlık beşiği olan Anadolu’nun kültürel çeşitliliklerini hatırlatan ve yansıtan eserlere barbarca saldırdığını ifade etti. Hiçbir başbakanın bir sanat eserine müdahale etme hakkına, sanat eserinin ortadan kaldırılmasını isteme hakkına sahip olmadığına dikkat çeken Sancar, “Kitap yaktıran, heykel kırdıran, tablo parçalayan, sinema ve tiyatro yasaklayan gerici ve faşist zihniyetin insanlık tarihine yaşattıkları hatırlanmalı ve bu kaygı verici gelişmelere son verilmelidir” dedi. Kentsel Dönüşüm Projesi kapsamında AKM’nin kapatılması, Emek Sinemasının yıkılmaya çalışılması ile biriken tepkinin heykel saldırısıyla had safhaya ulaştığını belirten Sancar, Başbakanın sözlerini geri alarak, sanatçılardan ve halktan özür dilemesini istedi.
Yapılan açıklamanın ardından Şair-Yazar Sennur Sezer, TYS Başkanı Enver Ercan ve Senarist Önder Çakar da birer konuşma yaparak AKP Hükümetinin Kültür politikalarını protesto ettiler. (İstanbul/ EVRENSEL)
KÜLTÜREL MİRAS YOK EDİLİYOR
Kültür Sanat-Sen de yaptığı açıklamayla, Başbakan Erdoğan’ın Mehmet Aksoy’un heykeline “ucube” demesini kınadı. Erdoğan’ın sözlerini eleştiren Kültür Sanat-Sen “Bu tutum, sanata ve sanatçılara karşı sürekli haddini aşan ifadelerde bulunan hükümetin son marifetidir” dedi. Kültür Sanat-Sen Genel Merkezinden yapılan yazılı açıklamada, Mehmet Aksoy bir başka heykeline de AKP’li Belediye Başkanı Melih Gökçek’in “Böyle sanatın içine tükürürüm” dediği hatırlatıldı. Açıklamada, bir yandan kültürel mirasın AKP tarafından yok edildiği, diğer bir yandan ise “Türk İslam sentezci” bakış açısıyla kültürel çalışmalara fonlar harcandığı belirtildi.
O kameralar telekulaklı çıktı
Devlet Halk Dansları’nın prova salonuna kamera yerleştirilmesiyle başlayan kriz büyüyor.
Devlet Halk Dansları sanatçılarının prova yaptığı salona kamera yerleştirilmesiyle başlayan kriz büyüyor. Kameraların konuşmaları da kaydettiği belirlendi. Bayan dansçıların kocaları da, ‘’Eşlerimizin görüntü ve konuşmaları kaydediliyor. Suç duyurusunda bulanacağız’’ diyerek kameraların sökülmesini istedi.
Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı Devlet Halk Dansları Topluluğunun prova yaptığı salona kamera yerleştirilmesi ortalığı karıştırdı. Kameraların görüntünün yanı sıra, sesleri de kaydettiği ortaya çıktı. Sanatçılar, kameralar sökülmediği taktirde boykota hazırlanırken, bayan dansçıların kocaları da, ‘’Eşlerimiz ne hakla kaydedilip, izleniyor. Kameralar sökülmezse suç duyurusunda bulanacağız’’ dediler.
Ankara’daki Atatürk Kültür Merkezi (AKM) içinde bulunan Devlet Halk Dansları Topluluğunun prova yaptığı salona, iki ayrı kameranın konulmasıyla birlikte devlet dansçıları arasında başlayan isyan büyüdü. Sanatçılar, kameraların sökülmesi için, sanat yönetmeni Kemal Sekmen’e yazılı ve sözlü müracaatta bulundular. Ancak Sekmen, bu istemi geri çevirdi ve kameraların güvenlik nedeniyle konulduğunu savundu. Sekmen’in, odasından bu kameralar aracılığıyla provaları izlediği bildirildi.
AKM’nin güvenlik personeli ile korunduğu ve dış cephede kameralar olduğunu belirten sanatçılar, aynı binada yer alan Halk Müziği, Çok Sesli Koro, Türk Dünyası ve Klasik Türk Müziği Topluluklarının prova yaptıkları salonlarda ise, kamera olmadığına dikkat çektiler. Bakanlık yetkilileri ise kameraların güvenlik amacına yönelik olduğunu aynı zamanda provaların da izlendiğini bildirdi.
SENDİKA BAKANLIĞA BAŞVURDU
Dansçıların kamera isyanı üzerine, Kültür-Sanat Sendikası (KÜLTÜR-SEN) Başkanı Yavuz Demirkaya, Kültür Bakanlığına resmi müracaatta bulunarak ‘’Özel hayatın gizliliğini de ihlal eden’’ kameraların kaldırılmasını istedi.
KÜLTÜR-SEN, Devlet Halk Dansları Topluluğu çalışanlarına da, yazılı olarak şu bilgiyi verdi:
‘’Devlet Halk Dansları Topluluğu Müdürlüğündeki kamera uygulamasının ‘Özel Hayatın Gizliliği ilkesi gereği’ durdurulması talebiyle, Sendikamız tarafından, Kültür ve Turizm Bakanlığı Personel Daire Başkanlığına yazılan 19.10.2010 tarih ve 700 sayılı yazımız, Personel Daire Başkanlığınca gereğinin yapılması istemiyle 20.10.2010 tarih ve 217760 sayılı yazı ile beraber Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğüne gönderilmiştir.’’
35 YILLIK TOPLULUK
17 Mart 1975’de kurulan Kültür Turizm Bakanlığı Devlet Halk Dansları Topluluğu 35 yıllık süre içinde çok sayıda dansçı ve eğitmen yetiştirdi. Halen 100 civarında dansçısı bulunan topluluk, yurt içindeki gösterilerinin yanı sıra, 55 ayrı ülkede bin 500 gösteri sundu.
Türk halk danslarını, müziğini ve giysilerini tanıtan topluluğun repertuarında, çeşitli yöre danslarının yanı sıra Anadolu’dan Esintiler, Kına Gecesi, Bağ Bozumu’’ gibi ülkenin değişik yörelerinden derlenen Türk halk dansları ve folklorik eserler ile 20 değişik ülkenin halk dansları ve halk şarkıları bulunuyor.
Devamı →BAŞBAKAN ÜTOPİK KONUŞUYOR
Uzun zamandır sık sık İstanbul Taksim’deki Atatürk Kültür Merkezi’yle ilgili yazılar kaleme alan Hıncal Uluç, dün Sabah gazetesindeki köşesinde, konuyla ilgili olarak Başabakan Recep Tayyip Erdoğan’ın kendisini aradığını yazdı. Başbakan’ın kendisine çok “çılgın” bir projeden bahsettiğini ancak bu projeyi şimdilik yazmyacağını söyleyen Uluç, Erdoğan’ın kendisine AKM ile ilgili projeyi de anlattığını ifade etti. Erdoğan, AKM binasının yıkılacağını, trafiğin tamamen yer altına alınacağını ve yeni binanın iki sene içersinde bitirileceğini söylüyor. Hıncal Uluç’un aktarımıyla Başbakan’ın sözleri şu şekilde:
‘AKM BİNASI YIKILACAK’
“İstanbul Belediye Başkanı olduğum günden beri içimde olan, içimde kalan bir proje var. Onu işleme koyacağız. Taksim Meydanı’nda trafik yer altına alınacak. Bu meydan eski Taksim Gezisi gibi tamamen yayalara açılacak. Çok yetersiz AKM binası yıkılacak. Mevcut oto park da yer altına ineceğinden, o arsa da, bina arsasına eklenecek ve bir mimari yarışma ile İstanbul’a, o Taksim Meydanı ile bütünleşmiş, kent simgesi bir Atatürk Kültür Merkezi yapılacak. Sadece temsil geceleri kapı açan değil, 24 saat canlı olan bir Merkez.. Şimdi bu planı gerçekleştirmek için kolları sıvamışken, mevcut binaya ‘Tadilat’ diye, 70 trilyon (Yani yeni lira ile milyon) yatırmanın âlemi yok.. Kazmayı vurduğumuz anda, iki yılda kapıları açarız.”
‘AB MÜKTESEBATINA AYKIRI’
Konuyla ilgili olarak görüşlerini aldığımız TMMOB Mimarlar Odası Başkanı Eyüp Muhçun ise AKM’nin 1. Grup Tescilli Kültür Varlığı olduğu için yıkılamayacağını ifade etti. Muhçu, “Başbakan’ın açıklamaları kendi Bakanlığının faaliyetleriyle çelişiyor. Bugün kamu kuruluşlarına düşen görev AKM’nin onaylı restorasyonunu bir an önce gerçekleştirmektir. Bunun dışındaki çabalar ulusal ve uluslar arası kültür varlıklarının korunması hukukuna, AB Müktesebatına, UNESCO kararlarına aykırıdır. Bu nedenle artık AKM’yi yıkma çabalarının kamuoyu gündeminden düşmesi gerekmektedir” dedi. BirGün
‘Tüm bunlar oyalama taktiği’
Kültür Sanat Sendikası Genel Başkanı Yavuz Demirkaya da Başbakan’ın kafasındaki projenin uygulanamaz olduğunu söyledi. Demirkaya, “Başbakan’ın açıklamalarını bir ütopya olarak görüyorum.
Mevcut mevzuatlar ve SİT alanlarını korumaya ilişkin kanunlar açısından bu projenin gerçekleşmesi mümkün değildir. Yapabilselerdi iki buçuk yıldır AKM’yi yaparlardı.Yapamadık demek istemiyorlar, bunun yerine ‘daha büyük projelerimiz var, bizi sıkıştırmayın, iki üç yıl daha zaman verin’ diyorlar. Söylediklerinin inandırıcı olmadığını, tüm bunların bir kamuoyunu oyalama taktiği olduğunu düşünüyorum.
Samimi olsalardı AKM 70 defa bitmişti. İktidarda benim istediğim gibi olmayacaksa hiç olmasın mantığı var. Tüm bu olanları sanatı İstanbul’un göbeğinden uzaklaştırma, unutma çabası olarak değerlendiriyorum. Bu böyle olmasa, Tophane’deki gibi saldırılar da yaşanmazdı”
BİRGÜN 24.09.2010
Devamı →Bu dokuzuncu yazı, tam dokuz haftadır (Bkz: Evrensel/11.08.2010; 18.08.2010; 25.08.2010; 01.09.2010; 08.09.2010; 15.09.2010; 22.09.2010; 13.10.2010) Koruma Kurulu kararıyla tescil edilmiş, koruma grubunca 1. Grup olarak belirlenmiş; rölövesi ve yenileme avan projeleri onaylanmış İstanbul Atatürk Kültür Merkezinin hangi nedenlerle tadil edilemediğini, dolayısıyla neden hâlâ açılamadığını sorgulayıp duruyorum.
AKM’nin hangi nedenlerle tadil edilemediğini sorgularken, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı arasında AKM’nin yapımına ilişkin imzalanan protokolden sonra bütün sürecin değiştiğini, bu konuların artık Kültür ve Turizm Bakanlığının önceliği dışına çıktığını öğrenmiş bulunuyorum. Koruma Bölge Kurulunca onaylanan restorasyon avan projesinin, binayı kullanan sanatçılar ve yöneticiler tarafından sanatsal aktiviteleri ve işleyişi olumsuz etkileyeceği saptanarak uygun bulunmadığını da (Belgeleriyle sabit) biliyorum.
İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı tarafından kullanıcılar tarafından istenmeyen bu projede ısrar edilmesi üzerine, Kültür Sanat Sendikasının idari yargıda dava açtığını, mahkemenin bilirkişi incelemesi de yaptırarak önce yürütmeyi durdurma, sonra esastan karar vererek bu projeyi bozma kararını aldıklarını sizlere bir kez daha anımsatmayı görev addediyorum.
Haziran 2008 tarihinde AKM apar topar boşaltıldıktan sonra, içinde bulunan Devlet Operası, Balesi, Devlet Tiyatroları, Devlet Senfoni Orkestrası, koro ve topluluklar sağlıksız, işlevine uygun olmayan yerlere alelacele taşınıyor, taşınılan binalara da yüksek meblağlarda kiralar ödenip tadilatlar yapılıyor. Bırakın İstanbul gibi bir metropolün sanat damarlarından en önemlisinin kesilmesini, bu zarar-ziyanı kimin üstleneceğini, kimin ya da kimlerin hesap vereceğini doğrusu çok, ama çok merak ediyorum.
Opera-bale ile tiyatronun sahneleriyle aynı binada yer alması gereken ve bu sanat kollarının olmazsa olmaz parçaları olan; belli ısıda kontrollü ortamlarda çalışılması gereken atölyeler İstanbul’un dört bir yanına dağılmış durumda. Hiçbir ısıtma sistemi olmayan, hatta su çektiği için yıkılma tehlikesi bulunan, tehlikeli kimyasal madde barındırma olasılığı bulunan köhne bina ve hangarlarda üçüncü kışı geçirtecek hainlerin adlarını bilmek istiyorum.
İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansının, bu projenin uygulanmasında kendi istekleri doğrultusunda neden ısrarcı davrandıklarını, dahası AKM için ayrılan 75 milyonluk bütçeyi Bakanlığa neden aktarmadığını ısrarla soruyorum.
Diğer taraftan, Ajans, yasalara karşın projede ısrar etmeseydi süreç acaba bu noktaya gelir miydi sorusunu yeniden gündeme getiriyorum. Koruma Kurulunun, 31 Aralık 2009 tarihinde AKM’nin mevcut haliyle onarımı yolunda aldığı karara Ajans tarafından neden uyulmadığını bilmek istiyorum. 14 Ocak 2010 tarihinde gereksinimlerle ilgili Bakanlıkça koruma kuruluna başvurularak vaziyet planı onayı gerçekleştirildiği gerçeğinin ısrarla üzerinde duruyorum.
Ajansı, istediği proje gerçekleşemedi diye konuyu askıya almakla, uykuya yatırmakla; yeni bir ihale yapmak yerine, ödeneğin bittiğini söyleyip aradan sıyrılmakla suçluyorum. AKM için hazırlanan projenin yanlış olması nedeniyle iptal olması üzerine gösterilen tepkinin ödeneği yok ederek “bertaraf” edilmesini eleştiriyorum.
İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti hakkındaki yasada belirtilen İstanbul Atatürk Kültür Merkezi onarımı, Rami Kışlası’nın kütüphane olarak yenilenmesi, Ayazağa Kültür Merkezinin yapımı İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansının asli görevleri arasındaysa, Ajans nerede diye meraklanıyorum.
İstanbul Atatürk Kültür Merkezi onarımı için çeşitli Bakanlıklar, kurum, kuruluş, sivil toplum örgütü ve benzin gelirlerinden elde edilen maddi kaynaklar bugüne kadar nerelere sarf edildi, bir gıdım dahi olsun bilgi alamıyorum.
Mimar Murat Tabanlıoğlu, ekip başı olarak mühendislik hizmetleri karşılığı Ajanstan tahsil ettiği 2 milyon 533 bin Türk lirasını kimlere, nerelere ödediğini müspet evraklara istinaden tevsik edebilir mi diye kurcalıyorum, sonuca ulaşamıyorum.
Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nun 65 (a) maddesi kültür ve tabiat varlıklarını tahrip edenlerle ilgili 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası uygulanmasına amir olduğuna göre, Atatürk Kültür Merkezinin bu halde bırakılmasının bal gibi kültür varlığının tahrip olması anlamına geldiğine inanıyorum. Hem yukarıda sıraladığım konularda, hem de Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun ilgili maddesinin uygulanması hususunda Sayın İstanbul Cumhuriyet Başsavcısına şikayetçi sıfatıyla suç duyurusunda bulunmamı (Bkz: Evrensel-15 Eylül 2010) tekrarlıyorum.
Bu arada, Uluslararası Tiyatro Eleştirmenleri Birliği Türkiye Merkezi’nin yönetim kurulu, bu konuda bir imza kampanyası düzenlenmesine çağrıcı oluyor. Aşağıda imzası bulunanların da suç duyurusunda bulunduklarının açılan dosyaya kabulünü Sayın savcıdan arz ve talep ediyorum.
Soruların (varsa) yanıtlarının AKM ile ilgili sır perdesini aralayacağına, hatta açacağına inanarak, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına yaptığım suç duyurusunu destekleyenlere yürekten, içten minnet duygularımı iletiyorum.
Destekleyicilerimin adlarını aşağıda abece sırasına uygun olarak açıklıyorum.
Adnan ÖZYALÇINER (Yazar); Ahmet LEVENDOĞLU (Tiyatro Stüdyosu Genel Sanat Yönetmeni); Akif YEŞİLKAYA; Arzu AÇIKGÖZ; Atila ALPÖGE (Yazar); Ayşen İNCİ (Oyuncu); Ayşen ÖNEN (Uluslararası Hukukçu Kadınlar Konfederasyonu Başkan Yardımcısı); Başak MEŞE (Tiyatro Pera-Oyuncu); Defne HALMAN (Oyuncu); Dilek ÜNAL (Tiyatro Pera); Emek Uyar; Emre ERDEM (Dramaturg/Tiyatro Eleştirmeni/ITI Başkan Yardımcısı); Erdinç ANAZ (Tiyatro Pera-Oyuncu/Koreograf); Esen ÇAMURDAN (Dramaturg/Tiyatro Eleştirmeni); Eser RÜZGÂR (Tiyatro Eleştirmeni); Ezgi KASAPOĞLU (Tiyatro Pera); Filiz KUTLAR (Oyuncu); Fuat ULUS (Dr/Psikiyatr); Genco Erkal (Dostlar Tiyatrosu-Oyuncu/Yönetmen); Gözde ÖZDEMİR; Hale ŞENÖZGEN; Hasan ANAMUR (Prof. Dr./Tiyatro Eleştirmeni); Hasan ÖZTÜRK; Hülya KARAKAŞ (Oyuncu/Yönetmen); Hülya NUTKU (Prof. Dr./Tiyatro Eleştirmeni); İhsan ATA (Tiyatro Eleştirmeni); İlker YİĞEN (Tiyatro Pera); Kamer YILDIZ (Tiyatro Stüdyosu); Koray TARAKÇIOĞLU (Tekstil Mühendisi); Levent ÖKTEM (Tiyatro Pera-Oyuncu); Leyla ERBİL (Yazar); Leyla YAZICI; Linda ÇANDIR (Tiyatro Pera); Mehmet ASLAN (Tiyatro Pera); Mehmet ATAK (Oyuncu/Yönetmen); Mesut ÖNEN (Prof. Dr./Hukukçu); Metin Boran (Tiyatro Eleştirmeni); Muhammet UZUNER (Tiyatro Pera); Murat KARASU (Oyuncu/Yönetmen); Nesrin KAZANKAYA (Tiyatro Pera- Oyuncu/Yönetmen); Nihat BEHRAM (Şair/Yazar); Nihat ZİYALAN (Oyuncu); Nurkut İLHAN (Oyuncu); Okan KAYABAŞ (Tiyatro Pera); Orhan AYDIN (Oyuncu/Yazar); Oyuncular Tiyatro Grubu ÇALIŞANLARI; Ömer İVEDİ (Tiyatro Pera);Özdemir NUTKU (Prof. Dr./Tiyatro Eleştirmeni/Tiyatro Tarihçisi/Yönetmen); Pınar KÜR (Yazar); Salima SÖKMEN (Koreograf); Selin Erensal; Sennur SEZER (Şair/Yazar); Serda KORDELER AKTUNA (Tiyatro Stüdyosu); Şafak ERUYAR (Tiyatro Pera-Dramaturg); Tilbe SARAN (Oyuncu); Tuğçe Şartekin KARASU (Oyuncu); Tuncer CÜCENOĞLU (Oyun Yazarı); Tutku SİCİMALİ; Tülin ONAT (Ressam); Volkan AKTAN (Tiyatro Pera); Yaman TÜZCET (Oyuncu); Yıldız KENTER (Prof./Kent Oyuncuları-Oyuncu/Yönetmen); Yılmaz ONAY (Yönetmen/Yazar); Yusuf ERADAM (Tiyatro Eleştirmeni); Yücel ERTEN (Oyuncu/Yönetmen); Zeynep ALTIOK (Reklamcı); Zeynep ÖZDEN (Tiyatro Pera).
Bu adlar arasında, yıkılmasın diye üç yıl önce AKM’nin önüne kurulan kocaman podyuma çıkıp mangalda kül bırakmayan onca tiyatrocunun, sivil toplum örgütü yöneticisinin, bestecinin, opera-bale sanatçısının, köşe yazarının, müzisyenin, yazarın, şairin, çizerin çoğunluğu yok diye inanın üzülmüyorum. Andante Müzik Dergisi’nin mail ortamında esip gürleyen, gencecik müzisyen, “Clarinettist” Sevgili Ecesu Sertesen’in çağrısı doğrultusunda AKM’nin önünde toplanalım sloganlar atalım, aryalar çığıralım, kemanlar, davullar çalalım, şiirler okuyalım diyenlerin bu “dava”nın neresinde bulunduklarını hiç mi hiç araştırmıyorum. “Yahu, bu memlekette böyle bir metni imzalayacak buncacık mı tiyatrocu, sivil toplum örgütü yöneticisi, üyesi, besteci, opera-bale sanatçısı, köşe yazarı, müzisyen, şair, yazar, çizer varmış” diye vallahi hayıflanmıyorum. Sessiz, sakin, ensesine vur lokmasını al halkımın sanatsever kesimi, belki bundan sonra aklını başına devşirir diye umutlanmamı sürdürüyorum.
Sayın İstanbul Cumhuriyet Başsavcım, sesime kulak vereceğinize inanıyorum.
Gerisi kamuoyunun takdiri, Sayın İstanbul Cumhuriyet Başsavcısının işi, “Benden buraya kadar” diyorum…
Devamı →GÖZLEMEVİ
ÜSTÜN AKMEN-akmen@evrensel.net
Allah hayırlara getirsin, dün gece sabaha karşı bir düş gördüm
Aman, aman, aman; Allah hayırlara getirsin, dün gece sabaha karşı bir düş gördüm, öyle bir düş ki, sormayın gitsin. Kocamaaan, adeta uçsuz bucaksız bir mahkeme salonundaymışım. Kendimi Mahkeme-i Kübra’dayım sanıyorum, gel gelelim pek benzetemiyorum. Dinleyici sıralarından birinde, halkın içinde oturuyorum. Ne de olsa gazeteci kimliğim var; yanımdakine, sağımdakine, solumdakine, etrafımdakilere sorup soruşturuyorum. Nerede olduğumun yanıtını bulamıyorum. En nihayetinde mübaşir dayanamıyor: “Sus ve yerine otur! Burası Mahkeme-i Kübra değil, ama adalet-i ilahiyenin tam manasıyla tecelli edeceği tek yer burasıdır” diyor.
Amanııın! En büyük mahkemeymiş bu, mahkemelerin en yücesiymiş. Çıkılırmış hükmedenin, tek hakimin, yegane mutlak adalet sahibinin, yani halkın huzuruna, açılırmış “amel” defterleri. “Kiramen katibin” melekler falan yokmuş burada, hayırlar ve şerler, her şey, ama her şey halkın terazisinde ölçülür, halkın muhasebesinin eleğinden geçermiş.
Düş değil mi bu, duvardaki saat, gerçeği çeyrek geçiyordu ki, Başsavcı salona girdi. Günlük giysisinin üstüne el dokuması kıpkırmızı kumaştan, altın sırmalı yakası ve elde dikme bedeniyle fevkalade gösterişli bir cübbe giymişti. Cübbenin yakası bol ve kolları kürklüydü. Çıktı kürsünün ortasına oturdu. Yanımdaki halktan birine: “Eee” dedim, “hakim nerede?” Mübaşir koştu yanıma geldi, kulağıma: “Sus be adam, burada sadece savcı vardır, hakim halktır” deyince pek utandım.
Sanık sıralarındaki kişilerin tamamına yakınını tanıyordum. Başsavcı içlerinden birine parmağıyla işaret etti: “Ayağa kalk” dedi. Ayağa kalkan, ayan beyan gördüm ki İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı Yürütme Kurulu Başkanı Şekib Avdagiç’tir. “Dosya önümde, soruşturmayı başlatıyorum, bir diyeceğin var mı” diye sordu. Şekib Bey, boynunu sağ omzuna doğru eğdi: “Ne diyeyim Efendim, dileyelim ki Cenab-ı Hakk bizi bu dünyada da, öbür dünyada da zelil ve mahcup eylemez inşallah…”
Başsavcı: “Bu işler dilemekle, af istemekle falan halledilemez” diyecekti, demedi, kürsüde şöyle bir gerindi, dineldi, sadece: “İstanbul Atatürk Kültür Merkezi 06.01.1999 gün 10521 sayılı Koruma Kurulu Kararı’yla tescil edilmiş, 30.10.2007 gün 1344 sayılı Kararla da koruma grubu 1. Grup olarak belirlenmiş. 06.12.2006 tarih, 689 sayılı Kararla rölövesi, 14.05.2008 gün, 1783 sayılı Kararla restorasyon avan projesi onaylanmış. Tamam, mı” diye sual eyledi. Avdagiç sağındaki solundaki arkadaşlarına baktı: “Tamam Efendim” diye yanıtladı.
“Kültür ve Turizm Bakanlığı ile İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı arasında AKM’nin yapımına ilişkin imzalanan protokolden sonra bütün süreç değişmiş, bu konular artık bakanlığın inisiyatifi dışına çıkmış. Kültür ve Turizm Bakanı böyle söylüyor. Tamam mı” diye gene sordu. Avdagiç gene: “Tamam” diye yanıtladı.
“Koruma Bölge Kurulunca onaylanmış çeşitli projeler hazırlamışsınız. 24.12.2008 gün 2268 sayılı Kararla Koruma Bölge Kurulunca onaylanan restorasyon Avan Projesi, binayı kullanan sanatçılar ve yöneticiler tarafından sanatsal aktiviteleri ve işleyişi olumsuz etkileyeceği saptanarak uygun bulunmamış. Sizin başında bulunduğunuz Ajans, kullanıcılar tarafından istenmeyen bu projede ısrar etmiş. Bunun üzerine Kültür Sanat Sendikası İdari Yargıda dava açmış. Mahkeme, bilirkişi incelemesi de yaptırarak önce yürütmeyi durdurma, sonra esastan karar vererek bu projeyi bozma kararını almış. Tamam mı” dedi gene Başsavcı. Halk cephesinden küçük ses tınıları geliyordu, Avdagiç bu soruya da: “Tamam” dedi.
Başsavcı yeni soruyu anında patlattı: “İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansının 2011 yılı başından itibaren yerinde yeller esecek. Çalışanlarının her biri başka yer, iş ve görevlere gidecek. O halde, binayı/işleyişi bilmeyen geçici bir kuruluş olan İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı, bu projenin uygulanmasında kendi istekleri doğrultusunda neden ısrar etti? AKM için ayrılan 75 milyonluk bütçeyi bakanlığa aktarmayı neden düşünmediniz?” Şekib Bey, yanıt verir gibi yaptı, sesi çıkmadı, ama elini havaya falan kaldırdı, bağırır havası yarattı, Başsavcı hiçbir şey anlamadı, anlamadığını da sağına soluna bakınarak halka anlattı. Halk anladı.
Başsavcı, önündeki dosyaya baktı: “Pekiii” dedi. Durdu düşündü. “Kültür Sanat Sendikası tarafından dava açılması nedeniyle Atatürk Kültür Merkezi onarımının yapılmadığı yolunda iddialarda bulunması bence gerçeği yansıtıyor, ama haydi benim düşüncemi boş verin! Şimdi tek sorum var, acaba Ajans, yasalara rağmen kendi düşünce ve ısrarlı isteklerine göre, doğru olmayan bir proje yaptırmaya gayret etmeseydi süreç bu noktaya gelir miydi?” Şekib Bey, gene yanıt verir gibi yaptı, sesi çıkmadı, ama elini havaya falan kaldırdı, bağırır havası yarattı, Başsavcı hiçbir şey anlamadı, anlamadığını da halka gene sağına soluna bakınarak anlattı. Halk anladı.
Başsavcı önündeki tuğla kalınlığındaki dosyayı şöyle bir karıştırdı: “Bakınız, Ertuğrul Günay, Kültür ve Turizm Bakanlığı, İstanbul 9. İdare Mahkemesinin 16.12.2009 tarih ve E.2009/79 K. 2099/2088 sayılı İptal Kararı üzerine konunun uzamaması için Danıştay nezdinde karara itiraz etmeyerek, geç de olsa davadan feragat ettiklerini açıklamış. Mahkeme kararlarına uygun olarak tüm işlemleri çok kısa sürede tamamlayarak ihaleye hazır hale getirdik demiş, eee ne bu iş” dedi. Şekib Bey, yanıt verir gibi yaptı, sesi çıkmadı, ama elini havaya falan kaldırdı, bağırır havası yarattı, Başsavcı hiçbir şey anlamadı, anlamadığını da sağına soluna bakınarak halka anlattı. Halk anladı.
Başsavcı, sinirli bir hal aldı. İki kez öksürdü, sinirden kaşı gözü oynadı: “Şekib Bey, Şekib Bey, Kültür ve Turizm Bakanlığının, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurullarının İdari yargıda devam eden konuları mevzuatı gereği inceleyemeyeceğinin bilincine vararak davadan feragat etmesi, İstanbul 9.İdare Mahkemesinin verdiği kararın uygulanmasına katkıda bulunmak sayılır mı, sayılmaz mı” diye bağırdı. Şekib Bey, aynen öncekiler gibi yanıt verir gibi yaptı, sesi çıkmadı, ama elini havaya falan kaldırdı, bağırır havası yarattı, Başsavcı hiçbir şey anlamadı, anlamadığını da sağına soluna bakınarak halka anlattı. Halk anladı.
“Bakanlık, yargı kararına uygun olarak Koruma Kuruluna başvurmuş, Koruma Kurulu da 31 Aralık 2009 tarihinde AKM’nin mevcut haliyle onarımı için karar almış. Daha sonra 14 Ocak 2010 tarihinde gereksinimlerle ilgili bakanlıkça koruma kuruluna başvurularak vaziyet planı onayı gerçekleştirilmiş. E ne halt yemeye (Burada Başsavcı kibarlık yaptı, özür diledi) Atatürk Kültür Merkezinin tadilatını gerçekleştirmediniz be… (Sözlerinin gerisi anlaşılamadı, ama devam etti) Ajansın, bu süreçten hemen sonra onarım için ihale yapması gerekirken, ‘sendika engel oldu’ gibi bir söylem içine girmesi ne demek? Anlaşılıyor ki Kültür ve Turizm Bakanlığı, kanunda belirtilen süre içerisinde yasalara uygun davranma görevini bihakkın yerine getirmiş. Buna mukabil siz, istediğiniz proje gerçekleşemedi diye konuyu askıya almış, uykuya yatırmışsınız. Yeni bir ihale yapmak yerine, ödeneğin bittiğini ifade ederek Atatürk Kültür Merkezinin onarılması işine fevkalade gayriciddi bir yaklaşım sergilemişsiziniz. Hazırlanan projenin yanlış olması nedeniyle iptal edilmesi üzerine, gösterilen tepki, ödeneği yok ederek mi ortaya konulmalı, bu ne aymazlıktır! Şekib Bey, artık alışılan biçim içinde yanıt verir gibi yaptı, sesi çıkmadı, ama elini havaya falan kaldırdı, bağırır havası yarattı, Başsavcı hiçbir şey anlamadı, anlamadığını da sağına soluna bakınarak halka anlattı. Halk anladı.
Başsavcı, artık iyice sinirlenmeye başlamıştı, bu kere bağırdı: “5706 sayılı İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Hakkındaki Kanun’un 11. maddesinde belirtilen İstanbul Atatürk Kültür Merkezi onarımı, Rami Kışlası’nın kütüphane olarak restorasyonu, Ayazağa Kültür Merkezinin yapımı İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansının asli görevleri arasında değil mi? Bu görevler neden yerine getirilmedi? Engel neydi?”
O sırada Şekib Bey’in dayanma gücünün azaldığını fark ettim. Ama gene yanıt verir gibi yaptı, sesi çıkmadı, ama elini havaya falan kaldırdı, bağırır havası yarattı, Başsavcı hiçbir şey anlamadı, anlamadığını da sağına soluna bakınarak halka anlattı. Halk anladı.
Başsavcı, İstanbul Atatürk Kültür Merkezi onarımı için çeşitli Bakanlıklar, kurum, kuruluş, sivil toplum örgütü ve benzin gelirlerinden elde edilen maddi kaynaklar bugüne kadar nerelere sarf edildi diye de sordu, ama yanıt alamadı. Kimi kaynakların kullanılmamasının yasalara, etik ilkelere uyup uymadığını irdeledi: “Ajansın bu konularda ciddi olarak sorgulanması gerekiyor” dedi. “Başbakanlık, Kültür ve Turizm Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı denetçileri uyuyor mu yahu” diye hayıflandı, üzüntüden perişandı.
“2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nun 65 (a) maddesi kültür ve tabiat varlıklarını tahrip edenlerle ilgili 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası uygulanmasına amir. Binanın bu halde bırakılması kültür varlığının tahrip olması anlamına geliyor. Halkım ne düşünüyor” diye yüksek sesle bağırdı. Halk bayraklarını salladı, mahkeme salonuna nikAh salonundan çıkarak gelmiş yeni evli çiftin gelin olanı duvağını çıkarıp kürsüye doğru fırlattı, Başsavcı alçak sesle mırıldandı: “Kentli olmak bilinci bayağı arttı”
Başsavcı, bıkkın ve yorgun, başka birini ayağa kaldırdı: Murat Tabanlıoğlu’ydu bu. Ekip başı olarak diğer mühendislik hizmetleri karşılığı Ajanstan tahsil ettiği 2 milyon 533 bin Türk lirasını kimlere, nerelere ödediğini müspet evraklara istinaden neden tevsik edemediğini sorduğunda Tabanlıoğlu: “A eyli ala ula da amburleyli ap up/ba beyli bala bula bımbır beyli bap bup/ca ceyli cala cula cımbır ceyli cap cup…” diye yanıt vermez mi! Başsavcı, dosyayı fırlattı attı: “Sizin işinizi halka havale ediyorum” dedi, salondan çıktı.
Halk bağıra çağıra hep birlikte ayağa fırlarken, düşüm beynimden uzaklaştı, uykum kaçtı, gözlerim fal taşı gibi açıldı. İyi de, anlayamadım, yanımda uyuyan sevgilim, neden benden uzaklaştı, bana sabaha kadar neden öyle korkuyla baktı?
Devamı →Kafasına taktı bir kere, Taksim’deki Atatürk Kültür Merkezi’ni (AKM) yıkacak.
Aslına bakarsanız, AKM yaklaşık iki yıldır yıkılmış durumda zaten. Sanat merkezini kapatmak yıkmak değil mi?
Eski Kültür Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı H. Hüseyin Akbulut’a göre de kapatmak, yıkmakla eşdeğer: “AKM’de 2006 yılı içinde opera ve bale 185, senfoni orkestrası 59, tiyatro 446, klasik koro 16, modern folk 18. 23 sergi ve bakanlığın 96 sanat ektinliği olmak üzere 855 etkinlik gerçekleştirildi. Bu, günde en az üç etkinlik anlamına gelir ki, dünyada bir başka örneği yoktur. Bir yılda yaklaşık 1 milyon insanın girdiği AKM, Haziran 2008 yılından bu yana yıpranmaya ve ölüme terk edildi.”
Recep Tayyip Erdoğan, “Binanın onarımı için 50-60 milyon gerekir” diyor ya, H. Hüseyin Akbulut, çarpıcı bir karşılaştırma ile o söze yanıt veriyor:
“Ayazağa’daki konser salonunun kaba inşaatı neredeyse bitmişti. O aşamaya gelmesi için devletten 30 milyon dolar, İMKB’den de 3 bin 500 dolar olmak üzere toplam 33 milyon 500 dolar harcanmıştı. Şimdi o bina toptan yıkılıyor, yeni bir proje yapılıyor ve harcanan paralar çöpe atılıyor.”
İlgililerin ilgisizliğine gelince:
“Merak ediyorum, Kültür Bakanı Ertuğrul Günay, sorumluluk alanını İstanbul 2010 Kültür Ajansı ve Başbakan’a mı devrediyor? İşin acıklı yönü, AKM’nin işlevini en iyi bilmesi gereken Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürü ile Devlet Tiyatrosu Genel Müdürü’nün sorun kendilerinin değilmiş gibi sessiz kalmalarıdır. Oysa özel yasaları gereği yetki de, sorumluluk da onlardadır.”
AKM yıkılırsa, sorumlusu onlardır, biline.
Cumhuriyet – Işık KANSU 04.10.2010
Devamı →